SEZAİ KARAKOÇ KİMDİR
Üstad Sezai Karakoç; tarih, edebiyat, siyaset, iktisat, medeniyet gibi birçok konuda derin bilgi ve fikir sahibi bir düşünürümüzdür; “diriliş hareketi”nin kurucusudur. Fakat “kendi kendini pazarlayan” ucuz yazarlar taifesinden olmadığı için layıkıyla tanınmıyor ve yeterince kıymeti bilinmiyor.
Bununla birlikte son zamanlarda üstadın tanınmasına yönelik ciddi girişimlere şahit oluyoruz. Örneğin Kültür Bakanlığı 2006 yılında “kültür ve sanat büyük ödülü”nü üstada verdi. Geçtiğimiz günlerde de Cine-5"te gösterilmek üzere üstadın hayatını ve fikirlerini anlatan kaliteli bir belgesel hazırlandı. Ayrıca son zamanlarda üstadla ilgili birçok kitap yazıldı.
ESERLERİ İLE BİLİNMESİNİ İSTİYOR
Üstad, tamamen kendine has haklı sebeplerden dolayı, medyada gözükmüyor, ısrarla talep edilmesine karşın hiçbir gazeteye mülakat ve demeç vermiyor; televizyonlara çıkmıyor. Eserleriyle tanınmasını ve bilinmesini istiyor.
ZAMAN'DA YAZMA TEKLİFİNİ KABUL ETMEMİŞTİ
Zaman Gazetesi'nin “en tepesindeki isim” yıllar önce bürosuna kadar gidip rica ettiği halde Zaman"da yazma teklifini reddetmişti. Yine Fehmi Koru gibi pek çok ünlü isim ondan röportaj koparmak için çok uğraştı ama amacına ulaşamadı.
Yazı ve mülakat taleplerine kapalı ama kendisini ziyaret etmek isteyenlere ise mütevazi bürosunun kapısı her zaman açık. Ancak bir şartla: Sesli ya da görüntülü, hiçbir şekilde kayıt yapılmasını, not tutulmasını istemiyor. Fotoğraf çektirmiyor, kitaplarını imzalamıyor…
NEDEN MEDYAYA ÇIKMAK İSTEMİYOR?
Üstadın medyada görünmemesinin kökeni de Türkiye"de fikir adamlarına reva görülen muamelelerden kaynaklanıyor. Üstad 70"li yıllarda, kitaplarında dile getirdiği fikirlerinden dolayı, ünlü 163. maddeden mahkum oluyor. Hem hapis hem sürgün cezası veriliyor. Sırf düşündüğü için bir yazara bu ceza reva görülüyor.
Üstad da bunun üzerine, bu haksız cezayı çekmemek için belli bir süre ortalıkta görünmüyor. Üstad, bu dönemde başlayan ortalıkta görünmeme durumunu “daha sonra âdet haline getirdiğini” söylüyor.
Ben üstadı yıllardır eserlerinden takip ediyorum fakat bir türlü ziyaretine gitmek nasip olmamıştı. Sonunda 28 Ocak günü, bir vesileyle bulunduğum İstanbul"da üstadı ziyaret etmek ve sohbetinde bulunmak fırsatını da yakaladım.
Üstad dünya ve Türkiye siyasetine ilişkin çok çarpıcı değerlendirmelerde bulundu; özel hayatına dair hatıralarını nakletti. Kayıt yasağı olduğu için siyasete dair söylediklerini hafızamda kaldığı kadarıyla nakletmekte fayda görüyorum.
HALKIMIZ VE AYDINLARIMIZ
Üstad sıklıkla aydınlarımızın gafletinden, uyuşukluğundan bahsetti: Halkımız her zaman uyanıktır, her zaman en iyisini yapmıştır; önüne konulanlar kötüyse de en az zararlısını tercih etmesini bilmiştir. Aydınımız ise aynı basireti gösterememiştir. Problem halkta değil aydınlardadır. İslam medeniyetinin yeniden dirilişi için aydınların uyanması, bilinçlenmesi ve halka önderlik etmesi gerekiyor.
İSLAM ALEMİNİN TESLİMİYETİ TANZİMATLA BAŞLADI
Üstad daha sonra İslam aleminin teslimiyetinden bahsetti. Üstada göre İslam aleminin teslimi Tanzimat döneminde başlamıştır ve hala da devam etmektedir. İslam aleminin kurtuluşu bir tek ülkenin kurtuluşu ile değil topyekun İslam aleminin kurtuluşu ile mümkün olabilir.
