ABD’nin hegemonyasını devam ettirme adına yürütülen Büyük Ortadoğu Projesi, adeta savaş alanına dönen dünyamızda 21. asır itibarıyla ne uluslar arası ilişkiler teorilerini, ne de yaşanan vahşeti ve kanı açıklamaya yetmiyor.
Bu projenin uygulayıcıları olarak, neo-con düşünce sahiplerinin hırslarının yanında, Yahudi ve aşırı milliyetçi fikir temsilcileri görülmektedir. Zira BOP temelinde kurgulanan her politikada, İsrail ve Yahudilerin menfaatini korunması hedeflenmiştir.
Afganistan ve Irak ile başlanan projede, ABD dünyada nefret edilen ve tehdit olarak algılanan bir ülke haline gelmesini, planlayıcılar çok iyi hesaplayamadılar. Her yıl, psikolojik harekât ve kendi propagandası için milyarlarca dolar harcayan ve bu konuda lider ülke konumunda olan ABD’nin neden buna engel olamadığı detaylı bir şekilde incelenmelidir. Dahası, burada Irak’ı ABD ile birlikte işgal eden İngiltere’nin neden dünya kamuoyunda bu kadar tepki çekmediği ayrıca mercek altına alınmalıdır.
19. yüzyıl boyunca dünya dengelerinin en önemli aktörü olan ve Ortadoğu’yu şekillendiren ülke rolündeki İngiltere, diplomatik yetenekleri itibarıyla halen dünyanın en önemli ülkelerinden biri. Hatta ABD’nin ve de neo-con düşüncenin de temeli olarak adlandırılabilecek, dünyanın en gizli, en dokunulmaz yapısı olan White-Anglo-Sakson-Protestan (WASP)’ın egemenliği, bu ülkenin dünya genelindeki etkinliğini artırarak yoluna devam etmesi sonucunu doğuruyor.
Neo-con düşünce başarısız oldukça ve de ABD’deki egemenliğini kaybettikçe, WASP sahneye çıkmaya başlıyor. İngiltere bugün sessiz ve hızlı bir şekilde dünya üzerindeki konumunu güçlendirmektedir. Bunda hiç şüphesiz çok zengin bir diplomatik yetenek, istihbarat örgütlerinin gelişmişliği ve tarihsel kökleri önemli rol oynamaktadır.
Bugüne baktığımızda ise, Irak’ın en stratejik bölgelerinden bazılarında egemenliğini kuran İngiltere, petrol şirketleriyle birlikte Ortadoğu’nun bu kanlı bölgesinde kendisine güvenli bir bölge oluşturmayı ve Irak konusundaki en kilit etnik grup olan Şiiler ile yakın bir ilişki kurmayı başarmış durumda. Burada şunu da belirtmek gerekir ki, Şiiliğin modern tarih içerisindeki gelişimi incelendiğinde İngiltere’nin konumu daha rahat anlaşılacaktır.
İran konusuna gelindiğinde ise, Şiilik-İngiltere ilişkisi daha da ortaya çıkmaktadır. Ayrıca İsrail ve ABD, İran konusunda çok sert açıklamalar yaparken ve saldırı için geri sayarken, İngiltere sessiz bir şekilde kendi menfaatlerini koruma adına bir politika özgülemektedir. İran’a yapılacak bir saldırı neticesinde, İran’daki rantın paylaşılması aşamasında en karlı ülkenin İngiltere olacağı muhakkak. Ayrıca İran operasyonunun sonucu ne olursa olsun, bölgede muhafazakârlık ve de Şiiliğin etkisinin artacağı düşünüldüğünde perde arkasında uzun vadede İngiltere’nin kazanacağı beklenebilir.
İngiltere’nin bu makro politikası içerisinde, Türkiye, Kıbrıs ve İran konuları öne çıkıyor. Her ne kadar medyada dillendirilmek istenmese de, son günlerde yapılan Ergenekon operasyonu ile tasfiye edilen ekibin, neo-concular ile yakın ilişki içerisinde olduğu ve bu ekibin başarısız olması nedeniyle yeni bir ekibin oluşturulma gereği duyulacaktır. Tasfiye edilen bu ekipten sonra gelecek yeni ekibin İran konusunu gündeminde bulacağı ve Türkiye’nin bu yeni ekip ile birlikte İran’a müdahale konusuna zorlanacağını, eş zamanlı olarak Kıbrıs sorununda varılacak mutabakatı Türkiye’nin kabul etmek zorunda kalacaktır. Bu konuda ilginç bir bilgi vermekte fayda var: Ergenekon operasyonunda en büyük ve önemli tutuklamalar 21 Mart ve 1 Temmuz’da yapıldı. İlkinde Veli Küçük ve arkadaşları tutuklanırken ikinci tarihte Şener Eruygur ve Hurşit Tolon tutuklandı. Ne ilginçtir ki bu tarihler aynı zamanda M.Ali Talat ve Hristofyas’ın önemli görüşmeler gerçekleştirdiği ve Kıbrıs çözümüne dair önemli kararlar aldığı tarihler olması açısından da oldukça enteresandır.
İngiltere diplomaside gerçekten çok usta bir ülke ve bir dönem dünyayı yönetmiş bir devlet bu idealinden asla vazgeçmez. Tıpkı bizim gibi…