![]() Nezir AKYEŞİLMEN
|
Laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasada belirtilen temel özellikleri olarak hafızalarımızda yer edinmiştir.
AKP Son Anda Yırttı Ama Vesayet Altına Alındı
Dünya tarihine laik bir ülke olarak geçen Türkiye, bu uğurda demokrasi ve hukuk devletini feda etmeyi bir gelenek haline getirmiş ve dünyada laiklik nedeniyle en çok siyasi parti kapatan ülke unvanını elde etmiştir. İrticaya odak olma durumu tespit edilen siyasi partiler derhal kapatılmış veya AKP davasında olduğu gibi vesayet altına alınmıştır.
Devlet 5 Vakit Dini Siyasete Alet Ediyor
Laik bir ülkede, hele Türkiye’de dini siyasete alet etmek ağır bir suç olarak telakki edilmekte ve en ağır şekilde cezalandırılmaktadır. Fakat ne hikmetse bu dini siyasete alet etme suçunu devlet her gün beş vakit ihlal etmesine rağmen, herhangi bir kapama davasıyla karşılaşmamaktadır.
Devlet İrticada Odak Haline Geldi
20 Mart 2009 Cuma Ankara hutbesinden sadece bir alıntı devletin irticada – dini siyasete alet etmede- odak haline geldiğini görmek yeterlidir. Nevruz ile ilgili olan hutbe, İslam’dan ziyade Türk etnik tefekkürü ile yazılmış, birleşmeden ziyade tefrikaya alet edilmiş ve İslam’ın nasıl siyasete alet edildiğinin açık bir örneğidir. Bu hutbede ırk-din karışımı, iç düşman ve vatan, millet Sakarya edebiyatı gibi dile getirilen bütün resmi ideoloji klişelerini bulmak mümkündür. Tek alıntıda bu kadar din istismarı ancak radikal bir milliyetçi anlayışla mümkündür.
Birliğimiz…şanlı bayrağımızın ebediyen dalgalanmasıyla, minarelerden ezan seslerinin dinmemesiyle, birbirimizi sevmemizle, birlik ve beraberlik içinde iç ve dış düşmanlarımıza karşı yek-vücut olmamızla mümkün olacaktır. Bir milletin teşekkülünde dil, din ve tarih kadar örf, âdet ve geleneklerimizin de önemi büyüktür. Her yıl 21 Mart tarihinde tüm Türk Dünyasında ve bazı doğu ülkelerinde yapılan Nevruz kutlamaları; Orta Asya’dan Anadolu’ya, Anadolu’dan Balkan ülkelerine kadar uzanan bir gelenektir. Ancak bu günü kendi kötü emelleri için istismar etmek isteyen iç ve dış düşmanlara fırsat vermemenin, dînî ve millî bir sorumluluk olduğunu da asla hatırımızdan çıkarmamalıyız.
Evrensel ve İslami değerlerin topluma öğretilerek hak ve adalet duygularına hitap etmesi gereken camilerin, laiklik ilkesinin katli anlamına gelen devlet memurlarına teslim edilmesi ve milliyetçi-dışlayıcı öğretilerin merkezi haline getirilmesi ile asli görevinin aksine toplumda tefrikanın odağı haline gelmiştir.
Cuma Hutbelerinde Neler Okunuyor
Taraf Gazetesi'nin yayınlandığı ilk gün çıkan bir araştırma yazımda 2003, 2004 ve 2005 yıllarında okutulan Cuma hutbeleri incelenmiş ve bu hutbelerde vatan sevgisinin Allah sevgisinden daha fazla işlendiği ortaya konmuştu.
Hutbeleri siyasete alet etmeye iten nedenler aranırken, Althusser’in tanımladığı “devletin ideolojik aygıtları” kavramının açıklayıcı bir takım ipuçları verdiğini görebiliyoruz.
Louis Althusser’e göre, değerlerimiz, taleplerimiz ve tercihlerimiz ideolojik uygulamalarla bize telkin edilir. İdeolojik uygulamalar ise aile, medya, din ve eğitim gibi devletin ideolojik aygıtları denen kurumlar tarafından topluma empoze edilmektedir.
Diyanet’in “temel ilkeler ve hedefleri” bölümünde Diyanet’in herhangi bir siyasi görüş içinde olmadığı iddiası da bu hutbelerdeki çizgi ve görüşler nedeniyle anlamını yitirmiştir. Aşağıda bulunan bazı istatistiklerden de anlaşılacağı gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı demokrasi ve İslamın evrensel özellikleri dışında, bir siyasal düşünce akımının temsilcisi gibi davranmış ve o yönde bir düşünceyi topluma telkine çalışmıştır.
Örneğin, üç yıllık sürede yaklaşık 150 hutbede “vatan, millet, milli ve Türk” kelimeleri 263 kez kullanılırken, “insan hakları, eşitlik, özgürlük ve İslam kardeşliği” gibi evrensel kavramlar sadece 29 kez ifade edilmiştir.
Yine aynı şekilde üç yılda hutbelerde, Allah sevgisi sadece 5 defa, vatan sevgisi ise 6 defa işlenmiştir. Buradan yola çıkarak, din hizmeti vermek için kurulan bir kurumun aslında dini, bazı siyasal düşünceler için kullandığı da iddia edilebilir. Hutbelerde din ve dine ait kavramlar, birtakım düşüncelerin çok ama çok gerisine düşürüldüyse, bunun müminler tarafından sorgulanması gerekmektedir.
Dinin vatandaşlar veya siyasi partiler tarafından siyasete alet edilmesi konusunda bu kadar hassas olan Anayasa mahkemesi, bir gün devlete kapatma davası açacak mı merak ediyorum. Yoksa yasalar devleti bağlayıcı değil mi? Değilse Türkiye’de “hukukun üstünlüğü ilkesi”nden bahsedilebilir mi?
Yorum Ekle
Arkadaşına Gönder
Yazdır
Yukarı























