TARAF Yine Bombayı Patlattı
BALYOZ'cuların YAŞ Kurnazlığı
MHP'de Flaş Oktay Vural İddiası
Türkiye'yi Sarsacak O Görüntüler
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
SİZDEN GELENLER
Erdoğan'ın DTP Gel-Gitleri?
22 Haziran 2009 Pazartesi

Acaba Başbakan, DTP’yi Meşrulaştırmak mı İstemiyor?

Bu yazının başlığını yanlış yorumlamayalım. DTP, elbette meşruiyetini hukuk düzeninden ve seçmeninden alan, bu yönde hiçbir kuşkunun olmadığı bir partidir.

O halde bu yazının başlığından ne anlamamız gerekir? Meşruiyetten kastettiğimiz DTP’nin tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil ettiğinin ve PKK sorunu ile ilgili tek siyasi muhatabının bu parti olarak algılanması, hukuki tabirle böyle tanınmasıdır. Acaba, Sayın Başbakan böyle bir algının oluşmasından mı çekince duymaktadır.

Gelin, bu şüpheyi Sayın Başbakan’ın NTV’nin canlı yayınında Murat Akgün’ün “Ahmet Türk ile görüşme olasılığınız söz konusuydu. Bu görüşme tamamen gündemden kalktı mı? Yoksa şu veya bu olursa olabilir mi?''  sorusuna verdiği cevaptan yola çıkarak ortaya koyalım.

Şöyle diyor Sayın Başbakan; “Hayır. Ben gündemimden filan düşürmüş değilim. Böyle bir talep geldi… Biz kendimizi bu noktada bir görüşmeye hazırladığımız esnada, bakıyorsunuz ertesi gün bir haber. Şehitlerimiz... Tekrar bir süreç, tekrar bakıyorsunuz, 6 şehidimiz... Buralarda kalkıp da bunu kınayan DTP, kınarken bir şeyi söyleyemiyor. Bunu ben Meclis'te ilk girdikleri dönemde söyledim…'Çünkü Başbakan bizi kabul etmiyor' diyorlar. Ben de diyorum ki kendilerine, gelin PKK örgütünü, terör örgütü olarak, dünya ilan etti. ABD'si, AB'si... Her yer ilan etti. Siz de bunu bir terör örgütü olarak ilan edin. İlan ettiğiniz andan itibaren birçok görüşmenin, çok daha farklı bir zemine oturacağını göreceksiniz, bunu bu kadar açık söylüyorum. Ama bunu söyleyemediler. Tam aksine avukatlığına soyundular. Tabii işi zorlaştırıyor.<[1]

Bu ifadeden şu anlaşılmaktadır. Sayın Başbakan, DTP’ye randevu vermek üzereyken gelen şehit haberleri üzerine bu randevudan vazgeçiyor. Bunu hangi ifadeden anlıyoruz: Biz kendimizi bu noktada bir görüşmeye hazırladığımız esnada, bakıyorsunuz ertesi gün bir haber. Şehitlerimiz... Peki, Sayın Başbakan’ın randevu vermemesinin asıl sebebi neymiş: DTP’nin PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmemesi. Bunu nereden anlıyoruz: Ben de diyorum ki kendilerine, gelin PKK örgütünü, terör örgütü olarak, dünya ilan etti. Siz de bunu bir terör örgütü olarak ilan edin. İlan ettiğiniz andan itibaren birçok görüşmenin, çok daha farklı bir zemine oturacağını göreceksiniz.

Sayın Başbakan bu ifadeleriyle sanki tenakuza düşmüş gibi görünmüyor mu?

Zira Sayın Başbakan’ın DTP’yle görüşmeye hazırlandığı esnada da, çoköncesinde de DTP’nin PKK’ya yönelik böyle bir söylemi söz konusu değildi. Şayet Sayın Başbakan’ın bu partiye randevu vermemesin sebebi, DTP’nin, PKK’yı terör örgütü ilan etmemesi ise o halde Sayın Başbakan neden böyle bir randevu hazırlığı içerisine girdi? Randevu talebinin geri çevrilmesin nedeni “şehit haberleri” ise söz konusu şehit haberleri randevu öncesinde de gelmekteydi. Sebebin “şehit haberleri” olması halinde akla gelen bir diğer soru ise AK Parti’nin milliyetçi kanadın tepkilerini almaktan çekindiği için mi bundan vazgeçtiğidir?

Oysa ülkeyi yöneten bir Başbakan’dan beklenen, belli bir kanatın etkisi altında hareket etmesi değil, ülke için doğru olan (hak) bir yolda yalnız da olsa ilerlemesi değil midir?  Ülke barışı için hayati önemdeki bir konu seçimlerde belli bir kanadın desteğini kaybetme endişesine feda edilebilir mi?

