Memleketimden Cumhuriyet Manzaraları Parçalı Bulutlu
Tablo 1:
Cumhuriyet’in 85. yıldönümü kutlamaları… Törenler, resepsiyonlar… Fakat o da ne? Kimi törende kimileri yok; başkasında başkaları yok. Bir taraf öteki tarafı, öteki taraf beriki tarafı protesto ediyor. Tüm partilerin, tüm sivil toplum kuruluşlarının bir bütün halinde yer aldığı bir tören yok. Umum halk ve öğrenciler ise bu günü bir tatil günü olarak görüyor. Bir birlik ve beraberlik havası yerine parçalı bulutlu bir hava hâkim.
Tarihe not düşmek namına biraz somuta girmek gerekiyor: Cumhurbaşkanı önce eşsiz resepsiyon veriyor. Çünkü eşli resepsiyona başörtülüler de gelecek; onlar gelince de askeri zevat gelmeyecek. Daha sonra başörtülülerin de gelebileceği ayrı bir resepsiyon veriyor; tabii bu törene bu sefer askerler gelmiyor. Bir ilde belediye başkanının başörtülü eşi resepsiyona geldi diye tüm askeri zevat salonu terk ediyor…
Cumhuriyet’le yaşıt olan, Cumhuriyet’i kurduğunu iddia eden partimiz ne yapıyor peki? Anıtkabir’deki tören hariç hiçbir törene katılmıyor. Köşe bucak kaçıyor, saklanıyor… Halkın seçtiği bir cumhurbaşkanını içine sindiremiyor. Nereye kadar kaçacaksa artık oraya kadar kaçıyor.
Adına parti dendiği halde, terör örgütünün legal bir kılığa bürünmüş şekli durumundaki bir parti Cumhuriyet’in kutlandığı günlerde ortalığı savaş meydanına çevirmek için var gücüyle çalışıyor. Cumhuriyet’in başbakanını Cumhuriyet’in bazı illerine sokmamak için ortalığı yangın yerine çeviriyor.
Tablo 2:
Bu ülkede Atatürkçülük resmi ideoloji haline getirildiği halde henüz dört başı mamur bir Atatürk biyografisi yok. Atatürk’ün hayatının bazı bölümleri kasd-ı mahsus ile gizleniyor. Örneğin Latife Hanım’dan kalan arşiv Türk Tarih Kurumu’nun depolarında saklanıyor…
Her milli bayram gününde Atatürk üzerine derin nutuklar çekildiği halde henüz Atatürk’ün hayatını anlatan dört başı mamur bir film yapılmamış. Bir defasında, 1970’li yıllarda bir yabancı film şirketi, “Atatürk’ün hayatını film yapalım” diye teklif getirmiş. Fakat o dönemin mühim zevatı, Atatürk canlandırılamaz, o kutsal bir kişiliktir diyerek teklifi reddetmiş. Bir Atatürk filmi çekilmesi için 1989 yılına kadar beklemek gerekmiş. İlk defa Kurtuluş filminde Atatürk, Rutkay Aziz tarafından canlandırılmıştı. Bir tabu ilk defa delinmişti. Can Dündar’ın Mustafa filmi, belgesel dalında da bu tabunun delinmesini sağlamak açısından önemlidir. Artık Atatürk’ün de bir insan olduğu, insani yanlarının olduğu daha açık görülebiliyor…
Fakat bu film bağlamında, hiç de filmin içeriği ve şekliyle ilişkili olmayan bir tartışma gündeme ge(tiri)ldi. Filmin kendisi tartışılacağı yerde, sponsorları tartışıldı. Daha doğrusu filme sponsor olmayan Türkcell aforoz edildi. Doğan Medya Grubu, Atatürk karşıtlığı bağlamına oturtarak, hiç de etik olmayan tarzda belden aşağı vuruşlara girişti. Hiç yoktan yere bir büyük firmayı bühtan altında bıraktı.
Fakat bu sefer, bereket ki, işin gerçek yönü çabuk ortaya çıktı. Tantananın altında yatan gerçek şuydu: Türkcell, Doğan grubuna reklam vermiyordu. Doğan grubu bu filmi bahane ederek, bir çeşit şantaj yöntemini devreye sokarak reklam almaya çalışmıştı. Fakat kamuoyu erken uyandı ve bomba Doğan grubunun elinde patladı.
İşin özeti şudur: Bu ülkede hala Atatürk bir şantaj aracı olarak kullanılıyor. Hala Atatürk üzerinden ticaret ve siyaset yapılıyor. Bazı kurum ve kuruluşlar, Atatürk düşmanı olarak suçlanmamak için hiç de ticari olmayan mecralara reklam vermek durumunda kalıyorlar… Örneğin 28 Şubat sürecinde Ülker gurubu, hiç de reytingi olmayan kıytırık medya organlarına külliyatlı miktarda reklam vermek durumunda kalmıştı…
Tablo 3:
Bir ayağı çukurda bir ihtiyar 14 yaşındaki bir kızı taciz ediyor ve ardından, nasıl alındığı belirsiz bir raporla paçayı yırtıyor. Normal bir ülkede bunu yapan adam dışlanır, izolasyona tabi tutulur. Fakat bizim ülkemizde, hem de laik ve çağdaş olduğunu söyleyen kanallar, bu zatı programlarına konuk etmek için sıraya girdiler. Çünkü işin bir ucundu cinsellik bir ucunda da dinsellik vardı; bu da bol reyting demekti… En muteber programlar bu zata tahsis ediliverdi… O utanmaz adam da bir o kanalda bir bu kanalda arz-ı endam ederek bol bol reklamını yaptı. Kanallar da reytinglerini yükseltti…
Gizli saklı kalması gereken bir olay cümle âleme ilan edildi. Fail hapishanede, mağdur ise tedavi altında olması gerekirken, fail bir kahraman gibi ortalıkta dolaşıyor; mağdur ise kendi haline terkedilmiş durumda…
İşin özeti: Bu ülkede medya yozlaşmıştır. Reyting uğruna her türlü ahlaksızlığa, seviyesizliğe kanallar sonuna kadar yer vermektedir.
Cumhuriyet’in 85. yılındaki manzara-i umûmiye bundan ibarettir…