![]() SİZDEN GELENLER
|
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ"un “Balyoz Planı” ile ilgili olarak söyledikleri hayli çarpıcıydı<[1]. Birçok şey söyledi Başbuğ. Sadece diliyle söylemedi söyleyeceklerini. Zaman zaman öfkelenerek, hatta elini kürsüye vurarak, kimi zaman ise sıkıntısını yüzüne yansıtarak hem TSK"ya hem de topluma çarpıcı mesajlar vermeye çalıştı. O mesajların arasında ikisi vardı ki çarpmakla da kalmadı. Biri düşündürdü, diğeri ise şaşırttı.
Başbuğ; “Darbe iddialarının sürekli gündemde kalmasından kim menfaat sağlıyor?” derken düşündük, “TSK"nın da sabrının bir sınırı var” derken ise şaşırdık.
Darbe iddialarından kim menfaat sağlıyor olabilir?
Öncelikle (Başbuğ"un da kast ettiği bu olsa gerek) TSK"yı yıpratmayı ve zayıflatmayı amaç edinen kişi veya kesimlerin darbe iddialarının gündemde kalmasından menfaat sağladıkları düşünülebilir. Zira A&G şirketinin anketine göre, Ergenekon soruşturması öncesi orduya duyulan güven yüzde 90"lar seviyesindeyken, bu oran, geçtiğimiz yılın sonunda yüzde 60"lara düşmüştür<[2]. Üstelik anketin yapıldığı tarihlerde “Balyoz Planı” henüz Türkiye"nin gündeminde bile yokken. Halkının kendisine güvenmediği bir ordunun, gücünü ortaya koymak için gerekli motivasyondan uzak olacağı elbette aşikardır.
Başbuğ, aynı zamanda bu ifadesiyle AKPARTİ"yi de kast etmiş olabilir. Zira darbe iddiaları nedeniyle mağduru konumunda bulunan AKPARTİ"nin oylarını arttırdığı sabık Genelkurmay Başkanı"nın malum bildirisinden beri dillendirilen bir konudur.
Peki, bir an için darbe iddialarından AKPARTİ"nin ve TSK"yı yıpratmak isteyenlerin menfaat sağladığını kabul edelim. Ama bu bahsedilen şeyler sebep değil, ortaya çıkan sonuçlar değil midir?
Gerçek, Sayın Başbuğ"un da idrak etmesi gerektiği gibi, darbe iddialarının gündemde kalmasından asıl menfaat sağlayanın TSK"nın bizzat kendisi olduğudur.
Hep söylenir, “bizler asker milletiz” diye. Millet olarak askeriz de, asker olarak da (istisnalar hariç) hep siyasetçiyiz. Ordu olarak padişah hal eder, istediğimiz şehzadeyi padişah yaparız. Önce devleti felakete sürükler sonra yeniden devlet kurarız. Hükümeti beğenmediğimizde ya darbe yapar ya da nutuklar irat eder, siyasete balans ayarı çekeriz. Sadece askerlik değildir işimiz, dış politikadır, ekonomidir, milli eğitimdir. Millet olarak ömür boyu, her yerde askersek de, asker olarak ömür boyu ve her cenahta siyasetçiyiz.
Oysa asıl orduyu yıpratanın darbe iddialarından çok askerin siyasetle uğraşması olduğunu 1. Balkan Harbi"nde acı olarak tecrübe etmedik mi? Ya zamanın Genelkurmay Başkanı Enver Paşa"nın maceralarının ülkeye felakete sürüklediğini? 1960 darbesiyle demokrasinin onarılması zor bir yara aldığını? 1980 darbesiyle ülkenin siyasi heyecanının ve siyaset özgüveninin yer ile yeksan edildiğini? Muhtıraların siyaset üzerindeki tahribatını saymaya lüzum bile görmüyorum.
Bu tahribat nedeniyledir ki iktidarla sandık yoluyla mücadele edemeyenler “Ordu, Göreve!” pankartı asarlar, iktidardakiler de, “iki gömleğim var, biri bayramlık diğeri idamlık” resti çekerler. Çünkü iktidarı hedefleyen her siyasetçinin aklının bir köşesinde, seçim meydanlarında giydikleri o gömleğin bir gün idamlık gömleği olacağı, yine meydanlarda sallanan o parti bayrakları gibi bedenlerinin darağacında sallanabileceği endişesi vardır. Bu endişe içerisinde ne kadar doğru politikalar üretilebilir ve izlenebilir ki?