Belki DTP, toplum nezdinde dile getiremediği ve Sayın Başbakan’ın istediği “PKK’nın terör örgütü olduğuna” yönelik düşünceleri ile sorunun çözümüne ilişkin somut önerilerini kapalı kapılar ardında Sayın Başbakan’a iletmek istiyor olamaz mı? Sayın Başbakan’ın da toplum nezdinde açık açık dillendir(e)mediği düşünceleri, bilgileri söz konusu değil mi? Örneğin, şu meşhur Dolmabahçe görüşmesi…

Ortaya koymak gerekir ki; Sayın Başbakan'ın, DTP’ye karşı izlediği politika doğru bir tavır değildir. Nasıl ki AK Parti halkın iradesi ile TBMM’de yer alıyorsa ve nasıl ki AK Parti haklı olarak “milletin iradesine saygı” diyorsa, DTP’nin de milli iradenin bir ürünü olarak yüce Meclis’imizde bulunduğunu gözden kaçırmamalıdır. Bu amaçla anılan partiyle temas kumalı, özellikle ılımlılardan oluşan Ahmet Türk’le diyaloga geçmelidir.

Ahmet Taşgetiren, 11 Haziran tarihli yazısında haklı olarak şunları dile getirmektedir: “Kaldı ki, Başbakan olarak, Meclis'te grubu bulunan bir siyasi parti ile görüşmeme lüksü yok. Bu tavır, o partinin oy aldığı tüm toplumsal tabana negatif mesaj olarak yansıyorsa, işiniz daha da zordur. Tayyip Erdoğan, sadece AK Parti lideri olsa görüşmeyebilir. Ama Başbakan olarak olmaz… Görüşmek demek, DTP'nin bütün siyasi çizgisini onaylamak anlamına gelmiyor. Siz Başbakan olarak, herhangi bir parti liderinden farklı bir konuma sahipsiniz. Bu hüviyetinizle, size karşı olanları bile dinlemek, yanlış bulduğunuz şeyleri izah etmek, kendi çözümünüzü anlatmak, ona ikna etmek... Neden olmasın! Ahmet Türk'le oturun, saatlerce konuşun… Ahmet Türk'ün çözüm diye önerdiği şey, nereye gidiyor, gittiği yerin bizzat Ahmet Türk farkında mı, bunu bilinçli mi yapıyor, Ahmet Türk ile yasadışı örgütün nerede buluşup nerede ayrıldığını görün, bunu yüz yüze tespit edin... Gerekirse kapıların ardında kavga edin. Ama görüşün.<[2]

Yukarıdaki ifadelere ve bu yazının başlığına dönecek olursak, acaba Sayın Başbakan, randevu talebinin kabulüyle, DTP’nin tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil ettiğinin ve PKK sorunu ile ilgili tek siyasi muhatabının bu parti olarak görülmesinden, böyle bir algının oluşmasından mı çekinmektedir?

DTP’ye oy verenlerin neredeyse tamamı Kürt kökenli vatandaşlarımız olmasına rağemen bu partinin tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil etmediği 29 Mart Yerel Seçimlerinde elde ettiği % 5,7’lik<[3] oy oranı ile anlaşılmıştır. Kürt kökenli seçmenlerimizin oranının DTP’nin aldığı oy oranından yüksek olduğu aşikardır.

DTP ise kendisini (yukarıdaki verilere rağmen) Kürt kökenli vatandaşlarımızın siyasi bir temsilcisi gibi lanse etmektedir. Sayın Başbakan’ın, DTP’ye randevu vermesi, toplum (özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımız nezdinde) bu partinin (DTP’nin lanse ettiği biçimde) Kürt kökenli vatandaşlarımızın siyasi bir temsilcisi olarak gördüğü izlenimini doğurabilir. Böyle bir izlenim ise bu partiye oy vermeyen Kürt kökenli vatandaşlarımızın bu partiye yönelmesine, aidiyetliklerinin temsilcisi olarak bu partiye yönelmesine, böylece DTP’nin oylarının daha da artmasına sebebiyet verebilir. Sayın Başbakan, bu tavrıyla, DTP’nin tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızın meşru temsilcisi sıfatını kazanmasından, siyaseten böyle bir meşrulaştırılmadan endişe ediyor olabilir.

Ancak, böyle bir şüphe bile bir Başbakan’ın halkın belli bir kesimden oy almış ve kendisi kadar meşru bir siyasi partiyle görüşmemesini (yukarıdaki gerekçeler dahilinde) izah edebilir kılamaz. Zira kendisi Ahmet Taşgetiren’in de ifade ettiği gibi, sadece bir partinin genel başkanı değil, tüm vatandaşlarımızın Başbakanıdır.

