Dünyanın gördüğü en önemli ekonomik ve siyasal entegrasyon projesi olan Avrupa Birliği, son yıllarda yalnızca siyasi krizlerle anılır hale gelmişti. Üye ülkelerin kendi menfaatlerini birliğin çıkarlarının üstünde tutması nedeniyle her türlü siyasal manevra teşebbüsünde bir kriz patlayan AB, özellikle 2004’te yaşanan genişleme dalgasının ardından ekonomik entegrasyonu dahi büyük bir tartışma konusu haline getirmişti. Bugün yaşanan küresel ekonomik kriz ise işleri iyice karıştıracağa benziyor.
2000'li Yıllarda Avrupa Birliği
Her ortamda en büyük ekonomik entegrasyon örgütü olarak gösterilen Avrupa Birliği projesi 2000’li yılların başlarına kadar gerçekten de çok başarılı bir ekonomik entegrasyon örneği idi.
Tarihi boyunca savaşlara, katliamlara, soykırımlara ve ekonomik korumacılığa sahne olmuş olan Avrupa, kıtanın sadece orta ve batısını kapsar olmakla birlikte, önemli bir ortak pazar yaratmış, kotaları ve tarifeleri kendi aralarında kaldırmış ve ekonomi politikalarında dahi homojen bir örgüt durumuna gelmişti. Hatta, 2000’li yılların başı ile birlikte ortak bir para birimine dahi geçmişti. Gerçi, bu konuda İngiltere ve Danimarka benzeri istisnalar da vardı. Ancak, ortak para birimi olan Euro, ortak ekonomik politikaların ve entegrasyon sürecinin başarısının simgesi haline gelmişti.
AB'nin Büyüsü 2004 Yılında Bozuldu
Ancak, her şey özellikle 2004 Genişlemesi’nden sonra değişti. Bu genişleme dalgası ile eski Sovyet uyduları olan Doğu Avrupa Ülkeleri’nin büyük bir bölümü AB içerisine alınmış, bu süreç 2007’de Bulgaristan ve Romanya’nın da AB’ye katılımı ile son bulmuştu. Avrupa Birliği, bu genişleme dalgası ile ismine uygun bir süreci başlatmış ve tarih boyunca kopuk halde yaşayan Batı ve Doğu Avrupa’yı siyasal ve ekonomik anlamda birleştirme yönünde önemli bir adım atmıştı.
Doğu Avrupalılar, Sovyet sisteminden kurtulmak ve ekonomik dönüşümlerini gerçekleştirmek için çok ciddi bir mali kaynağa ihtiyaç duymuş ve Avrupa Birliği’nin diğer üyeleri birtakım homurdanmalara rağmen Doğu Avrupalılara büyük bir mali destek vermişlerdir.
AB Fonlar 5 Yıldır Doğu Avrupa'ya Akıyor
AB Fonları neredeyse 5 yıldır büyük bir hızla Doğu Avrupa’ya akıyor. Ancak, bu akış artık durma noktasına geldi. Bir süredir sinyallerini vermekte olan küresel ekonomik kriz, mali ve parasal anlamda AB’nin tüm üyelerini etkilemeye başladı. Bilhassa, Almanya ve Fransa’da işsizlik oranlarının artması ve tarım üretimi ile sanayi üretiminde görülen yapısal sorunların kronik hale gelmesi, bu ülkelerin gözlerini kendi ekonomik sorunlarına çevirmelerine yol açtı. Fransa ve Almanya’da başlayan bu süreç bugün başta İtalya ve İspanya olmak üzere diğer üyelere de çeşitli şekillerde etkide bulunmaya başladı.
AB'de Doğu-Batı Çatışması Ayyuka Çıktı
Geçtiğimiz günlerde, ekonomik krizin etkilerini değerlendirmek ve çözüm önerileri üretmek amacıyla bir araya gelen Avrupalı liderler, somut bir tedbir paketi üzerinde anlaşamadılar. Birlik içerisinde artık iyiden iyiye hissedilmeye başlanan Doğu-Batı çatışması bu toplantıda ayyuka çıktı.
Fransa Lideri Sarkozy ve Alman Şansölyesi Merkel ile Polonya ve Baltık ülkeleri liderleri arasında çok ciddi tartışmalar yaşandı. Sarkozy ve Merkel, Doğu Avrupa’ya akan fonların bir süre için azaltılmasını ve tüm Avrupa’da eşgüdüm içerisinde ekonomik programların uygulanmasını isterken, Doğu Avrupalılar ekonomilerinin ayakta kalabilmesi için çok önemli olan AB Fonları’nda herhangi bir kesintiyi kabul etmeyeceklerini belirttiler. Sonunda, toplantı sonuçsuz bir şekilde sona erdi diyebiliriz. Ama, bu tarz toplantılar önümüzdeki günlerde de artarak devam edecektir.
