Boykot Kuru Bir KÜRT İNADI mı?
Halkın Askere Güveni AZALIYOR
2 GÜN KALA SON ANKET?
12 Eylül Referandum Rehberi
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Adnan KÜÇÜK
14 Mayıs 1950'nin Rövanşı: 27 Mayıs 1960
01 Haziran 2010 Salı

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasiye ilk geçiş 14 Mayıs 1950 günü yapılan demokratik seçimlerle mümkün olmuştur. Bu gün yapılan seçimler neticesinde siyasi iktidar, kansız bir şekilde çoğunluğu elde eden muhalefet partisine intikal etmiştir. Bu seçimlerde ortaya çıkan sonuç, CHP ve onunla bütünleşik olan bürokrasi üzerinde şok etkisi meydana getirmiştir. Her iki cenah da bu sonucu kabullenmek istememiştir. Seçimlerin neticesinde bazı bürokratlarla CHP"liler, İsmet İnönü"den iktidarı devretmemesini istemişlerdir. Bu talebin geri planında bu hazımsızlık yatmaktadır. Fakat İnönü, bu talebi geri çevirerek, demokrasiye geçiş için üzerine düşeni yapmıştır. Fakat o da bu devir teslimi yaparken ileriki yıllarda başına geleceklerden habersiz olarak bu devri yapmıştır. Çünkü hem başta İnönü olmak üzere CHP"lilerde, hem de bürokraside hâkim anlayış şu yönde idi: “Halk, Demokrat Parti"nin (DP) yoğun propagandaları neticesinde kandırıldı. CHP, halka çok kısa süre içerisinde doğruları öğretecek ve daha sonra da yapılacak ilk seçimlerde, CHP"ni tekrardan iktidara getirecektir”. Bazı CHP"lilere göre ise halk nankörlük yapmış, bu nankörlüğün bir neticesi olarak da CHP"ne çok az oy vermiştir. İnönü, Ankara"da seçilememiş, ancak Malatya"da seçilebilmiş, Başbakan Şemsettin Günaltay dışında hiçbir hükümet üyesi parlamentoya girememiştir.

Bu şok üzerine CHP, bir yandan siyasi kimliği ile diğer yandan da bürokratik iradenin temsilcisi kimliği ile DP"ye karşı çok yoğun, sert ve yıkıcı muhalefet sürecini başlatmıştır. CHP bunu yaparken hep kendisini bürokratik irade ile bütünleşik olarak rejimin gerçek sahibi görmüştür. Bu anlayışa göre, Cumhuriyetin kurucu sahibi, “CHP+halkın iyiliğinden başka hiçbir düşüncesi olmadığını düşünen, halka rağmen halkçılık düşüncesini savunan, halkı modernleştirilmesi gerekli edilgen unsur olarak gören, bu sebeple de halkın iradesine güvenmeyen bürokratik irade”dir.

Demokrasiye geçişte ortaya konulan irade tam demokrasi yönünde değil, sınırlı bir demokrasi yönündedir. Esas mantık şudur: “1924 Anayasasında hâkim anlayış demokrasi yönünde ise de, fiili olarak kurulan Cumhuriyet, bir demokratik Cumhuriyet değil, otoriter Cumhuriyettir. Demokrasiye geçiş, bu Cumhuriyeti köklü bir dönüşüme uğratmamıştır. Asıl olan, otoriter Cumhuriyetin bazı makyajlarla korunmasıdır”. Gerek kuruluş aşamasında, gerekse devam eden yıllarda otoriter Cumhuriyetin sürdürülmesi konusunda bu kesim halka hep şüphe ile bakmıştır. Bu şüphe sebebiyle, bir yandan CHP, bürokratik irade ile de ittifak halinde sert muhalefetini sürdürürken, diğer yandan da Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde cuntacı yapılanma, bir rivayete göre, Ezan"ın Arapça aslına uygun olarak okunmasının serbest bırakıldığı günden itibaren bir diğer rivayete göre de 1955 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu iki rivayet şu noktada buluşturulabilir: “Ezan"ın Arapça aslına uygun olarak okunmasının serbest bırakıldığı gün Cuntacı yapılanma fikri ortaya çıktı, 1955 günü geldiğinde de bu yapılanma önemli bir aşama kaydetti”. DP iktidarının ilerleyen yıllarında, CHP+Bürokrasi ittifakına geniş Basın camiası da eklenmiştir.

