Ergenekon soruşturması başladığından beri “bir kısım medya” uzun süre konuyu görmezden duymazdan geldi. Gözaltılar, sorgulamalar arttıkça “hadi canım sende böyle soruşturmamı olur, bilmem kaç zaman oldu hala ortada bir iddianame bile yok…” türü burun kıvırmalar, küçümsemelerle olayı basitleştirmeye çalıştılar. Hatta İlhan Selçuk gözaltında sorgulanıp, salıverildikten sonraki günlerde savcıyla ilgili “göbeğini hiç kaşımayan üstün ırktan bir bilge insan” edasıyla ironik bir yazı yazmıştı. Çünkü bu seçkin ve seçkinci gruba göre kendileri asla sorgulanamaz, hele de torunu yaşındaki bir savcı tarafından. Abdurrahman olsa neyse.
2455 sayfalık İddianame ilgili mahkeme tarafından kabul edilip açıklandıktan sonra kimlerin ne haltlar karıştırdıkları derinlerden ilk kez gün yüzüne çıkmış oldu. Henüz birer “sav” olan iddialara ilişkin ses kayıtları, belge vb. kanıtlar; aydınlanmacı felsefenin aydınları olarak saydığımız, tanıdığımız ve bildiğimiz koca koca! adamların nelerle uğraştıklarını, o görünen yüzleri ile asla örtüşmeyen kaba saba asıllarını tanıma olanağı sağladı.
İddianame açıklandıktan sonra bütün gazetelerin manşeti olayın büyüklüğünü ortaya koyuyordu. Yalnız bir gazetenin manşeti çok ilginç ve ürkünçtü. Cumhuriyet “AV TÜFEĞİ İLE DARBE” şeklinde manşet atmıştı. 2455 sayfalık ansiklopedi büyüklüğündeki İddianame’den bu manşeti çıkarabilmek de herhalde ancak Cumhuriyet’in yapabileceği bir gazetecilik olsa gerek.
Gazete 28 Temmuz’daki sayısında da, “İlginç Bir Dava” başlığı ile bir yazı yayınladı. Artık resmen ve hukuken yargılama sürecinde olan bir dava ile ilgili bakın neler yazıyor:
“…Peki, iddianamenin içeriği, değeri ve gerçekliği nedir? Bu soruya yanıt vermenin bir anlamı kalmamıştır.
Bir araya gelemeyecek unsurları, olayları, kişileri, bir araya toplayarak zaman boyutunda ne idiğü belirsiz bir geçmişe yayılan iddianame, ek iddianame tasarımlarıyla geleceğe de açık bırakılmıştır.
Toplumu korkutmak, ürkütmek, muhalefeti sindirmek yolunda Ergenekon soruşturmasının başarıya ulaştığını söylemek bir gerçeği dile getirmek olur.
Hukuken bir değer taşımasa da, bu açıdan yaklaşıldığında, iddianamenin siyasal kıymetini teslim etmek zorundayız…”
Bu yazının yayınladığı aynı sayfada AKP ile ilgili “AKP’nin Kader Haftası, Kapatma Davası Başlıyor” başlığı atılmış. Haberde “Laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği savıyla AKP hakkında açılan kapatma davası…davalı partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesine beyan ve fiilleri ile neden olduğu ileri sürülen Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın aralarında bulunduğu 71 kişi hakkında yasak istenmişti.”
Bu ikinci haberden Cumhuriyet gazetesinin “iddianame, savcı, sanık, sav ve dava” gibi hukuki terminolojiye yabancı olmadığı anlaşılıyor. Çok rahat bir şekilde ülkenin Cumhurbaşkanının ve Başbakanının davalı partinin laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline gelmesine beyan ve fiilleri ile neden olduğu savını öne çıkararak kullanıyor.
Aynı gazete, aynı sayfasında aynı konuda (İddianame ve dava olması yönüyle)
tamamen zıt, anlaşılmaz ve hukuk dışı bir tutum içine giriyor.
Bir kere Ergenekon iddianamesinin içeriği, değeri ve gerçekliğini tayin ve saptama görevi Gazeteye, yani İlhan Selçuk’a düşer mi?
Ayrıca “bir araya gelemeyecek unsurları, olayları, kişileri, bir araya toplayarak” ifadesi ile de bu ülkede hangi unsurların, kişilerin bir araya nasıl gelebileceğini ya da gelemeyeceğini gazete nasıl ve neye göre biliyor?
Kişinin kendisinin “sanık” konumunda olduğu, ve o konuma neden düştüğüne ilişkin bir sürü karmaşık ilişkiler, konuşmalar ve belgelerin kanıt olarak kabül edildiği bir dava ile ilgili bir gerçeklik ve değer analizini bizzat kendisi yapabilir mi? Yapsa kim ne kadar inanır? Kaldı ki Ceza Muhakemesi anlamında bu bile ayrı bir suçtur.
AKP ile ilgili dava açıldığında bütün bu aydınlanmacı seçkinlerimiz bu usulü bildiklerini “arkadaşlar konu yüce Türk yargısına intikal etmiştir. Onun yansızlığına hepimiz güvenmek zorundayız, öyle kapatma davasının hukukiliği, Google kanıtları ile ilgili ileri geri konuşmayalım, hatta konuşturmayalım.” diyerek göstermemişler miydi.
E şimdi sn Cumhuriyet hadi “AV TÜFEĞİ İLE DARBE” şeklindeki manşetini mezarlıktan geçerken söylenen türkü olarak kabul edelim, gazetene isim olarak kullandığın Cumhuriyet’in savcılarının açtığı bir davaya ilişkin olarak “hukuki gerçeklik ve değer” arayışına girmek yakışıyor mu sana ve ismine.
Cumhuriyet, “bu ne demek şimdi”.