MÜNICH GÜVENLİK KONFERANSI VE AFGANİSTAN:
TÜRKİYE BATIDAN KOPAMAZ (MI)?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davudoğlu 5-7 Şubat'ta 46 yıldır düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı'na konuşmacı olarak katıldı.
Dünyada Dış politika ve Güvenlik politikası konularında “küresel eliti” toplayan bir nevi “dış politika Davos"u” olan bu toplantıda konuşulanlar Türkiye"nin politikalarını etkileyecek konuşmaları ve tartışmaları beraberinde getirdi.
Gayri resmi bir havası olmasına rağmen her ülkenin siyasetçileri ülkelerinin pozisyonlarını anlatma fırsatı bulurken, aynı zamanda da çok sert eleştirilere maruz kalırlar bu toplantıda. O nedenle gerçek anlamda bir “beyin fırtınası”yaşanır Münih"te. Her yıl silahlanma karşıtı en azından 5000 kişi bu toplantıyı protesto eder, konferansın yapıldığı Bayerischer Hof"un 600 metre uzağında. Çünkü Güvenlik nedeni ile ancak oraya kadar izin verilir göstericilere.
2008 yılına kadar 12 defa Güvenlik Konferansı'na katılan biri olarak defalarca bu durumu ve küresel tartışmaları takip etme, katılma ve katkıda bulunma ve de tecrübe etme fırsatım oldu.
Münih Güvenlik Konferansı'na genelde savunma bakanlarımız katılırdı. Çok defalar Savunma eski Bakanı Sabahattin Çakmakoğlu, sonra şimdiki Bakan Vecdi Gönül, CHP lideri Deniz Baykal, Başbakan Tayyip Erdoğan katıldı. Bir çok defa CHP Milletvekili İlhan Kesici de katıldı. Daha önce Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın da. Hepsi ile çok güzel deneyimler yaşadık bu konferanslarda ve hep Türkiye gündemde olan konular arasında idi. Bu son konferansta da olduğu gibi.
TÜRKİYE BATIDAN AYRILYOR MU?
Son dönemlerde Türk dış politikası Batıdan ayrılıyor mu sorusuna verilen yanıtın hayır olduğunu söyledik hep. Batıdan kopmanın söz konusu olmadığını, olamayacağını en somut örneği olarak da son günlerde hem geçen hafta İstanbul da yapılan gayri resmi NATO Savunma Bakanları toplantısında hemde Münih "te görüldü. Şimdi bunu kısaca açmakta fayda var.
BATI TÜRKİYE'YE YENİ KONUM VE SORUMLULUK VERECEK
Türkiye, NATO"nun son dönemlerde geliştirmeye çalıştığı yeni arayış ve yaklaşımında çok farklı bir konuma oturtuluyor. Başkanlığını ABD Dışişleri eski Bakanı Madeleine Allbright"ın yaptığı ve “Group of Experts” (Uzmanlar Grubu) tanımlanan 12 kişiden oluşan bir ekibin mayıs ayına kadar NATO"nun Küresel tanım ve politikaları açıklanacak. Bu toplantılardan Prag'ta olanına ben de katıldım ve 5-7 Mart'ta da Londra'da yapılacak olana katılacağım. 4-5 Şubatta Viyana'daki AGİT “Barış İçinde ortaklık “ Konferansına da katıldım. Bu toplantılardan çıkan sonuç, Türkiye"ye yeni bir konum ve sorumluluk verileceği olarak görülmektedir. Zaten Dışişleri Bakanı Davutoğlu da Münih"teki konuşmasında ve daha önceki konuşmalarında bu konu ile ilgili açıklamalarda bulundu.
İki hafta önce İstanbul'da yapılan gayri resmi Afganistan-Pakistan konferansı Türkiye"yi Afganistan'da daha da etkili hale getirmek için düzenlendi. Çünkü hemen ardından Londra'da yapılan Uluslararası Afganistan Konferansı Türkiye"yi “yükselen yıldız” yaptı. Londra'da Dışişleri Bakanı Davudoğlu çok büyük bir iltifat ve saygı gördü. Şimdi burada sorulan temel soru, Türkiye NATO"nun genelde de “Batı"nın” beklentilerine uyacak mı sorusunda yatmaktadır. NATO konularında uzman Karl-Heinz Kampf hem son makalesinde hem de Viyana'daki konferansta “Batı tanımının şimdi daha da genişlediğini ve Avustralya ve Yani Zelanda"yı“da kapsadığını vurguladı. NATO"nun bu anlamda genişlemesi gündeme gelecektir.
TÜRK ASKERİ AFGANİSTAN'DA KALICI MI?
Türkiye"nin bu kadar etkin bir politika takip etmesi sonucu Afganistan'da daha ağırlıklı sorumluluklar üstlenmesi gerektiği beklentisini yaratmaktadır. Hürriyet Gazetesi'nde Ferai Tınç"ın da 7 Şubat Pazar günü yazdığı gibi, Türkiye Afganistan'da, Afgan askerleri ile birlikte devriye gezip güvenlik sağlamaya başladı. Bu iyi mi kötü mü ayrıca tartışılır. Gerçek olan Türk askerinin artık Afganistan"da kalıcı olduğu gerçeğidir. Çünkü Batı Afganistan"dan çekilmeye niyetli olmadı olmayacakta. Bu anlamda ABD Savunma Bakanı Gates"in gerek Savunma Bakanı Gönül ve Başbakan Erdoğan ile yaptığı görüşmeler bu anlamda manidardır. Daha açık bir ifade ile gazetelerede yansıyan haberlerinde verdiği gibi, NATO Genel Sekreteri Rasmussen"in sağ kolu ve NATO"nun ikinci adamı bir süre sonra emekıliliği dolacak olan İtalyan meslektaşının yerine gelecek olan Cumhurbaşkanı Danışmanı Büyükelçi Hüseyin Diriöz olacaktır. Bu atama önemlidir çünkü hem Türkiye geçen yıl ki NATO zirvesinde bu konuda müzakere etmiştir, hem de Türkiye"nin bu pozisyonda bir görevli bulundurmasının zamanı çoktan gelmişti.
Şimdi bu yılın Türkiye açısından en büyük olayı Türkiye"nin küresel anlamda Batı ile hangi konularda daha çok sorumluluk alacağında yatmaktadır.
Münih Güvenlik Konferansı'nda Afganistan Devlet Başkanı Hamit Karzai yaptığı konuşmasında Batı"ya aslında Afganistan'dan neden vazgeçilemeyeceğini ve Afganistan"ın güvenliğinin neden bir küresel sorun olduğunu ve küresel bir sorumluk gerektirdiğini söyledi.
TÜRKİYE İSLAM DÜNYASINDA "BATILI BİR AKTÖR"
Şimdi Türkiye açısından bakıldığında bu coğrafyada Türkiye"nin gerekliliği Batı ile birlikte anlam kazanıyor görünmektedir. Başbakan Erdoğan"ın ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül"ün Afganistan ve Pakistan ikilisini bir arada tutmak için sarfettikleri çabayı bu Batı politikaları içinde anlamak gerek. Buna bir de İran"daki son nükleer çalışmalar konusundaki gelişmeleride eklersek, Türkiye İslam dünyasında “Batılı bir aktör” olmaktadır. Daha açık bir ifade ile Türkiye bırakın dış politikada Batı ekseninden kopmayı ve ayrılmayı aksine Batı ve NATO"nun bu bölgedeki politikalarının “tam göbeğinde” yer alan yegane ülke olmaktadır.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu"nun Afganistan ve Pakistan politikalarının “Batıdan kopuk ve kendi özgü olduğunu” söylemek zordur. Aksine takip ettiği politika Batı ile, onun çok sevdiği bir kavram olan haliyle, senkronizedir, eşgüdümlüdür. Bağımsız ve ayrı bir politika olmamıştır ve olmasıda zor gözükmektedir.
