TARAF Yine Bombayı Patlattı
BALYOZ'cuların YAŞ Kurnazlığı
MHP'de Flaş Oktay Vural İddiası
Türkiye'yi Sarsacak O Görüntüler
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Zaman ve Habertürk Fena Atıştı
Başbuğ'la yapılan röportajda sorulan ve sorulmayan sorular nedeniyle iki genel yayın yönetmeni atışıyor. İşte Ekrem Dumanlı'nın sözleri ve Fatih Altaylı'nın Dumanlı'ya yanıtı.
16 Şubat 2010 / 16:01

Başbuğ'la yapılan röportajda sorulan ve sorulmayan sorular nedeniyle iki genel yayın yönetmeni atıştıyor. İşte Ekrem Dumanlı'nın sözleri ve Fatih Altaylı'nın Dumanlı'ya yanıtı.

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un Habertürk Gazetesi'ne verdiği röportaj ve röportaj için yaklaşık 5 saat Karargah'ta kalmaları ve röportajı yapan Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı'nın bu 5 saatin özellikle altını çizmeleri ve o 5 saati ballandıra ballandıra anlatmaları geçen haftanın en çok konuşulan konularıydı.

Zaman'ın Genel Yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı'nın yukarıdaki eleştirilere ek olarak röportajda Altaylı'nın bazı soruları sormadığını söyledi. Altaylı'da bugünkü yazısında bu iddialara yanıt verdi.

İşte Ekrem Dumanlı-Fatih Altaylı Atışması;

Ekrem Dumanlı'nın 15 Şubat tarihli köşe yazısı;

Genelkurmay Başkanı'nın son günlerde iki gazeteye verdiği röportaj, tartışma götürür pek çok özelliğe sahip.
En başta demokratik bir ülkede bu kadar sık konuşmak ne kadar doğrudur; bunun çerçevesini doğru çizmek gerekiyor. Bu çizgiler iyi belirlenmezse sarf edilen sözlerin tartışması yapılırken her şey iç içe girer ve kaotik bir manzara çıkar karşımıza. Kim ne derse desin, acı gerçek şudur: Hiçbir demokratik ülkede silahlı kuvvetlerin başı bu kadar çok konuşmaz; konuşamaz. Diğer bir gerçek de şu ki; hiçbir genelkurmay başkanı, şu an bu görevi ifa eden İlker Başbuğ kadar çok sık basınla yüz yüze gelmemiştir. İlker Bey her fırsatta konuşma yapıyor. Bazen de kendine hâkim olamayarak ağır sözler sarf ediyor. Ne var ki yapılan konuşmalar, kamuoyunun merakla beklediği sorulara ikna edici cevaplar olmaktan çok uzak. Bazen yargıyı etkileme riski taşıyor, bazen de "tehdit" ve "şantaj" olarak algılanıyor.

Belli ki doğaçlama yapılıyor bu konuşmalar. Ancak çok önemli mevkide vazife yapanların alelade konuşma lüksü olamaz. Sadece bir örnek olsun diye söylüyorum; Sayın Başbuğ, Harp Akademileri arsasının nasıl askerî bir bölge haline getirildiğini anlatıyor. Güler misin, ağlar mısın? "Orgeneral Tural emir verdi, araziyi bir gece tellerle çevirdik ve bu sayede dünyanın en modern harp akademilerinden birine sahip olduk." diyor. Bu anlatımdan ortaya çıkan şudur: Hazine'ye ait bir arsa, gece yarısı baskınıyla bir kurumun üzerine geçiriliyor. Böyle bir şey yapmak meşru ve yasal ise Hazine arsalarını işgal edenlere, gecekondu yapanlara niçin itiraz ediliyor ki? Başbuğ'un anlattığı imrendirici metodu bir başkası da yapmaya kalkarsa ne diyeceksiniz?

