Boykot Kuru Bir KÜRT İNADI mı?
Halkın Askere Güveni AZALIYOR
2 GÜN KALA SON ANKET?
12 Eylül Referandum Rehberi
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nezir AKYEŞİLMEN
BU DAHA "LE LE"
23 Ocak 2009 Cuma

Halkın zihnini yıllardır meşgul eden ve son birkaç yıldır doğrudan gündemi etkileyen Ergenekon Terör Örgütü (ETÖ) ve gerçekleştirdiği yasadışı faaliyetleri gün geçtikçe deşifre edilmekte ve örgütün devasa boyutları ortaya çıktıkça insanlar dehşete düşmektedir. Toplumuzmuu rehin alan Ergenekonizm ideolojisinden, toplumu ahtapot gibi saran ETÖ’ya,  Taksim, Sivas ve Maraş gibi toplu kıyımlardan, binlerce faili meçhule,  silah depolarından şantaj görüntülere kadar bu yapı, İtalyan Savcı Felice Casson’un ifadesiyle dünyanın en korkunç ve derin gladyosu konumundadır. Silahlar ve cesetler yerden fışkırırken, Ergenekonun siyasi avukatı hiç tereddüt etmeden, müvekkilinin masumiyetinden dem vurmakta ve onu savunmaya devam etmektedir. Bu normal bir görüntü müdür? 21. yüzyılda laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletinde çeteleri savunmak siyasi bir harekete nasıl bir kazanç sağlar?

 

Örgüt soruşturması çerçevesinde gözaltına alınan birkaç emekli askeri ve sivil bürokrat bile, kıyamet koparmak için yeterli görünüyor avukat(lar) ve şürekası için. Peki sayın avukat yeteri kadar araştırmasını yapmış mıdır? Mesela İtalya’da kaç milletvekili, bakan, başbakan ve örgüt mensubu göz altına alınmış ve tutuklanmıştır? Bugüne kadar Ergenekon kapsamında göz altına alınanlar 200’ün altında ve tutuklu yargılananlar ise 100’ün altındadır.

 

Peki İtalya rakamları nasıl? İtalya’da bir başbakan, 250’ye yakın milletvekili olmak üzere toplam 7500 civarında emekli veya muvazzaf güvenlik ve sivil bürokratın yanında, siyasetçi, gazeteci, işadamı ve normal vatandaş tutuklanmıştır. Casson’un tespitine göre, ülkemizdeki derin yapı İtalya’dakinden çok daha büyük olduğuna göre, mantıken bizde İtalya’dakinden daha büyük bir soruşturma ve tutuklamalar gerekmektedir. İtalya sürecine bakılırsa, bu davanın daha başındayız. Ergenekonun siyasetçiler, gazeteciler, akademisyenler, işadamları ve tetikçiler kolu yok mu? Var. Nerede? dağa çıktı, dağ nerede?

 

Bu durumu özetleyen güzel bir fıkra var. Şeytan ve bir Siirtli yaya olarak beraber yolculuk ederler. Şeytanın aklına bir fikir gelir ve “gel birbirimize sıra ile binelim. Binen şarkı söylesin, şarkısı bitince diğeri binsin yolculuğumuz daha eğlenceli olur” der. Siirtli teklifi kabul eder. İlk şeytan biner ve şarkısı hemen biter. Sıra Siirtliye gelir ve başlar şarkını okumaya “le le le le…” hiç bitmez “le le” ve şeytan sinirlenerek “kardeşim bu şarkı ne zaman bitecek?” diye sitem eder. Siirtli “bu daha le le, bir de lo losu var” der. Diğer gladyoların tasfiye süreci dikkate alındığında, Ergenekon sürecinde mevcut durum daha “le ledir.” Bir de bunun “lo losunu görüp konuşmak lazım”. Peki bu telaş neyin nesi? Acaba lo lonun ucunun kendilerine ulaşmasından korktukları için mi bu kıyamet kopartılıyor?

Kıyamet koparanların öne sürdükleri en güçlü argüman, gözaltına alınan kişilerin birbirini tanımıyor olması iddiasıdır. Richard Whelan’ın bu tür yapılar içindeki insanları üç grupta toplamaktadır. Onun sınıflandırmasına bakarak Ergenekoncuları üç grupta toplamak mümkün. Birinci grup, resmi kişilerin tanımladıkları ve belirli bir hiyerarşi içinde olan Ergenekon Terör örgütü ve onun taşeron örgütleridir. İkinci grup, ETÖ’dan etkilenen ve onunla aynı fikirleri paylaşan yasal ve yasadışı gruplar, dernekler, partiler ve yalnız kurtlardır. Üçüncü grup ise, Ergenekonocularla aynı ideolojiye sahip fakat aktif militan olmayanlardır. Bu nedenle, Ergenekon operasyonu kapsamında göz altına alınanlar veya tutuklananların bir kısmının diğerleriyle bir ilişkisi olmayabilir. Hatta zıt cephelerde bile bulunabilirler. Fakat hepsi aynı patrona hizmet etmekte ve aynı ideolojiye, Eregenonizme inanmaktadır.