Gerçi 1950-1960 arası dönem, demokrasi açısından çok verimli olmamıştır. İktidar muhalefet ilişkileri, olağan bir demokraside olması gerektiği şekilde gerçekleşmemiştir. Fakat, 27 Mayıs 1960 gününe gelinceye kadar, demokrasiden uzaklaşılmamıştır. Demokrasi ileri düzeyde olmasa da, asgari gerekleri ortadan kalkmadan varlığını sürdürmüştür.

Peki 27 Mayıs gizli-saklı mı gelmiştir? Cevap: Hayır; göstere göstere gelmiştir. Bazı akademik/cüppeli/kalemli kesim ile CHP"li yöneticiler, sürekli darbe tehdidini dile getirmişlerdir. İnönü, 27 Mayıs"a kısa bir süre kala, bazı şartların oluşması halinde darbenin yapılmasının hak olduğunu belirtmiştir. 14 Temmuz 1958"de General Kasım"ın liderliğindeki bir grubun iktidarı devirmesi üzerine, gerek CHP, gerekse bazı akademik camia, bu askeri darbeye sık sık yollama yaparak, DP"yi darbe ile tehdit etmekten geri durmamıştır. Forum Dergisinde Türkiye"deki siyasi iktidarın Irak"taki gelişmelerden ve ihtilalden ders alması gerektiği belirtilmiştir . Forum Dergisinin bir başka sayısında şu ifadeler yer almıştır: “İktisadi yıkıntının üstüne bir de siyasi hürriyetsizlik bindiği takdirde, içtimai bünyenin nasıl altüst olabileceğini merak edenler, ihtilaller tarihini iyi okumalıdırlar” . CHP Genel Sekreteri Kâsım Gülek"e göre, “Irak"ta son hadisler neticesinde ölenler bizimkilerin akıl hocası idi. Onlar ırakta yaptıklarını bizimkilere tavsiye ederlerdi. Partilerden mi şikâyetiniz var? Kapatın gitsin, basından mı şikâyetiniz var, susturun gazeteleri, olup bitsin, derlerdi. Onların büyük akıbeti ders olmalıdır” . Muammer Aksoy, “milletlerin isyan hakkı”nın sebepleri ve meşruiyeti üzerinde durmuş; bu konuda Irak darbesi ile yakın ilişki kurarak, milletlerin isyan hakkı ile ihtilal özdeşleşmesi zemininde iktidara mesaj vermeye çalışmıştır . 15.09.1958 tarihli Forum Dergisindeki başmakalede, Türkiye"deki baskı rejiminin de, Irak"ta olduğu gibi ihtilale yol açabileceği belirtilmiştir .

Bu tür söylemlere iktidar cenahı sert önlemlerle cevap vermiştir. Özellikle 1957 seçimlerinden sonra muhalefetin sertlik dozajı fazlalaştıkça, iktidar-muhalefet arasındaki gerilim daha  da artmıştır.

 Peki 27 Mayıs 1960 askeri darbesi niçin yapılmıştır; acaba seçim yapmayacağı anlaşılan, bu sebeple de demokrasiyi ortadan kaldırdığı ayan beyan ortaya çıkan DP"ye karşı mı yapılmıştır? Bu sorunun cevabı da hayırdır. Çünkü seçim kanununa göre normal seçimlerin yapılması gerekli tarih, 27 Ekim 1961 günüdür. 27 Mayıs öncesi tarihlerde önce Başbakan Yardımcısı Medeni Berk, daha sonra da Başbakan Menderes 1960 yılının baharında erken seçime gideceklerini deklare etmişlerdir. CHP lideri İnönü de, bu ihtimale binaen seçim hazırlıklarına başlamış ve 27 Mayıs"a bir buçuk ay kala Partisinin Amasya İl Kongresine gönderdiği mesajında şunları söylemiştir: “Dört yıllık normal seçim süresi 27 Ekim 1961 tarihinde dolacaktır. Şimdi seçimleri tehir etseler bile, bilmeleri lazımdır ki; 27 Ekim 1961 akşamı güneş battığında seçimleri yenilememişlerse kendilerini gayrı meşru ilan edeceğim” .