Bu kurtuluş için Batı ile savaşmak gerekmiyor; savaşmadan mücadele etmek gerekiyor. Sonuna kadar barışçıl yolların takip edilmesi gerekiyor; fakat her türlü ihtimale de hazırlıklı olmak gerekiyor. Yani olur da bir gün savaşmak icap ederse ona da hazırlıklı olmak gerekiyor.
Üstad Türk siyaseti üzerine de görüşlerini özetle anlattı. Şunu da hatırlatmak gerekiyor ki üstad siyasetin hem teorisini hem pratiğini iyi biliyor. Üstad Ankara SBF mezunu; yani siyasetin teorisini mektebinden okumuş.
DİRİLİŞ PARTİSİ'Nİ KURDU
Aynı zamanda hayatı boyunca siyasetin pratiği ile de yakından ilişkili olmuştur. Bununla da yetinmemiş bizzat bir siyasi parti kurmuştur. Önce Diriliş Partisi"ni kurmuş, bu partinin kapatılması üzerine Yüce Diriliş Partisi"ni kurmuştur. Şu anda bu partinin genel başkanlığını yürütmektedir.
Üstad siyaset üzerine değerlendirmelerini halkın çoğunluğunun tercih etmiş olduğu DP ve devamı partiler üzerinden yaptı. Üstada göre DP, İnönü"nün girişimiyle güvenilir kabul ettiği Bayar tarafından kurulmuştur. Böyle olmasına karşın halk DP"yi sahiplenmiş ve kendi tercihleri doğrultusunda yönlendirmiştir.
TÜRKİYE'DE DARBELER NASIL OLUYOR?
Günümüzde darbe konusu revaçta olduğu için o bağlamda bir değerlendirme de yaptı. Üstada göre bütün darbelerden önce halkın teveccühünü kazanmış o dönemin büyük partisi bölünüyor, ortam hazırlanıyor ve ardından da darbe yapılıyor.
DEMOKRAT PARTİ DE 1955'TE BÖLÜNMÜŞTÜ
Üstad örnek olarak DP"nin 1955"de bölünmesini veriyor. Ben de bu konuyu doktora tezim sırasında araştırdığım için üstada hak veriyorum. DP"den kopan 20 kadar mebus önce Hürriyet Partisi"ni kurmuş daha sonra da 1957 yılında CHP"ye katılmışlardı.
O KOPUŞ DEMOKRATİ PARTİ'Yİ ÇOK ETKİLEMİŞTİ
DP"den kopanlar sayı olarak azdı ama nitelik ve etki olarak güçlüydü. Hepsi de, DP"nin “kaymak tabakası” diyebileceğimiz aydın insanlardı. Onların DP"den kopup CHP"ye iltihak etmeleri dönemin elitleri nazarında DP"nin aleyhine çok önemli bir imaj kaybı olmuştur. Onların DP"den kopması merkezî ve yerel seçkinlerin DP"den ayrılmasına neden olmuştur.
Seçkinlerin DP"ye desteğini çekmesi medyada DP"nin mahkum edilmesi sonucunu doğurdu. Çok yoğun bir medya bombardımanının ardından malum ve mahut bütün darbelerin anası 27 Mayıs gece baskını gerçekleşti…
ADALET PARTİSİ DE 12 MART ÖNCESİ BÖLÜNDÜ
Üstad 12 Mart darbesinden önce de DP"nin devamı olarak kurulan Adalet Partisi"nin bölündüğünü söylüyor. Darbeden bir yıl kadar önce yaklaşık 40 civarında milletvekili AP"den ayrılarak Demokratik Parti"yi kurdular.
Bu bölünme, iktidar partisi AP"nin zayıflamasına ve hükümetin istikrarsızlaşmasına neden oldu. Bir dizi provokatif eylemin ardından 12 Mart darbesi yapıldı. Tabii AP"nin bölünmesinde partiyi gereği gibi yönetemeyen, muhalefete söz hakkı vermeyen Demirel"in kabahati büyük…
1978'DE ADALET PARTİSİ'NDEN YİNE BİR KOPUŞ OLDU
Demirel"in basiretsizliği 12 Mart"tan sonra 70"li yıllar boyunca da devam etti. Partisini iyi yönetemediği için 1978"de 11 milletvekili AP"den koparılıp CHP"ye hükümet yolu açıldı. Bu hükümet döneminde Maraş olayları gibi, İpekçi cinayeti gibi 12 Eylül"ü olgunlaştıran derin hadiseler vuku buldu…
BİR PARTİ DIŞARIDAN DEĞİL İÇERİDEN BÖLÜNÜR
Üstada göre bir parti “dışarıdan değil içeriden bölünür.” Üstad Diriliş Partisi"ni kurup ilk meydan toplantılarını yapmaya başladığında dönemin yükselen partisi Refah Partisi"ne mensup bazıları üstada gelip “bizi böleceksin” yollu eleştirilerde bulunuyorlar. Üstad da bunun üzerine onlara “bir parti dışarıdan değil içeriden bölünür” diyor.
ÖZAL, DEMİREL'İ ÇANKAYA'YA ÇIKARMALIYDI
Bu arada üstad Özal"ın cumhurbaşkanı olmakla yanlış yaptığını da ekliyor. Çünkü o dönemde 12 Eylül öncesinin dört eğilimi yeniden siyasal alana girmişti; Anap"ın bölünmesi ve küçülmesi mukadderdi. Anap"ı bölecek parti de Demirel"in DYP"sidir. Üstada göre Özal kendisini değil de Demirel"i Çankaya"ya çıkarmalıydı… Böylece DYP"nin güçlenmesini ve dolayısıyla Anap"ın erimesini önleyebilirdi…
AK PARTİ'Yİ DE BÖLMEYE ÇALIŞIYORLAR
Üstad Ak Parti üzerine zaman darlığından dolayı doğrudan bir analiz yapmadı ama son dönemde gerçekleşen olayları analiz ettiğimizde “halkın teveccüh ettiği büyük parti”nin bölünmesi operasyonunun Ak Parti üzerinde de uygulanmaya çalışıldığını görebiliyoruz.
CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ ÖNCESİ...
Ak Parti"yi bölme girişimlerinden en önemlisi cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yaşanmıştı. Erkan Mumcu Ak Parti"den ayrılarak Anap"ı yeniden diriltmeye ve bu yolla Ak Parti"yi bölmeye çalışmıştı. Yine bu dönemde birkaç milletvekili Ak Parti"den ayrılarak Ağar"ın DYP"sine katılmıştı. Sonra bu ikisi DP olarak birleşip Ak Parti"yi bölmeye çalıştılar ama başaramadılar…
ABDÜLLATİF ŞENER
Ak Parti"yi bölme girişimlerinden biri de Şener tarafından icra edilmeye çalışıldı fakat Ergenekoncuların çok ümitlendiği Şener"in Türkiye Partisi hareketi de kadük kaldı.
TURHAN ÇÖMEZ
Bununla birlikte Ergenekoncuların Turhan Çömez yoluyla Ak Parti"nin kalbine kadar sızabildiklerini de unutmamak lazım. Balyoz belgelerinde de cuntacıların Ak Parti içinde yandaşlarının bulunduğunu öğrendik… Çömez Erdoğan"ın özel kalemi olmuştu; ayrıca özel doktorluğunu yapmıştı. Ak Parti"nin gizli ve açık toplantılarına katılmış ve partinin birçok sırrına vakıf olmuştu. Fakat o da amacına ulaşamadı…
Şu anda Ak Parti"yi bölmek mümkün değil. Dışarıdan yapılan her taarruz, her darbe teşebbüsü Ak Partililerin daha çok dayanışmasına yol açıyor. Bundan mütevellit Ak Parti"yi bölme girişimlerinin başarısız olduğunu gören derin çevreler bugünlerde yeni bir kapatma davasının alt yapısını hazırlıyorlar.
Fakat bunda da muvaffak olamayacaklar. Milletin yeniden dirilişinin önünde hiçbir suni teşebbüs başarılı olamaz. Millet iradesi bir yolunu bulup akmaya devam eder. Millet iradesinin ilk mecrası DP idi; sonra AP oldu; sonra Anap oldu; günümüzde de Ak Parti"dir. Ak Parti kapatılsa bile yeni bir mecra açılır ve kervan yoluna devam eder…