İRAN ARTIK NÜKLEER BİR GÜÇTÜR
İran konusunda da benzer bir politika takip edilmektedir. İran devlet başkanı Ahmedinejadın tüm dünya televizyonlarına verilen bir kaç boyutlu gözlüklü fotoğrafları ve yüzündeki gülümseme, tipik bir zafer edasıdır ve öyledirde. Çünkü Batı artık İran"ın nükleer güç olmasını engellemekten çok uzaktır ve İran bölgede artık, en azından uzmanlar ve akademisyenler arasındaki tartışmalarda, bir nükleer güçtür. Bunun bölgesel ve küresel etkileri tabiiki daha da tartışılacaktır. Fakat Türkiye"nin İran"ın nükleer politikalarını desteklemediği de bilinmektedir. Davutoğlu"nun bölgede hiç bir gücün nükleer olmasını istemedikleri sözleri tamamen bir söylemden ibarettir. İsrail ve İran nükleer güçtür ve Türkiye değildir. Bölgedeki somut durum da budur!!!
KOMŞULARLA SIFIR PROBLEM, PROBLEM Mİ OLUYOR?
Türk dış politikasında Afganistan daha da önemli olacaktır. En azından AKP hükümeti devam ettiği sürece. Türkiye"nin bölgede takip ettiği komşular ile sıfır problem, Türkiye"nin aleyhine problem olmaya başlamıştır. Nükleer bir İran"ın Türkiye algılaması bugünkü gibi olmayacaktır ve İran Türkiye"ye yukarıdan bakacaktır. Çünkü sonuçta İran bulunduğu coğrafi konumu, enerji kaynaklarına sahip olması ve askeri yapısı ile “birinci sınıf bir jeopolitik konuma” gelecektir. İsrail ile yaşanan gerginlik devam edecek gibidir.
TÜRKİYE'NİN İSRAİL POLİTİKASI
Davutoğlu Münih Güvenlik Konferansı'nda İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Ayalon'la aynı panelde konuşmak istememiş ve bir “ikinci Davos” yaratmıştır. Birde Ayalon'la karşılaşmamak için zaten küçük bir mekan olan bu hotelde “azami gayret” göstermiştir. Sonuçta İsrail ile de gerginlik devam edecek gibidir. Ankara'da İsrail Savunma Bakanı Ehud Barak ile sarmaş dolaş olurken, Ayalon'la görüşmemek, Türk kamuoyunu memnun eder tabii. Ama sonuçta muhatap İsrail hükümetidir eninde sonunda. Burada sadece gerginlik devam etmelidir yaklaşımı vardır gibi geliyor .
Sonuç olarak 2010 dış politika açısından Türkiye için çok çeşitlilik arzeden bir yıl olacaktır. Türkiye"nin çok temkinli olması gereken bir süreç başladı. Yerimizin darlığı nedeni ile Ermenistan konusuna giremedik. Fakat öyle gözüküyorki, 2010 “komşularımızla yeni sorunların çıkacağı bir yıl olacak”.
Yine de Türkiye bölgesinde halen en güçlü ülkelerden biridir ve Batı ile birlikte “aynı eksende” olmaya devam edecektir, bazılarının söylediği gibi, “ayrı eksende “olmayacaktır. Kaldı ki Batı dan ayrılmak AKP Hükümeti'nin de işine gelmemektedir. Neden gelsinki, tüm her şeye rağmen Batının nimetlerinden yararlanmasın ki? Bu da çok akılcı bir yaklaşımdır AKP politikaları açısından. Neo-Osmanlıcılık mı dediniz? O sadece kitaplarda ve nostaljik söylemlerde ve de akademik tartışmalarda!!!!!!!