Avrupa Ülkeleri İflasın Eşiğinde
Medyaya yansıyan haberlere bakılırsa; Letonya, Litvanya, Estonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin durumu çok kritik hale gelmiş durumda. Hatta, AB üyesi olmayan ancak AB ile çok yakın ilişkileri olan Ukrayna ile birlikte Macaristan ve Letonya’nın iflasın eşiğine geldiği söyleniyor.
İNGİLTERE
AB, şu anki konumu itibarıyla bu sorunları çözecek durumda değil. İngiltere, zaten uzun zamandır AB ile ilişkilerini gevşetmiş durumda ve Euro Bölgesine de dahil olmadığı için diğerleri kadar büyük bir zorluk içerisinde değil. Uzun tarihi boyunca yaptığı gibi Avrupa Siyaseti’nin ve ekonomisinin ne tamamen içinde ne de dışında yer alıyor.
FRANSA
Fransa ise, AB’nin lider ülkelerinden biri olmasına rağmen ekonomisi hiçbir zaman sorunlardan kurtulamamış bir ülke. Fransız halkı da, Doğu Avrupa’ya ödenecek tek kuruş dahi paralarının olmadığını düşünüyor. Ekonomik kriz, bu ülkeyi yakında AB’den soyutlanmaya götürürse kimse şaşırmamalı.
ALMANYA
Almanya ise, AB’nin en büyük üretim üssü olması nedeniyle önemli bir ülke. Üstelik, bu ülkenin Doğu Avrupa ile doğrudan olmanın yanı sıra Avusturya aracılığı ile kurduğu önemli ekonomik ve siyasi bağlar mevcut. Alman tarihi, bu ülkenin Doğu Avrupa’yı asla kaderine terk etmeyeceğini bize hatırlatıyor. Bu nedenle Almanya bir merkez ülkesi olarak Doğu ile Batı arasında kendi kontrolünde bir denge sağlamaya çalışacaktır.
AVUSTURYA
Almanya’nın birlik içerisinde en yakın dostu olan Avusturya, ekonomik krizden ciddi olarak etkilenen bir diğer ülke konumunda. Avusturya Bankaları, Doğu Avrupa Ülkelerine verdikleri borçların geri dönüşünü sağlayamadıkları için iflasın eşiğinde ve bu kolay çözülebilecek bir sorun olmaktan çıktı.
AVRUPA BİRLİĞİ PARÇALANABİLİR
AB, Anayasa Krizi sonrası en ciddi bunalımını yaşıyor. Uluslararası gözlemciler, ortak bir Avrupa Anayasası üzerinde anlaşamadığı için tam bir siyasal birlik haline gelemeyeceğini öngördükleri Avrupa Birliği’nin son ekonomik kriz ile birlikte bir ayrıma ve parçalanma sürecine girebileceğini belirtiyorlar. Bana göre, parçalanma süreci olası ancak bu fazlalıkların atılması şeklinde olabilir. AB, büyük bir siyasal entegrasyon düşüncesi fikrini artık daha dar bir alanda gerçekleştirmeyi kararlaştırabilir. Balkanlar ve Türkiye ile Ukrayna’yı gözden çıkarıp geleceğini şekillendirebilir. Kendi içerisinde ise Batı ve Doğu’yu ayrı iki bölge olarak addedip, bu bölgelere ayrı birer aktör gibi davranabilir ve ekonomik-siyasal politikalarını buna göre oluşturabilir.
Ekonomik kriz ile dağılma noktasına yaklaşan bir AB’nin çok daha netameli bir siyasal kriz karşısında ne yapabileceği şu anda üzerinde en çok durulan konu. Son gelişmeler, mükemmel bir ekonomik entegrasyon örneği olarak görülen AB’nin aslında çok sorunlu yanları olduğunu ortaya koydu. Kanımca, bu örgüt ortak güvenlik ve dış politika gibi zor bir konu üzerinde konsensüs sağlamaya çalışmadan önce ekonomik ve siyasal gelecek perspektifini açık bir şekilde ortaya koymalıdır.
www.stratejikboyut.com Göktürk Tüysüzoğlu