Bugün derin devletin görünen kısmı olarak karşımıza çıkan Ergenekon Terör Örgütüne yönelik toplumun farklı kesimlerinden farklı farklı seslerin yükselmesinin belki de en önemli nedeni, derin devletin bu çok kimlikli, çok boyutlu yapısı ve toplumun farklı kesimlerine farklı şekilde sızmış olmasındandır. Zira düne kadar “çetelere geçit yok” diyen kesimler, bugün Ergenekonu koruma ve kollama faaliyetleri içinde yer almakta, kimisi avukatlığa soyunurken, kimisi başka maskelerle örgütün gerçek yüzünü gizlemeye çalışmaktadır. Medyadan siyasete, bürokrasiden sokağa uzanan bu derin yapının lobicilikte de oldukça başarılı olduğunu son birkaç ayda müşahede ediyoruz. Yerden fışkıran cephanelikler ve çeşitli yerlerde sürdürülen suçu yer altında arama faaliyetlerine rağmen, bazı kesimler “terör örgütü” ifadesini kullanmaktan şiddetle kaçınmakta ve bu işe izin verdiği için iktidar partisini adeta aforoz etmektedir. Bütün bu çabaların altında bir suçluluk psikolojisi ve korkusu yoksa, bu durumu bilim, teori ve paradigmalarla açıklamak imkansız.

Bu ülkenin gerçekten laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti olmasını istiyorsak bu toplumsal kanserin tedavi edilmesi için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Bu tür toplumsal kanserler ideolojileri, farklı farklı kesimleri dinlemez. Bugüne kadar fail-i meçhul olarak bilinen ölümler ve yapılan katliamlar göz önüne alındığında herkesi öldürebilecekleri açıktır. Bu süreçte yarası olmayan herkesin yargıya yardımcı olması lazım.

 

 

