Karakol baskınında şehit düşmüş delikanlıların babalarının yerine kendimi koydum: Evlatlarını emanet ettikleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin en üst rütbedeki bir Genelkurmay Başkanından baskın sonrası gelen beyanatlar, o ana-babaların gönül yaralarına tuz dökmekten daha beter hale getirmiştir.
Karakol baskınından gazi veya yara almadan kurtulmuş askerlerden elde edilmiş bilgiler, gazete manşetlerinde yer aldı. Baskın öncesinde yapılmış istihbari bilgilendirmelere kulak tıkayan, nerelere baskın yapılacağına kadar basında çıkan haberlere rağmen hiçbir tedbir almayan, adeta gencecik erleri şehadete gönderen komuta kademesinin adli soruşturulmaları yapılmalıdır. Askeri savcılık çok hızlı davranarak, yaralar soğumadan suçlular varsa cezalarını verebilmelidir.
Ama ondan önce, TSK nın hatalarını görüp “kral çıplak diyen” Türk basınını, “mütareke basını “ diye damgalayan ve hiçbir şey olmamışcasına rahatça beyanat verebilen İlker Paşanın açıklamaları sorgulanmalıdır.
İlker Paşanın yaptığı açıklamalar tam bir fecaat. Bir Genelkurmay Başkanının geri dönüşü çok zor ifadeler içeren hatalı beyanat vermesi anlaşılır bir şey değil.
Bu açıklamalar değerlendirildiğinde üç seçenek karşımıza çıkıyor:
1-Danışmanlar İlker Paşayı yanlış bilgilendiriyor.
2-İlker Paşa hataları görmek istemiyor.
3-Üçüncü bir şıkkın var olduğunu düşünmek, yani karakol baskının yapılacağını, meclis Anayasa görüşmelerini gölgelemeye matuf bazı operasyonların-baskınların-sokak olaylarının ve ötesinde şehir içinde büyük muhtemel patlamaların önceden istihbaratının alınmasına rağmen hiçbir tedbir alınmaması ihtimali. Bunu yazabilmek, büyük bir iddia ve mesnetsiz suç ithamı olur.
Türkiyenin Genel Kurmay Başkanlığına yükselebilmiş birisi için, önceden bilinmesine rağmen karakol baskınını engelleyecek askeri tedbirin alınmadığını söylemek çok zor bir itham olsa da, baskın sonrası yaptığı açıklamaları tam bir fecaat olarak görmek gerekir.
Karakol baskınından saatler sonrası helikopterler olay mahalline ulaşabildi. Öncesinde, sağlık görevlileri normal yolu kullanarak karakola erişebilmiş ve görevlerini başarı ile tamamlayabilmişti. Asker ise, yol güvenliğinin bulunmaması nedeniyle aynı yolu kullanmamıştı.
Paşanın yaptığı açıklamada ise, helikopterlerin kötü hava şartları bahanesiyle bölgeye gidemediği söylenmişti. “Teröristlerin yaptıkları karakol baskınına bu gerekçe ile müdahale edilememesi “ bilgisinin deşifre edilmesi, askerlik ve istihbarat açısından “sırrı ifşadır”. Çünkü bir mücadelede, uygulanacak stratejiler, taktikler, zayıf noktalar düşmanla paylaşılmaz. Helikopterlerin uçuşa uygun olmayan hava şartları nedeniyle bölgeye gidememesinin söylenmesi, teröristlere taktik öğretmek ve askeri sırrı ifşa etmektir. İlker paşa nın yaptığı bu ifşaat, devlet ciddiyetiyle, askeri terbiye ile ve ötesinde bir Türk Genel Kurmay Başkanının bilgi ve tecrübesi ile bağdaştırılması mümkün değildir.
İlker Paşa Türk ordusunun zirvesindeki bir şahıstır. Bu konumdaki birisi, devam eden bir harekâttaki en önemli caydırıcı unsur olan bir hava aracının zafiyetini ifşa edemez. Bu saatten sonra, teröristlerin daha cesaretleneceğini, terörist operasyonlarının artık yağmurlu ve sisli havalara kayacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. Yörenin coğrafi şartlarını da düşünecek olursak, bundan sonraki yaşanacak sıkıntılarda paşanın verdiği bilgiler ne yazık ki etkin rol oynayacak. Paşa, yaptığı açıklamada özür dilemesi ve taziye mesajı vermesi gerekirken, stratejinin deşifresi adına sarf ettiği sözlerle “ özrü kabahatinden büyük “ bir icraat yapmıştır.
Çok geçte olsa, 35 kilometrelik bir mesafeden gelerek karakola ulaşan askerler sayesinde terörist saldırı sonrası tablo görülebilmiş ve manzara ortaya çıkmıştı. Şehit sayımız, nerelerde ve nasıl şehit olunduğu detaylı bilgisi elde edilebilmişti. Buradaki bilgilerin ilker Paşanın açıklamalarına yansıması da çok ilginç oldu. Aslanlar gibi savaşarak şehit düşmüş komutan ve erlerle övünmek bir Genel Kurmay Başkanı tarafından söylenecek sözler değildir. Öldürülen teröristlerle ilgili teyit edici bir bilgide bu açıklamada yer almadı. Terörist ya ölmüştür ya da kaçmıştır. Bu bilgi yoksa genel ifade kullanılması da doğru bir yaklaşım değildir.
Bundan sonrasında İlker paşanın yapacağı açıklamalara daha dikkat etmesi gerekir. Karakol baskınıyla ilgili bütün detaylar üzerinde durularak soruşturmanın yapılması paşanın asli görevidir. Yoksa bir kısım medya hakkında “mütareke basını “ diye söylenen sözler, gizlenen bazı gerçeklerin açığa çıkması nedeniyle saldırganlık kokan sözler olarak algılanabilir.
Askerin Ergenekon ile ilişkisinin açığa çıkartılması, TSK içindeki çürük yumurtaların deşifre edilmesi, yargı ile yüzleştirilmelerinin manşetten verilmesi, özetle askerin yanlışlıklarının ortaya dökülmesi mütareke basını damgasını vurmak için bir delil oluşturmaz. Belki bunu yapan basın mensuplarına berat ve şilt verilerek teşekkür edilmesi gerekir.
İlker Paşa üzerinde TSK ya ağır ithamlarda bulunmakta hataya ortak olunması manasını taşır. Burada asıl vazife, başta başkomutan olan Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğana düşmektedir. Her kurum ve birim, kendi kusurunu görmek istemez. Aksine kusuru kapatmak insanın fıtratında vardır. Bundan dolayı, elde tam yetkili kurumlar varken (Devlet Denetleme, Teftiş Kurulları gibi) soruşturma işi sadece TSK ya bırakılmamalı, gerekiyorsa da bu kurumlar üzerinden sivil savcılıkta acilen göreve çağrılmalıdır.