LAİK CUMHURİYETİNİN NAMUSUNU ERGENEKON ŞAİBESİNDEN KURTARMAK
Türkiye’de son bir buçuk yıldır Ergenekon Terör Örgütü kapsamında gerçekleştirilen tutuklama, soruşturma ve yargılamalar çerçevesinde yoğun tartışmalar yaşanmaktadır. Bir kesim bu kapsamda yapılanlara şiddetle tepki verirken, bir diğer kesim de, yapılanları Devlet içerisinde örgütlenen kanun dışı bir yapılanmanın tasfiye edilmesi şeklinde değerlendirerek, bu operasyona destek vermektedir.
Önce bir hukukçu hassasiyeti ile bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. İnsan hakları temelli hukuk devletinin temel gereklerinden birisi de “masumiyet karinesi”dir. Bu karineye göre “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”. Bu ilke gereğince Ergenekon soruşturması ve yargılaması kapsamında yer alan hiçbir kişinin şu an itibariyle kesin kes suçlu oldukları ileri sürülemez. Bunların suçlu olarak nitelenebilmesi için önce haklarında verilmiş bir mahkeme kararının bulunması ve bu kararın da kesinleşmiş olması gerekir. Bir diğer husus, bu kişilerin kesin kes suçsuz oldukları da söylenemez. Tamamen bir şüphe hali söz konusudur. Bu şüphenin giderilmesi de, tamamen yargılamanın âdil bir şekilde sürdürülerek sonuçlanıp mahkeme kararının kesinleşmesine bağlıdır.
Gelelim tartışmaların “laik cumhuriyet” ile olan ilişkisine.
12.06.2007 günü Ümraniye’de bir gecekonduda 27 el bombası ve TNT kalıplarının bulunmasıyla başlayıp halen devam etmekte olan Ergenekon soruşturması kapsamında çok sayıda kişi tutuklanmış, bazıları hakkında dava açılmış, bazıları hakkında da soruşturma devam etmektedir. Bu kapsamda çok sayıda silah, el bombası, lav silahı, suikast silahı, binlerce mermi bulunuştur. Bu silah ve patlayıcıların birçoğu tutuklananlarla bağlantılı olarak, ya evlerinde bulunmuş ya da üzerlerinde bulunan krokilerden hareketle ortaya çıkarılmıştır. Bunların tesadüfen bulunan silah ve patlayıcılar olmadıkları anlaşılmaktadır.
Kriminal incelemesi tamamlanan Ümraniye ve Eskişehir’de ele geçirilen ve aynı kafile ve stok numarasına sahip olan el bombalarının masum olmadıkları, daha önceki yıllarda çok sayıda eylemde kullanıldıkları belirlenmiştir.
Geçmişte yaşanan ve Türkiye’de iç karışıklıkların yaşanmasına sebep olan Danıştay saldırısı, Cumhuriyet Gazetesine atılan bombalı saldırı, Uğur Mumcu, Necip Hablemitoğlu cinayetleri, Orgeneral Eşref Bitlis, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın, Tümgeneral Memduh Ünlütürk, Tuğgeneral Temel Cingöz, Korgeneral İsmail Selen, Oramiral Kemal Kayacan ve Albay Rıdvan Özden gibi çok sayıda kişini katledilmesi ile Ergenekon örgütlenmesi arasında bağlantıların bulunduğu yönünde iddialar ortaya atılmıştır.
Yargıtay da Danıştay cinayetine ilişkin davanın Ergenekon terör örgütü soruşturmasıyla birleştirilmesine karar vermiş, 24.03.1993’te birliklerine giden silahsız 33 erin öldürüldüğü olay da Ergenekon davası kapsamında incelemeye alınmıştır. Bunların dışında sayısı belirsiz faili meçhul cinayetlerle bu örgütlenme arasında ilişkinin bulunduğu yönünde ciddi iddialar vardır. Ayrıca, başta başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere çok sayıda kişiye yönelik suikast planları ortaya çıkarılmıştır. Bütün bunlara bir de demokratik hükümete yönelik kanun dışı silahlı darbenin yapılması amaçlı eylemleri de ilave edebiliriz.
Bunların bir kısmı, hukuka uygun olarak gerçekleştirilen telefon dinlemeleri, olayların içinde bulunan kişiler, itirafçı, şahit, sanık ve şüpheli beyanlarına, bir kısmı da ele geçirilen resmi belgelere, CD ve bilgisayar kayıtlarına dayanmaktadır.
Bütün bunlar, insanın kanını donduran, Ülkeyi iç karışıklıklara sevk eden olaylardır. Ayrıca bütün bunların aydınlanması Türkiye’nin selameti ve adaletin gerçekleşmesi, bir daha bu türden eylemlere cesaret edilememesi açısından son derece önemlidir. Dahası bu tür kanun dışı eylemlerin, devlet içine çöreklenen bir yapılanma tarafından gerçekleştirildiği yönünde ciddi şüpheler mevcuttur. Bütün bunlar, Türkiye’nin üzerine çöreklenen, ciddi bulgu, bilgi ve belgelere dayalı, şüphe temelli bir “Ergenekon şaibesi”nin varlığına işaret etmektedir. Hukuk devleti ve adaletin gerçekleşmesi bu şaibenin ortadan kaldırılmasına bağlı bulunmaktadır.
Bir kesim, bütün bu ciddi bulgu, bilgi ve delillere dayalı bu gelişmeleri, soruşturma ve yargılamaları iki gerekçeye dayalı olarak cansiperane eleştirmekte, bazı siyasiler, bu kişilerin avukatlığına soyunmaktadırlar.