Göksel AKINCI


<[1] <http://www.aksam.com.tr/2009/06/12/

haber/siyaset/2211/basbakan_dan_dtp_lilere_cagri.html

<[2] <http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/71530-dtp-lilerle-gorusmek-makalesi.aspx

<[3] <http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/2009MahalliIdareler/

ResmiGazete/IlGenel.pdf

 

 

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
ya kabul ya red!!
ahi han
şimdi DTP yi ya kabul edin ya reddedin çünkü biz arada kalan türk veya kürt vatandaşlar tahmin edemeyeceğiniz mahalli veya psikolojik baskı hissediyorlar bu kararsızlık yüzünden.sanki bazı örtüaltı intikamlar psikolojik olarak milletten alınıyor..
22 Haziran 2009 Pazartesi 13:51
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Teröre Karşı Bizim Görevimiz Ne?  - (01 Temmuz 2010 Perşembe)
Ruhat Mengi'nin Çelişkili Yazıları  - (18 Haziran 2010 Cuma)
İsrail'e Giden Tank Modernizasyon Paraları  - (20 Mayıs 2010 Perşembe)
Meclis'te Büyük Taktik Savaşları!  - (22 Nisan 2010 Perşembe)
SİVİL TOPLUMA DAHA FAZLA İNSİYATİF  - (08 Nisan 2010 Perşembe)
Anayasa Değişikliği İptal Edilir mi?  - (05 Nisan 2010 Pazartesi)
OKUMAZSANIZ AÇIKLARIM!  - (17 Şubat 2010 Çarşamba)
Mesele “Mahalle” Değil be Yeğen!  - (15 Şubat 2010 Pazartesi)
Darbe İddialarından Kim Menfaat Sağlıyor?  - (27 Ocak 2010 Çarşamba)
Türkiye'nin En Önemli MESELESİ?  - (24 Kasım 2009 Salı)
“AÇILIMIN KÜRT AYAĞI NE DURUMDA?”  - (19 Kasım 2009 Perşembe)
'Bu Cumhuriyet Bizim'  - (02 Kasım 2009 Pazartesi)
Açılım Üzerine (3) : Devletin Temel Unsuru  - (30 Eylül 2009 Çarşamba)
AÇILIM ÜZERİNE (2): İnanalım...  - (14 Eylül 2009 Pazartesi)
'AÇILIM' ÜZERİNE (1) Korkmayalım...  - (03 Eylül 2009 Perşembe)
Kafkasya'da BÜYÜK OYUN?  - (21 Ağustos 2009 Cuma)
İnterneti Neden Çok Seviyoruz?  - (15 Temmuz 2009 Çarşamba)
Kürt Sorunu ve İSKOÇ MODELİ  - (22 Haziran 2009 Pazartesi)
Muhsin Yazıcıoğlu Gıyabında Ödüllendirilmeli  - (17 Haziran 2009 Çarşamba)
GÜRÜLTÜ SİYASETİ  - (14 Haziran 2009 Pazar)
'BEN DEĞİŞTİM' Diyebilmek  - (22 Mayıs 2009 Cuma)
KÜRTLER ve ŞİDDET  - (06 Mayıs 2009 Çarşamba)
PKK TAKTİK DEĞİŞTİRİYOR  - (04 Mayıs 2009 Pazartesi)
1 Mayıs'ta Kim Haklı? İşçi mi? Devlet mi?  - (30 Nisan 2009 Perşembe)
FORMULA 1 Nasıl Kurtulur?  - (28 Nisan 2009 Salı)
Azerbaycan Neden Rusya'ya Yakınlaştı?  - (21 Nisan 2009 Salı)
Avrupa Birliği Her An Parçalanabilir  - (23 Mart 2009 Pazartesi)
ABD Türkiye'ye Muhtaç! Çünkü?  - (13 Mart 2009 Cuma)
Bir Hastanın Başına Gelenler  - (18 Şubat 2009 Çarşamba)
Filistin'de DİRİLİŞ - Sema Gökmen  - (05 Şubat 2009 Perşembe)
Belgelemek ve Batırmak - Hayri Yenialp  - (12 Ocak 2009 Pazartesi)
Mevzuata Nasıl Kolay Erişiriz  - (05 Ocak 2009 Pazartesi)
100 TEMEL ESER POLİTİKASI  - (29 Aralık 2008 Pazartesi)
Gösteri Yapanlar AMAN DİKKAT! - Elif ŞAHİN  - (22 Aralık 2008 Pazartesi)
Yunanistan'da Neden İsyan Çıktı  - (16 Aralık 2008 Salı)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
10.61 ms