![]() Erdem ÖZGÜR
|
2009 Yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri, Çankaya Köşkü'nde düzenlenen törenle sahiplerine verildi. Geleneksel sanat dalında Uğur Derman, sinema dalında yönetmen Nuri Bilge Ceylan ve kültür sanat kurumu dalında da Sabancı müzesi adına Güler Sabancı ödüllerini Cumhurbaşkanı Gül'ün elinden aldı.
Verilen devlet ödülleri sizin için ne anlam ifade ediyor? Bu tören, acaba kişisel ve toplumsal yaşadığımız sorunların açıklanmasında bizlere bazı ipuçları vermiyor mu?
Bu soruların cevabını Sayın Cumhurbaşkanı törende basın mensupları ile yaptığı sohbetinde veriyor; “Bir ülkeyi güçlü yapan, büyük yapan şey sadece ekonomisi, gelişmesi değil. Kültür ve sanat hayatı zengin olan ülkeler aynı zamanda güçlü de oluyor. Bunları dışlayıp sadece siyaset odaklanmamız bizi körleştirir. Büyük ülkelerin gazetelerine bakın, kültür, sanat, spor sayfaları ne kadar güzel. Türkiye'de hepimiz, sadece siyaset konuşuyoruz. Doğrusu çok sağlıklı değil. Kültür sanat ve teknoloji ile ilgili konular bilimle ilgili şeylerin üzerini örtmemek, ortaya çıkartmak lazım” diyor.
Siyasetin toplumsal sorunlar karşısında çözüm üretmekte zorlandığını görüyoruz. Açılımlarla toplumsal sorunlara tek başına devlet mekanizması içinde, üst yapıda alınan kararlarla sürdürmek elbette mümkün değil.
Milletin geçmişinden geleceğe sunacağı referanslar, toplumsal sorunlarımızın çözümünde bizlere yol göstermelidir. Zira toplumu salt kendi dönemi içerisindeki gerçeklik üzerine üretilen çözümler toplumsal mühendislik çabalarını geçememektedir. Ve bu gibi hamleler, her zaman hüsranla sonuçlanmaya mahkûmdur. Diğer taraftan, sadece geçmiş referanslarla hareket ederek toplumu görmemezlikten gelmek, bir o kadar sonuçları itibariyle inkisarı hayalden başka bir şey değildir.
Milletin, tarihsel havzı içerisinde toplumun nehir kaynaklarındaki değişimler bazen sel ve depremlerle yer değiştirse bile, toplum kaynağını bulmakta zorlanmaz. Bizim havzamız bu bakımdan, dünyada başka bir millete nasip olmayacak örneklere sahip. Sahip ki, asırların bütün yıkıcılığı karşısında, devlet geleneği en uzun milletler arasında bulunuyoruz.
Devlet geleneğimizin sürekliliğini sadece askeri ve idari başarılara hasretmek, kendimize yapabileceğimiz en büyük haksızlıktır. Devleti devlet yapan, milleti millet yapan, toplumu toplum yapan hiç şüphesiz kültürüdür, sanatıdır.
Sanatımız derken, bizi biz yapan değerlerden söz ediyorum. Mimarimiz, müziğimiz, edebiyatımız, çiniciliğimiz, resmimiz gurur kaynağımız. Koskoca Osmanlı Devleti"nin nerdeyse bütün kültürlerini mezcettiği bir İstanbul sanatı çıkarılmış ki dünyada eşi menendi yok.
Goethe, “Tanrım! Sanat uzun, hayatımız kısa” diyor. Sanatın sunacağı tecrübeler hayatımızın sorunlarına çözüm bulmada yol göstericimiz olması gerekmektedir. Tarihin her döneminde de böyle olmuştur. Rönesans sonrası yaşanılan değişimin meydana getirdiği toplumsal sorunların çözümü Shakspeare, Rousseau, Goethe"nin eserlerinde saklı. Kendi tarihimizde Yunus Emre, Hacı Bayram, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan, Aşık Veysel"in dilden dile, obadan dağa dolaşan şiirleri halkın yaralarına derman olmuştur.
Sanatımız Balkanlardan Orta Asya"ya, Kırımdan Yemen"e, Mısırdan Cezayir"e kadar Osmanlı içindeki kültürleri, bütün geçmiş zenginlikleriyle İstanbul üzerinden Anadolu bağrında mezcetmiştir. O yüzdendir ki sanatımız ittifakın, ittihadın, barışın ve kardeşliğin bizi biz yapan değerlerin kaynağıdır, nesilden nesile aktaran genlerdir.
Sanatımız bir Türk için ne anlama geliyorsa, bir Arap, Kürt, Ermeni, Rum, Laz ve Çerkez içinde aynı anlama gelmektedir. Sanat önümüze gelen yemekte, damağımızda bıraktığı taddadır. Ortak paydamız, ortak geçmişimiz ve ortak geleceğimizdir. Bu nedenle açılım kapıları sanatsız olmaz.
Sanatı tek başına toplumsal sorunların çözümünde adres gösterilmesi gerçekçi bir yaklaşım olamaz. Onunla toplumsal sorunlar aydınlatıldıktan sonra, uyarılan kitleler harekete geçerek, toplum kendi gerçekliği üzerinde çözüm üretecektir.
Yaşar Kemal"in romanlarından öğrendik Çukurova ağalık düzeni, töre yapısını. Orhan Kemal işçi, köylü, kadın, kimsesiz çocukları, çalışanların sorunlarını adeta toplumun gözüne sokarak, kendi kendimizin farkına vardırdı. Peyami Safa ile toplumsal ve kültürel değişimi algıladık.
Geçenlerde Usta Yönetmen Ahmet Uluçay"ı kaybettik. Onca yokluk içinde hayallerini gerçekleştirebilmiş bir sanatçıyı… 2009 yılı sanat dünyasından yıldızların kaydığı bol bir yıl oldu. Gazenfer Özcan"dan Yusuf Hayaloğlu"na, Cüneyt Gökçer"den Halit Refiğ"e, Zeki Ökten"e kadar mazimizin bir tarafında bulunan, bizde güzel hatıra bırakan güzel insanlar. Ancak bütün güzel insanlar gibi yaşarken kıymetleri bilinmedi. Son döneminde, mahkûm oldukları yalnızlıkla, eserini ölümleriyle hatırlatarak yaşamlarına elveda dediler.
Sanatı yaşatmak için hepimize görev düşüyor. Ancak siyasetçilere daha fazla görev düşüyor. Sadece ödül törenlerinde değil, kurumsal sanat çalışmalarına ihtiyaç var. Anakara, İstanbul ve İzmir"e hapsedilen sanatı Anadolu"ya, Anadolu sanatını da bu kentlere taşıyarak birbirimizi anlayabiliriz.
Bu arada İstanbul resmen 2010 yılında geçen cumartesi İstanbul"un 7 yerinde düzenlenen kutlamalarla resmen Avrupa Kültür Başkenti oldu. İstanbul meydanları gümbür gümbürdü. Yağan yağmura aldırış etmeyen İstanbullular meydanları doldurmuşlardı. Bu kutlamalarıda fırsat bilerek, sadece İstanbul değil, İstanbulun kültür ve sanat birikimini Anadoluya taşımak ve tanıtmak lazım.
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı























