Bugün Türkiye’de darbenin hala devam ettiğinin resmi ve hukuki belgesi niteliğindeki 82 cunta anayasasını hazırlayanların kafasının ne kadar karışık olduğu ve sloganik bir edayla temel kavramların nasıl rastgele kullanıldığını gösteren birçok örnek gösterilebilir. Anayasada yer an devlet, hürriyet, toplum, cumhuriyet ve demokrasi gibi kavramlar incelendiğinde, bu kavramların ifade ettiği anlam ve fonksiyonları icabı gerekli yerlerde kullanılmak yerine, kulağa hoş gelsin, bir şeylere vurgu yapsın, birilerine (cuntaya, dünyaya ve vatandaşa) şirin görünsün diye serpiştirildikleri görülmektedir.
Ülkemizde demokrasi önündeki engeller saymakla bitmez, zira 70 milyon vatandaşın her biri size ayrı bir neden sayabilir. Başta gelen nedenler ise asker-sivil ilişkileri, devlet-merkezli bir eğitim alan ve öyle bir zihniyetle hareket eden, adalet yerine devlet çıkarını kutsayan yargı, otoriter gelenekler, anti-demokratik kültür gibi bir dizi haklı neden…
Fakat bütün bu önemli-önemsiz 70 milyon neden ortadan kaldırılsa bile, mevcut siyasi partiler yasası ve seçim yasası ile ülkemize gerçek manada bir demokrasi gelmez. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru ve en büyük sivil toplum kuruluşları olan siyasi partiler, ülkemizdeki anti-demokratik düzenlemelerle birer devlet organı haline getirilmiş, daha önemlisi her biri kendi içinde birer diktatörlüğe dönüşmüştür. Milletvekillerinin halka karşı sorumlu olmasını sağlayan “dar bölge seçim sistemi” yerine, milletvekillerini parti liderine karşı sorumlu hale getiren “parti listesi” sistemi öngörülmüştür. Bu nedene, milletvekilleri maalesef temsil ettiği düşünülen halkın talep ve ihtiyaçlarını dillendirmek yerine, parti liderliğinden gelen her türlü düzenlemeye taraf olmak zorunda kalmamaktadır. Bu da, ülkemizde demokrasinin konsolide olmasını engelleyen 70 milyon nedenin başında gelmektedir.
Demokrasimizin önündeki bu önemli nedeni tanzim eden “siyasi partiler kanunu” dördüncü madde, ikinci fıkrasında “Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi”den söz etmektedir.
Bunun üzerine Anayasadaki demokrasi nitelikleri neymiş diye bir bakmaya çalıştım.
Ve başta belirtildiği gibi, anayasada demokrasinin nitelik ve nicelik yönünden oldukça kısır kaldığını fark ettim. 19 bin kelimeyi aşan ve geçici maddelerle 179 maddeden oluşan anayasada demokrasi kavramı isim olarak sekiz ve birçoğu ne ifade ettiği belli olmayan sıfat olarak da yedi kez kullanılmıştır. Daha kötüsü demokrasinin esasını ve niteliklerini belirleyen insan hakları kavramı yapılan bütün değişikliklere rağmen sadece beş kez geçmektedir. Buna mukabil cumhuriyet 42, Asker ve askeri 60 ve Türk kelimesi ise millet, ırk veya vatandaşlık anlamında 100’e yakın kullanılmıştır. Kullanılan kavramlardan zaten hem anayasansın hem de demokrasinin nitelileri ortaya çıkıyor aslında.
Demokrasi isim ve sıfat olarak toplam 15 defa kullanılmış ama nasıl? Başlangıç bölümünde “hürriyetçi demokrasi”, 120 ve 122. maddelerde de “hür demokrasi” ifadesi geçmektedir. Hür ve hürriyetçi demokrasi ifadesi hoş fakat içi boş… Sıfat olarak ne ifade ettiği anlaşılmayan ve anlaşılması da mümkün olmayan, bizdeki demokrasi literatüründe bir karşılığı da olmayan şekillerde bile kullanılmış.
Demokrasi sıfat olarak şu şekillerde kullanılmıştır; demokratik toplu hayatı, demokratik siyasi hayat, demokratik devlet ve demokratik cumhuriyet…
Demokratik toplum hayatı ve demokratik siyasi hayat kavramlarının pratikte neye tekabül ettiğini, bu kavramlara yönelik ne tür bir hukuki düzenleme öngörüldüğünü ve demokrasinin kurumsal ve değerler yönünde neyi gerektirdiğini açıklayan bir düzenleme görmek mümkün değil.
Anayasada en dikkat çeken kullanım ise “demokratik cumhuriyet” kavramıdır. Bu kavramı iki açıdan değerlendirmekte fayda var. Birincisi, Türkiye’de çokça tartışılan demokrasi-cumhuriyet ilişkisidir. Bazılarına göre demokrasi ve demokratik reformlar cumhuriyeti tehdit ediyor, bazılarına göre ise, cumhuriyet imtiyazlı bir zümrenin imtiyazlarını korumak için toplum mühendisliğinde kullandığı ve içinin boşaltıldığı bir kavramdır. Oysa anayasada öngörülen cumhuriyetin temel niteliği demokrasidir, her ne kadar bu demokrasinin nitelikleri tam olarak belirtilmediyse bile. İkincisi ise, Türkiye’de anayasaya ifadesini bulan “demokratik cumhuriyet” kavramına son yıllarda yüklenen anlamdır. 2005 Ağustos’unda Başbakan bu ifadeyi bir konuşmasında kullandığında Türkiye’de yer yerinden oynamış ve Başbakan’ın ne hainliği ne de bölücülüğü kalmıştı. Zira bu kavram daha çok Abdullah Öcalan ve DTP söyleminde öne çıkmaktadır. Bu nedenle, birçok şey gibi anayasadan bihaber kimi kesimler tarafından, anayasada hem de iki kez geçen “demokratik cumhuriyet” bölücü bir kavram olarak ilan edilmişti(r).
Siyasi partiler yasasında sözü edilen “Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi” ifadesindeki nitelikleri Anayasada görmek ve anlamak oldukça zordur. Sözün özü, demokrasi anayasada evrensel manada uygulanan fonksiyondan ziyade bir makyaj, bir maske olarak kullanıldığını ileri sürmek fazla abartı olmaz. Günlük hayatımızda, anayasada belirtilenin aksine, demokratik olmayan toplum hayatı ve demokratik olmayan siyasi hayatımızda bunu görmek mümkün.