Diğer yandan erken seçime altyapı hazırlıkları mahiyetinde olmak üzere, Mecliste seçmen kütüklerinin tanzim ve denetimini yargı organlarına tevdi etmek için hazırlanacak yeni bir kanunun tanzim edilmesi ile görevli bir komisyon kurulmuştur. Bu yöndeki teklif, Komisyonda muhalefete mensup üyelerle birlikte ittifakla karara bağlanıp neticelendirilmiş ve Meclis gündemine alınması yönündeki muhalefet teklifi ittifakla kabul edilmiştir. Komisyon üyesi CHP"li Turan Feyzioğlu, benimsenen tasarının çok faydalı ve demokratik hükümler içerdiğini ve komisyonun uyumlu ve iyi niyetli bir çalışma ortaya koyduğunu belirtmiştir. Bu durumu bilen İnönü de, seçime yönelik hazırlıkları yürütmeye başlamıştır.

Fakat askeri cuntanın acelesi var demek ki, İnönü"nün kabul etmiş olduğu “demokratik meşruiyet” ölçütünü bir kenara itip, kendi ölçütünü kendisi belirleyerek, DP iktidarının ve o dönem TBMM"nin meşruiyetini kaybettiğinden bahisle, askeri darbeyi gerçekleştirmiş oldu. Şayet İnönü"nün demokratik meşruiyet ölçütü esas alınsa ve seçimler normal zamanı olan 27 Ekim 1961"de yapılmasa idi, işte o zaman, gerek siyasi iktidar, gerekse TBMM meşruiyetini kaybedecekti.  Seçimlerin yapılacağı belli olduğu, bunu CHP dâhil bütün siyasi partiler ve askeri kesim bildiği halde, acele davranıp darbenin yapılmasının bir tek mantığı olabilir, o da şudur: “Daha öncelerden verilmiş olan bir askeri darbe kararı 27 Mayıs 1960 günü tatbik edilmiştir. Seçimlerin normal kanuni zamanında yapılmasını beklemek darbeyi meşruiyetten yoksun kılacağı, millet nezdinde makul kabul edileceğini düşündükleri bütün mazeretlerin ortadan kalkacağı bilindiği için, acele davranılmış ve darbe yapılmıştır”. Darbenin bir diğer sebebi de şu olabilir: “Her ne kadar 27 Mayıs"a yaklaşıldığı günlerde CHP"nin oylarının arttığı, DP"nin oylarının da düştüğü iddia edilse de, bu iddia, sadece bir öngörüden ibarettir, kesin bir netice değildir. Şayet bu öngörü gerçekleşmez de DP tekrardan iktidara gelirse, artık onu olağan yollarla iktidardan indirmek mümkün değildir. Bu sebeple daha garantili bir yol olan darbe yöntemi benimsenmiştir”.

Şimdi erken seçimlere gidilmekte olduğu bir dönemde yapılan bu darbe, olağan yollarla iktidara gelme ümidini kaybetmiş olan CHP ile bürokrasinin, 14 Mayısın rövanşını alması şeklinde gerçekleşmiştir. Her ne kadar CHP lideri İnönü, “biz darbenin ne içindeyiz ne de dışındayız” şeklinde bir açıklama yapmış ise de, yaşananlar CHP"nin bu hareketin içinde yer aldığını göstermektedir. Zaten yapılan 1961 Anayasası da, CHP+bürokrasi ittifaklı ideoloji zemininde yer alan bürokratik vesayeti sürdürme amaçlı olarak hazırlanmıştır. Bu anayasa, ülkemizde, seçilmişlerin üstünlüğü şeklinde tecelli edecek olan demokratik iradeye karşı bürokratik vesayeti kuran ilk anayasadır.