Ve maalesef ordunun üst düzey kademesinden resmen ve açıkça siyasete müdahaleler de çok uzak tarihli değildir. Darbe iddialarını ve bu amaca yönelik ortaya çıkan belgeleri saymaya yine lüzum bile görmüyorum.
Askerin siyasetle uğraşmasının demokrasiye, dolayısıyla ülkenin istikrarına ve kalkınmasına yaptığı tahribatı kendisi de bir asker olan Atatürk yıllar önce görmüş ve hem vekil hem de asker olan kişilerin ya vekillikten ya da askerlikten ayrılmalarını istemiştir.
Darbe iddialarını gündemde tutmak bu nedenledir ki ilk önce TSK"nın menfaatinedir. Ancak, siyasetten uzak, zihnini sadece askerlik sanatı ve ülke savunması ile meşgul eden bir ordu güçlü ve caydırıcı olabilir. Aksi takdirde siyaset ile uğraşan ve emrinde koca ordular bulunan komutanların, daha az sayıdaki ordular karşısındaki hezimetleri tarih sayfalarında yerini almıştır.
Darbe iddialarının gündemde kalması, bu yönde bir amaç ve eylem içerisinde olan askeri ilk etapta caydıracaktır. Böyle bir gündemi olan asker bilecektir ki, siyasete müdahale amaçlı en ufak bir plan ve eylemi, daha işin başında deşifre edilmekte, dolayısı ile yargılanma tehdidi ile karşı karşıya kalmaktadır. Yine bilecektir ki, tıpkı seçim ve anket sonuçlarında halkın tavrının açıkça görüldüğü gibi belge sızmasından anlaşılacağı üzere, askerin içinde de darbe karşıtı bir çoğunluk söz konusudur. Artık, eskisi gibi rahat hareket edemeyecek, istediklerini topluma ve siyasetçiye dayatamayacaktır. Darbe iddialarının gündemde olmasından en başta darbeyi aklının bir köşesinden geçiren asker, sivil her kişi ve kesim rahatsızlık duymaktadır. Bu iddialar nedeniyle başlatılan soruşturma ve yargılama neticesinde darbe niyetlisi kişilerin gerek ordudan gerekse toplumdan ayıklanması TSK ve demokrasinin menfaatinedir.
Hatırlayın, İtalya"daki “Temiz Eller” operasyonlarını. İddialar başta İtalya olmak üzere dünyanın gündeminde kalmasaydı, başarılı olabilir miydi Temiz Eller?
TSK"nın Sabrı Taşarsa…
Gelelim Başbuğ"un bizi şaşırtan, “TSK"nın sabrının bir sınırı var” ifadesine.
Aslında bunu, TSK içindeki dengelerin korunması adına söylenmiş talihsiz bir ifade olarak değerlendirmek mümkündür. Başbuğ"un ifadesini, TSK"ya “bakın, sizi koruyor ve kolluyorum” mesajı olarak görmek gerekir. Zaten açıklamasında Başbuğ, Taha Akyol"un da ifade ettiği gibi hem nalına hem mıhına vurmaya gayret etmiştir<[3]. Başbuğ"un açıklamalarında yüzüne zaman zaman yansıyan sıkıntının kaynağı da budur. Orduyu disipline alma ve siyasetten uzak tutma ile orduya sahip çıkma arasındaki muvazeneyi sağlayabilme çabasının zorluğu.
Ancak, neticede “TSK"nın sabrı” meselesi talihsiz ve bizleri şaşırtan bir açıklamadır. Akla hemen şu sorular gelmektedir: Nedir TSK"nın sabrının sınırı? Ahmet Altan"ın yazdığı gibi<[4] vurdurmak mıdır, parti veya gazete kapattırmak mıdır? Tarihe bakarsak, darbe mi yapmaktır ya da hukuk düzeni içinde kalmak mıdır?
Özetle, TSK"nın sabrının sonu selamet midir yoksa felaket midir? Bu sorunun cevabını tarihte mi arayalım, hukukta mı?
Sorarlar adama…
Göksel AKINCI
--------------------------------------------------------------------------------
<[1] <http://www.stratejikboyut.com/haber/ilker-basbugun-balyoz-yorumu--30840.html
<[4] <http://taraf.com.tr/makale/9696.htm
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı























