TARAF Yine Bombayı Patlattı
BALYOZ'cuların YAŞ Kurnazlığı
MHP'de Flaş Oktay Vural İddiası
Türkiye'yi Sarsacak O Görüntüler
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Adnan KÜÇÜK
'Cumhuriyeti Kollamak'la İddiaların Üstü Örtülmüyor
08 Mart 2010 Pazartesi

SUÇ İDDİALARININ ÜZERİ “CUMHURİYETİ KOLLAMAK” İLE DE ÖRTÜLEMİYOR

Türkiye"de son yıllarda tarihimizde hiç yaşamadığımız ve hatta yaşanmasını hayal bile edemediğimiz şeyler yaşanıyor. Bütün bunlar, hukuk devletine bütün içtenliği ile inanan bir hukukçu olarak beni son derece mutlu etmektedir. Burada mutluluğumun kaynağı, kişilerin durduk yere tutuklanıp yargılanmaları değil, hukukun değmediği hiçbir kimsenin kalmadığı gerçeği ve umarım artık bundan sonra da değmeyeceği kimsenin kalmayacağı beklentisidir.

Yazıya bir dizi soru sorarak başlamak istiyorum: “Türkiye"de suç işlediği iddia edilen herkes hakkında dava açılabilir mi; bunlar tutuklanıp yargılanabilir mi; daha somut bir şekilde sormak gerekirse, bazı suçları üst düzey komutanlar, kendilerine aydın denilen kesime mensup kişiler, örgütler ya da onların himayesindekiler işlerlerse; daha spesifik ifade etmek gerekirse bunlar demokratik anayasal düzeni yıkmaya yönelik darbe yapar, yapmaya teşebbüs eder, darbe planları tertipler, demokratik iradeye posta koyarlarsa, bütün bunları işleyenlerin istisnasız hepsinden hukuki zeminde hesap sorulabilir mi; fiilleri en ağırından suç teşkil eden bu kişiler yargılanabilir mi”?

Eskiden bütün bu soruların cevabı kesin kes hayır idi. Maalesef fiiliyatta “hakkında dava açılabilenler ve açılamayanlar” şeklinde bir “kast” mevcut idi. Bunun en bariz misalini, şimdiye kadar yapılan çok sayıda askeri darbeler ve darbe teşebbüsleri, TSK"ni temel hukuki amacı dışına çıkararak siyasi alana çekme çabaları, bu amaca yönelik gerçekleştirilen faili meçhul cinayetler, korkunç şiddet eylemleri vb. hakkında şimdiye kadar -Talat Aydemir hadisesi ile son aylarda yaşananları istisna tutarsak- hiçbir yargısal işlem yapılmamıştır. Dahası bu hadiseleri gerçekleştirenler özenle korunmuş, bütün bu hadiselerin ya üzeri örtülmüş ya da açılmaya teşebbüs bile edilmemiştir.

Bütün bunların arka planında “kendilerini Cumhuriyetin asli sahibi görenlerin, "Cumhuriyeti koruma ve kollama" görevini yerine getirdiklerini iddia etmeleri” yer almakta idi. Yani bu imtiyazlı kesim Cumhuriyeti koruma ve kollama adına darbe yapmakta, Anayasal düzene kast etmekte, gerekli görürlerse onu yıkmaktan kaçınmamakta idi. Söz konusu olan “Cumhuriyeti korumak ve kollamak” olunca, her şey teferruat olmakta, devleti temsil ettiğini iddia edenler kendilerini hukuk ile sınırlı görmemekte, hiçbir hukuki mekanizma bunlara karşı işletilememekte idi. Belki bazı kişiler bütün bunları eleştirmekte ise de, hukuki mekanizma tamamen hareketsiz kalmaktaydı. Bunun adı Cumhuriyeti koruma sığınağında suç işlenmesi, sonra da Cumhuriyet şemsiyesi ile bu suçların üzerinin örtülmesidir.

Tabii ki bundan en çok örselenip lekelenen Cumhuriyet olmaktadır. Günümüz demokratik hukuk devletlerinde artık hiçbir suç, Cumhuriyet adına da olsa masum ve meşru görülemez. Şayet Cumhuriyet, bazı suçları meşrulaştıran bir rejim haline gelirse, orada ne demokrasi ne de hukuk devleti kalır. Bunun adı otoriter ya da totaliter Cumhuriyettir. Bazı kişiler, bütün bu gerçeklere rağmen, hala sözü edilen suçların Cumhuriyet namına işlenmesini meşru görüp savunuyorlarsa, bu kişiler, Anayasanın 2. maddesinde yer alan “demokratik hukuk devleti düzeni”ni ortadan kaldırmaya yönelik bir tutum içerisindedirler demektir.