[1] Forum D., C. IX, S. 105.

[2] Forum D., C. IX, S. 102.

[3] Ulus Gzt., 04.08.1958.

[4] Muammer AKSOY, “Milletlerin İsyan Hakkına Dair”, Forum D., IX, S. 197.

[5] “Sehpalı Demokrasi”, Forum D., IX, S. 108..

[6] Ulus Gzt., 11.04.1960.

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Halkın sesi dinlenilsin
Kerim
Halkımızın sesi dinlenirse bütün sorunlar çözülür.....
06 Haziran 2010 Pazar 08:43
demokrasi
bilgili
Bizde çoğu kişi için Cumhuriyet var iken demokrasiye ne gerek var ki. Bu kişiler için 27 Mayıs vasıtasıyla Cumhuriyetin demokrasiye karşı korunması büyük bir erdemliliktir. Çünkü bu kişilere göre demokrasi cumhuriyetin içini oyan bir kurt gibidir. O açıdan 27 Mayıs kutsal bir gündür. Bu kişilere göre 27 Mayısta alınan rövanş iyi bir rövanştır. Çünkü söz konusu olan Cumhuriyet olunca demokrasi de dâhil her şey teferruattır. Bir demokrat olarak bu düşünceyi bir türlü hazmedemiyorum.
01 Haziran 2010 Salı 17:36
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
12 Eylül'de Ne Oylanıyor?  - (08 Eylül 2010 Çarşamba)
Burnundan 'Kıl Aldırmayan' Yüksek Yargı  - (31 Ağustos 2010 Salı)
HSYK Kadını Erkek Yapabilir mi?  - (23 Ağustos 2010 Pazartesi)
TEAMÜLLERİN YIKILDIĞI "YAŞ"  - (12 Ağustos 2010 Perşembe)
Kimler Suç İşleme İmtiyazına Sahip?  - (09 Temmuz 2010 Cuma)
Bu Mantıkla BU TERÖR BİTMEZ  - (28 Haziran 2010 Pazartesi)
Yargıda Dehşetengiz Şeyler Oluyor  - (18 Haziran 2010 Cuma)
HAMAS'la PKK Aynı Şey mi?  - (07 Haziran 2010 Pazartesi)
Ne Olacak Bu YARGININ HALİ?  - (21 Mayıs 2010 Cuma)
Danıştay Yine Değerleri Alt-Üst Etti  - (15 Şubat 2010 Pazartesi)
Halkın Güvendiği Dağlara BALYOZ YAĞDI  - (03 Şubat 2010 Çarşamba)
12 Eylül'ün KARANLIK NOKTALARI?  - (12 Eylül 2009 Cumartesi)
GÜÇLÜ ORDU=GÜÇLÜ TÜRKİYE MİDİR?  - (02 Eylül 2009 Çarşamba)
Sırtı Güroymak'a Dayalı Ulus-Devlet  - (21 Ağustos 2009 Cuma)
3. İddianamenin DERİN ŞİFRELERİ  - (07 Ağustos 2009 Cuma)
Askeri Vesayetten Kurtuluşta 'MAYINLI ALANLAR'  - (06 Temmuz 2009 Pazartesi)
Türkiye Bu Çıkmazdan NASIL ÇIKAR?  - (27 Haziran 2009 Cumartesi)
Alaturka/Alafrance Laikliği Yeni Tehdit: Ekonomi  - (10 Haziran 2009 Çarşamba)
“DARBE BİR ANAYASAL HAK” mıdır?  - (29 Mayıs 2009 Cuma)
Cumhurbaşkanı'na DOKUNULABİLİR Mİ?  - (20 Mayıs 2009 Çarşamba)
OBAMA: “YENİ BİR MİLAT MI?”  - (14 Nisan 2009 Salı)
29 Mart'ın Mesajı: Herkese Uyarı  - (31 Mart 2009 Salı)
Çağdaş Kıyafet: Türban Üstü Şapka  - (05 Mart 2009 Perşembe)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
19.2 ms