1’nci gerekçede “Bu kişiler saygın kişilerdir, kesin kes suç işlemezler, suç işlemeyecekleri kesin olan bu kişiler nasıl tutuklanır, evleri ne hakla aranır, nasıl olur da haklarında soruşturma ve dava açılır” denilmektedir.
2’nci gerekçe: “Ergenekon operasyonunun temelinde laik demokratik Cumhuriyetle hesaplaşma yatmaktadır; Cumhuriyet’in temel değerleriyle hesaplaşılmakta, Cumhuriyete sahip çıkanlardan hesap sorulmakta; bundan sonra Cumhuriyete sahip çıkacaklara gözdağı verilmektedir”.
Şimdi sormak gerekir, yukarıda sözü edilen bilgiler çerçevesinde Türkiye’nin üzerine çöreklenen bu şaibeden kurtulmaya çalışmak, nasıl oluyor da laik demokratik Cumhuriyetle hesaplaşmak anlamına geliyor?
Şayet laik demokratik Cumhuriyet, varlığı yönünde çok ciddi bulgu, bilgi, delil ve şüphelerin bulunduğu, Türkiye’nin bahtını karartarak kan gölüne dönmesine sebep olan hadiselerin araştırılmaksızın, soruşturma ve yargılama yapılmaksızın üzerinin örtülmesi anlamına geliyorsa, artık sözün bittiği son noktaya gelinmiş demektir. Bu durumda, despotizmle, her türlü hukuk dışılıklarla, devlet içi örgütlenme ve yapılanmalar yoluyla çeşitli kanlı cinayetlerin işlenmesi yönündeki şaibelerin üzerinin örtülmesiyle, her türlü şüpheli hallerin üzerine gidilmemesiyle laik demokratik cumhuriyet özdeşleştirilmiş olunmaktadır.
Dünyanın hiçbir yerinde, insan hakları, hukuk devleti, demokrasi ve laiklik temelli Cumhuriyet rejimi ile bu sayılanların bağdaştığını ileri sürenlere rastlamak mümkün değildir. Kısaca ifade etmek gerekirse, Ergenekon kapsamında varlığı ileri sürülenlerin üzerinin örtülmesini savunmak, bütün bu yapılanlara laik demokratik Cumhuriyeti kalkan olarak kullanmak, bunların içeriğinin boşaltılması ve kirlenmesi anlamına gelir.
Hiçbir çağdaş demokratik memlekette, bazı kişilerin peşin olarak suç işlemeyecekleri kabul edilmez; herkes suç işleyebilir. İnsanlar arasında “bunlar saygın kişiler, suç işlemezler, diğer insanlar saygın kişiler değildir, o halde suç işleyebilirler” şeklinde bir ayrım yapmak insan tabiatı ile çelişir. Bu durumda “saygın olmak”, bazı kişilerin işledikleri suçların üzerinin örtülmesinde kılıf olarak kullanılmasının meşruiyet gerekçesini teşkil edecektir. Bu mantığın Anayasal çerçevede savunulması mümkün değildir.
Belki dünyada ve Türkiye’de, insan hakları ve hukuk devleti temelli anayasal gerçekler karşısında kafasını kuma sokan deve kuşu misali bu düşünceleri savunan bazı kişiler çıkabilir. Fakat bunlar, çağdaş insan hakları anlayışından haberleri olmayan kişilerdir. Bunlar, laik demokratik Cumhuriyet kalkanı ile her türlü despotizm ve hukuk dışılıkların üzerini örtmeye çalışan kişilerdir.
Türkiye’de gerçekten hukuk devleti ve adalet isteniyorsa, her türlü suçların ve kanunsuzlukların üzerlerine gidilerek “laik demokratik Cumhuriyetin namusunun Ergenekon şaibesinden kurtarılması” arzu ediliyorsa, bu soruşturma ve yargılamanın neticesinin beklenmesi gerekmektedir.
Haklı olduğunu düşünen, suçsuzluğuna kanaat getiren herkes, yargı ve adalete güvenir ve neticeyi bekler. Geçmiş yıllarda ve hâlihazırda milyonlarca kişinin yargılanıp suçluların cezalandırıldığı, suçsuzların beraat edip aklandığı Türkiye’de hiçbir kimsenin, “ben Türk yargısına ve adaletine güvenmiyorum” diyerek, Ergenekon soruşturması ve yargılamasını, laik demokratik Cumhuriyet kalkanı ile bertaraf etmeye; laik demokratik Cumhuriyetin Ergenekon şaibesi ile malul halde devam etmesini savunmaya hakkı yoktur.
Cumhuriyetin temel gereklerinden olan demokratik, laik, sosyal hukuk devletini gerçekten özümsemiş olan herkesin, bu soruşturma ve yargılamanın sonuçlanmasını savunması gerekir. Bu önerinin gerçekleşmesi halinde, gerçekten suçlu olanlar varsa bunlar cezalanmış, laik demokratik Cumhuriyet kalkanı ile üzeri örtülmek istenen suç ve suçlular açığa çıkarılmış olacaktır.
Bu kişilerin gerçekten suçlu olmadıkları mahkeme kararı ile sabit olması halinde de, bunlar aklanmış, bütün şüpheler giderilmiş, demokratik Cumhuriyet üzerindeki Ergenekon şaibesi ortadan kaldırılmış olacaktır.
Şayet bu kapsamda yargılanan ve sorgulanalar, gerçekten suçsuz olduklarına ve adalete inanıyorlarsa korkmasınlar, herkes gibi onlar da yargıya güvenip neticeye razı olsunlar. Bu asırda ne Türkiye’de ne de bir başka çağdaş demokratik rejimde, hiçbir kimse “laik demokratik Cumhuriyet” ve “saygınlık” kılıflarına sığınılarak kişilere imtiyaz sağlanması çabasını kesin kes kabul etmez.