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
he vala
motkane
Sevgili Dostum vala bu lele doğru
Çünkü; Yıllardır bu yapılama Türkiyenin atanan brokratlarını eğitim öğretim kurumları hatta önemli okulara niteliksiz ve hak etmeyen insanları getirdiler sınavı kazandırıp altyapılarını oluşturdular ilin tümünde altyapıları yani zincir halkaları mevcut
peki bu haksız uygulamalara ne olacak çocuklarımızın geleceğini ipotek altına alıp yok eden zihniyetin kalıtıları ve halkaları ne olacak kaşındırın bataklık sarmış dörtbiryanı Ülkemin selametle kalınız...
02 Şubat 2009 Pazartesi 11:01
Son yazı
ali s
Açıkçası üzüldüm. Ben sadece henüz sonuçlanmamış bir davada, mahkeme heyeti yerine yargı üretmenin yanlış olduğunu belirtmek istedim. En nihayetinde "ergenekoncu" olarak yaftalandım. Oysa Nezir'in adını çok güzel koyduğu ergenekonizm zihniyetine ne kadar karşı olduğumu çevrem bilir. Ama bu ülkede malesef bir konuyu tartışmak fenerbahçe galatasarayı tartışma düzeyinin üzerine çıkamıyor. Yazık..
Oysa ki bu konu evveliyatı ile konuşulması , özellikle de 28 şubat süreci ile didiklenmesi gerekirdi. Biz sen şucusun bucusun diye bütün bir tartışmanın özüne dokunmadan sadece kişilik yarıştırma yoluna gittik. Aslında çok kızmamak lazım, nitekim medya da bu olayı böyle tartışıyor. Biz de birilerinin ekmeğine yağ sürüyoruz.
31 Ocak 2009 Cumartesi 15:23
Nokta
ozi
Candan Aydın, ya da tam tersi...
O kadar nokta,anlayışı acaba demokrasinin neresine dokunuyor.
mezar soyguncuları vardır ya sen de ergenekon yaftacısısın.
Hani Baskın Hoca nın çok sevdiği bir laf vardır ya bu kadar cahillik ancak eğitimle olur diye. Bunu senin kulağına küpe diye asmak lazım.
31 Ocak 2009 Cumartesi 14:20
Ali s denen ergenekoncu arkadasa
Candan Aydın
herkese saldırıyorsun, yok yazarın demokratik anlayışına yakıştırmıyorsun.
Aslında sende zerre kadar demokrasi anlayışı olsaydı bu tip derin çeteleri desteklemezdin.
bu tip karanlık terör örgütlerine karşı sus pus olanlar demokrasi ve insan haklarından bahsedemezler. ederse takiyye yapıyordur, o kadar nokta.
30 Ocak 2009 Cuma 15:37
Hukuk ve lütfen hukuk
ali s
Aydın Bey ayıp ya hiç tanımadığınız insanlara böyle nasıl konuşuyorsunuz.
Üstelik zerre kadar hukuk bilmediğiniz ortada.
İsterseniz size bir ev ödevi vereyim de burada gülünç duruma düşmeyin.
Soru: Bir soruşturmada tutuklama kararını kim verir?
Tutuklama kararının verilme nedenleri nelerdir?
Bunları cevapla ondan sonra işin felsefesini siyasetini psikolojisini hukuk çerçevesinde konuşalım olur mu? yok diyorsan sana şunu söyleyim
Düşüncelerin ailenin meşrebine mezhebine göre duyduğun ve bildiğin şeyleri ömür boyu papağan gibi tekrar etmek olmasın. En azından somut bilgilere dayansın...
29 Ocak 2009 Perşembe 15:57
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
Boykot Kuru Bir Kürt İnadı mı?  - (06 Eylül 2010 Pazartesi)
Koşulsuz Müzakere  - (16 Ağustos 2010 Pazartesi)
İsrail İnsanlığa KURŞUN SIKTI  - (02 Haziran 2010 Çarşamba)
GANDİ KEMAL'İN SÖYLEYEMEDİKLERİ?  - (24 Mayıs 2010 Pazartesi)
Ulus Devlet mi, Devlet Ulus mu?  - (11 Mayıs 2010 Salı)
Bir Müslüman Milliyetçi Olabilir mi?  - (05 Nisan 2010 Pazartesi)
Türkiye Ergenekon'dan Çıkıyor  - (22 Mart 2010 Pazartesi)
Türk Talibancılığı Can Çekişiyor  - (15 Şubat 2010 Pazartesi)
Vesayetin Öteki Yüzü: Kontrdemokrasi  - (20 Ocak 2010 Çarşamba)
KORKU POLİTİKASI NEREYE KADAR?  - (30 Aralık 2009 Çarşamba)
ÖFKE SEANSLARI  - (24 Aralık 2009 Perşembe)
Demokratik Açılım Başarılı Olur mu?  - (28 Ekim 2009 Çarşamba)
Obama Doktrini Üsluptan Öte Birşey mi?  - (15 Eylül 2009 Salı)
GERÇEKTEN 'VATANDAŞ' MIYIZ?  - (07 Eylül 2009 Pazartesi)
Güçlü Demokrasi, Güçlü Türkiye  - (01 Eylül 2009 Salı)
Türkiye Modeli Nasıl Olmalı?  - (13 Ağustos 2009 Perşembe)
Ucu Açık Darbe Süreci  - (29 Haziran 2009 Pazartesi)
AB’den Türkiye’ye Pozitif Ayrımcılık mı?  - (22 Haziran 2009 Pazartesi)
Obama Doktrini: Önce Selam, Sonra Kelam ama…  - (11 Haziran 2009 Perşembe)
Siyasi Partilerin Kürt Sorununa Bakışı  - (25 Mayıs 2009 Pazartesi)
Ergenekon ve Demokrasi Dalgaları  - (11 Mayıs 2009 Pazartesi)
Bütün Kürtler Kimliğini İstiyor  - (01 Mayıs 2009 Cuma)
Peki, Türkiye Kürtlerden ne İstiyor?  - (14 Nisan 2009 Salı)
Türkiye Bağımsız Bir Devlet mi?  - (31 Mart 2009 Salı)
Ermenistan'ın CHP Korkusu?  - (23 Mart 2009 Pazartesi)
Erdoğan'ın GAZZE-DARFUR İKİLEMİ?  - (26 Şubat 2009 Perşembe)
Davos Çıkışı: İnsan Yüzlü Diplomasi  - (02 Şubat 2009 Pazartesi)
Anayasadaki 'DEMOKRATİK CUMHURİYET'  - (25 Aralık 2008 Perşembe)
AKP'yi Kim Yıpratıyor?  - (19 Aralık 2008 Cuma)
İyi ki Doğdun İNSAN HAKLARI  - (16 Aralık 2008 Salı)
Obama İlk Ziyaretini NEREYE YAPAR?  - (26 Kasım 2008 Çarşamba)
Türkiye Gerçekten VAZGEÇİLMEZ midir?  - (18 Kasım 2008 Salı)
TAMPON BÖLGE NEDİR?  - (18 Ekim 2008 Cumartesi)
Türkiye Neden Ötekileş(tir)iyor?  - (27 Eylül 2008 Cumartesi)
Türkiye Çağdaş Bir Timokrasidir  - (05 Eylül 2008 Cuma)
Türkiye'ye de Gandhi Gerek  - (28 Ağustos 2008 Perşembe)
Tarihin Geri Dönüşü: Kanlı Diplomasi (?)  - (19 Ağustos 2008 Salı)
Uzlaşma DEMOKRASİ Üzerine Olmalı!  - (06 Ağustos 2008 Çarşamba)
Googlename ile Gelen AKP'nin Yeni Ev Ödevleri  - (02 Ağustos 2008 Cumartesi)
Eskiçağ Filozoflarının ERGENEKON GÜNDEMİ?  - (23 Temmuz 2008 Çarşamba)
Kürt Sorunu: Tabu Oynamaya Devam  - (15 Temmuz 2008 Salı)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
10.8 ms