Şimdilerde ise yazının başında sorduğum soruların cevapları büyük oranda tersine çevrilmeye başlamış görülmektedir. En azından bu kişiler hakkında, -bütün engelleme çabalarına rağmen- yargısal süreç işletilmeye çalışılmaktadır. Bu işler sorunsuz ve rahat olmamaktadır; sürecin baltalanması için çok yoğun bir çaba söz konusudur. Peki, bütün bu çabalar niçin ve kimler tarafından yapılmaktadır? Bu sorunun cevabı çok çeşitlidir.

Şöyle ki:

* Bunlardan bir kısmı tarafgirlik çerçevesinde, bu kesimi koruma adına yapılmaktadır. Bunlar genellikle kraldan fazla kralcılar, suç isnat edilenlerden fazla bu kişileri düşündüğünü sananlar, bunların haklarını yerli yersiz savunmaya çalışanlardır.

* Kurumsal dayanışma ve personelini koruma hassasiyeti ve refleksi içerisinde yoğun çaba harcayanlar. Burada suçun işlenip işlenmediğinden ziyade kurum personelinin mümkün olduğu kadarıyla korunması saikinin etkili olduğu anlaşılmaktadır. Burada iddia edilen ağır suçların doğru çıkması, bu konunun mahkeme kararı ile sabit olması halinde, kurumun zarar göreceğinden de korkulmaktadır.

* Suç isnadı ile haklarında adli soruşturma ve yargılama yürütülenlere, sırf siyasi ideolojik Saiklerle destek vermek isteyenler. Bu kişiler, isnatların ciddiyeti, delillerin niteliği işledikleri iddia edilen suçların ağırlığı vb. hususlara hiç dikkat etmeksizin, sırf hükümet ile çelişme adına, hükümet ile yargıyı bütünlük içerisinde değerlendirip yargının hükümetin emrinde çalıştığı izlenimi vererek, sürdürülen yargılama ve soruşturmaları şaibe altına alıp bu meşru yargısal süreci baltalamaya çalışmaktadırlar.
Ama artık bütün bu çabaların başarılı olacağını zannetmiyorum. Artık “Efendim Dursun Çiçek"e ait olduğu iddia edilen suç delili belge, hukuki bakımdan bir kâğıt parçasıdır” sözü, bu suçların üzerinin örtülmesine yetmemektedir. Genelkurmayda en yetkili kişi tarafından Balyoz Darbe Planı ile alakalı yapılan “Allah Allah diye taarruz eden ordu camiye bomba koyar mı?. Vicdansızlara sesleniyorum; Türk ordusunun da bir sabrı var. Nasıl böyle itham edilir”? şeklindeki açıklama da söz konusu iddiaların soruşturulup yargılanmasına mani olamamıştır. Hele Erzincan Savcısı ile alakalı yaşananlar, belki de en ilginç koruma çabasıdır. Erzurum Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde görev yapan özel yetkili bazı Cumhuriyet savcıları, hakkında Ergenekon terör örgütü üyeliği, bu üyelik kapsamında tehdit, korkutma, bazı evlere bomba ve silah koyup, buralara cemaat evi süsü verip masum kişilerin üzerlerine suç yıkma planlarının icrası içerisinde bulunma iddiası ile Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı hakkında soruşturma açtı, daha sonra bu savcıların talebi üzerine yetkili mahkeme bu kişi hakkında tutuklama kararı verdi. HSYK da, yetki gaspı yaparak, bu soruşturmayı yürütmekte olan dört savcının özel yetkilerini geri aldı ve bunlar haklarında suç duyurusunda bulundu. Kısa bir süre sonra da bu kişilerin yerine üç Cumhuriyet savcısı özel yetki ile yetkilendirildi. Bu yeni yetkilendirme üzerine, HSYK"nun özel yetkilendirdiği yeni savcıların, HSYK"nun eğilimi istikametinde, takipsizlik kararı verecekleri yönünde kamuoyunda bir beklenti ortaya çıktı ise de, dosyanın gizli satırlarına da vakıf olan bu yeni özel yetkili savcılar, iddianame dosyasının tamamını Yargıtay"a göndermek yerine, bir ayıklama yaptı. Yani görev suçları ile kişisel suçları birbirinden ayıklayıp, kişisel suç kapsamında yer alan suçlarla alakalı iddianameyi Erzurum Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine sundu. Bu mahkeme de iddianameyi kabul etti.,

Şimdi burada sürekli şu hassasiyete tekrar vurgu yapmak istiyorum. Haklarında suç isnat edilen kişilerin bu suçları işleyip işlemediği tamamen kesinleşmiş yargısal karara bağlı bulunmaktadır. Bu karar verilinceye kadar bu kişilerin tamamı masumdur. Burada vurgulamak istediğim, bu tür suç iddialarının artık Cumhuriyeti koruma ve kollama şemsiyesi ile örtülemediğidir. Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. Artık suç işleyen kim olursa olsun, bu suçu Cumhuriyet de dâhil olmak üzere ne namına işlerse işlesin, Türk savcı ve hâkimleri, bu suç ve suçluların kararlılıkla üzerine gitmeye başlamışlardır. Artık ideolojik devletin yerini hukuk devleti almaya başlamıştır. Anayasanın 2. maddesinde yer alan “hukuk devleti” ilkesinin yaşanan bir gerçeklik olabilmesi, bu yolla Anayasanın üstünlüğünün gerçek manada sağlanabilmesi için “Polis devleti dışarı, hukuk devleti içeri” dönemi başlamıştır. Bütün bunlar sevinilecek şeylerdir. Bir hukuk devleti tutkunu olan bir kişi olarak şahsen ben çok mutlu ve sevinçliyim.

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
cumhuriyet
bilici
Bir cumhuriyet düşünün ki, askerler darbe yapar, hesabı sorulmaz,
Bir cumhuriyet düşünün ki, orada yaşayan bazı insanlar, hem de basitinden değil anlı şanlı hukuk adamları demokrasiye "karşı devrim" der
Bir cumhuriyet düşünün ki, son sözü halk değil bürokratlar söyler,
Bir cumhuriyet düşünün ki, yine anlı şanlı hukukçuları halkın uyarılmasını önerir,
Eh bu cumhuriyette neler olmaz ki,
Yazarın da vurguladığı gibi umarım, bu Cumhuriyet geride kalır, onun yerini demokratik cumhuriyet alır...
08 Mart 2010 Pazartesi 13:45
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Kimler Suç İşleme İmtiyazına Sahip?  - (09 Temmuz 2010 Cuma)
Bu Mantıkla BU TERÖR BİTMEZ  - (28 Haziran 2010 Pazartesi)
Yargıda Dehşetengiz Şeyler Oluyor  - (18 Haziran 2010 Cuma)
HAMAS'la PKK Aynı Şey mi?  - (07 Haziran 2010 Pazartesi)
Ne Olacak Bu YARGININ HALİ?  - (21 Mayıs 2010 Cuma)
Danıştay Yine Değerleri Alt-Üst Etti  - (15 Şubat 2010 Pazartesi)
Halkın Güvendiği Dağlara BALYOZ YAĞDI  - (03 Şubat 2010 Çarşamba)
12 Eylül'ün KARANLIK NOKTALARI?  - (12 Eylül 2009 Cumartesi)
GÜÇLÜ ORDU=GÜÇLÜ TÜRKİYE MİDİR?  - (02 Eylül 2009 Çarşamba)
Sırtı Güroymak'a Dayalı Ulus-Devlet  - (21 Ağustos 2009 Cuma)
3. İddianamenin DERİN ŞİFRELERİ  - (07 Ağustos 2009 Cuma)
Askeri Vesayetten Kurtuluşta 'MAYINLI ALANLAR'  - (06 Temmuz 2009 Pazartesi)
Türkiye Bu Çıkmazdan NASIL ÇIKAR?  - (27 Haziran 2009 Cumartesi)
Alaturka/Alafrance Laikliği Yeni Tehdit: Ekonomi  - (10 Haziran 2009 Çarşamba)
“DARBE BİR ANAYASAL HAK” mıdır?  - (29 Mayıs 2009 Cuma)
Cumhurbaşkanı'na DOKUNULABİLİR Mİ?  - (20 Mayıs 2009 Çarşamba)
OBAMA: “YENİ BİR MİLAT MI?”  - (14 Nisan 2009 Salı)
29 Mart'ın Mesajı: Herkese Uyarı  - (31 Mart 2009 Salı)
Çağdaş Kıyafet: Türban Üstü Şapka  - (05 Mart 2009 Perşembe)
Farkına Vararak Birilerini Ötekileştirmek  - (29 Aralık 2008 Pazartesi)
YARGITAY'IN "ÇİFTE STANDART" KARARLARI  - (16 Aralık 2008 Salı)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
16.01 ms