Bir ülkede gazete yöneticileri "bir saat mi, beş saat mi kışlada kaldık" deyip vecd ile kendinden geçerse askerî yetkililer de coştukça coşar. Sonra da heyecanla söylenen sözler derin kuşkulara yol açar. Başbuğ, iddianameyi kastederek "Suikast iddiası yok." diyor mesela. Oysa iddianame okunmamış. Okunmuşsa bile Başbuğ'a (yine) yanlış bilgi verilmiş. "Sabrımız taşarsa" diyor heyecanla ve ekliyor Genelkurmay Başkanı: "Bildiklerimizi halkla paylaşırız." "Sabrımız taşarsa" ifadesinin "tehdit" anlamı içerdiği aşikâr. Üstelik "Bildiğimizi açıklarız" lafı birkaç şüpheyi birden barındırıyor: Madem bildikleriniz var, yetkili mercilerle de sürekli görüşüyorsunuz; niçin bunları paylaşmıyorsunuz? "Bilgi saklamak" için geçerli bir mazeret bulmak sanıldığı kadar kolay olmasa gerek. Bu 'tehdit'te başka bir kuşku unsuru daha var: Planlanmış bir yasal kurgudan bahsediliyorsa (mesela Kayseri'de öyle yapılmıştı), Başbuğ daha vahim bir durumdan bahsediyor demektir ki bunu kamuoyuna anlatmak imkânsızdır. Emir-komuta zinciri içinde yürütülen yargı süreçlerinin koordinasyonuyla yeni gündemler oluşturmak malum ve sinsi bir taktik olduğu gibi "yargıya saygı" ile, "masumiyet karinesi" ile de bağdaştırılamaz...

Genelkurmay Başkanı askerliği "sakıncalı kura"dan çeken aydınlarla, gazetelerle bir araya gelmiyor. Dolayısıyla da sorular ve cevaplar hep sınırlı kalıyor. Hâlbuki temsil ettiği makam, ayrımcılığa izin veren bir makam değil. Milletin ordusu, milletin hiçbir kesimiyle kavgalı olamaz. Madem anayasa ve yasalar uyarınca herkes eşit ve vergi verirken her vatandaş bu eşitliği hissediyor; o zaman herkese eşit mesafede duracaksınız.

Aslında bu konuda ilginç bir açılım da yaptı İlker Bey ve PKK'lılar için, "Terörist de insandır." dedi. Bu çarpıcı sözü Başbuğ'a söyleten bazı gerçekler olmalı. Bu yaklaşımın TSK'da karşılığı nedir bilemem; ancak bu söz, herkesi "masumiyet karinesi"ne göre değerlendiren bir cümledir. Şayet Başbuğ geniş katılımı sağlayarak açıklamalar yapsa bazı konularda daha ikna edici bulunabilir; çünkü o zaman sorulmadık sual de kalmaz, cevap verilmedik mevzu da...

Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit de kameraları görünce konuşma lüzumu hissetti mesela. Orada sadece 'seçilmiş gazeteciler' yoktu. Genelkurmay Başkanı konuşur da kuvvet komutanı konuşmaz mı? İntihar eden bir albayın cenazesinde konuşma yapan Yiğit de coşkun ifadeler kullanmış. Neyse ki orada genç bir muhabir, basit ama çok önemli bir soru yöneltmiş komutana: "Bu konuştuklarınız yargıya doğrudan müdahale değil mi?" Büyük bir sessizlik. Derin bir sükût. Çünkü çok açık bir manzara var karşımızda: Komutan, devam eden bir davanın zanlılarının masum olduğunu çok keskin bir dille ifade ediyor. Bu kadar net bir tavır yargı üzerinde bir baskı kurmak değildir de nedir? Beklenmedik soru karşısında kısa bir şaşkınlık yaşayan komutan, "Şu ana kadar yargıya müdahale edecek bir şey söylemedim. O şekilde anlaşılmışsa da..." diyerek vaziyeti kurtarmaya çalışıyor.

"Kim kışlada daha çok kaldı" heyecanıyla yazılan haberlerde beklenmedik sualler tercih edilmeyince başka türlü bir imaj oluşuyor. Mahkeme sürerken Başbuğ, Dursun Çiçek imzalı o korkunç belgeye "kâğıt parçası" demişti. O kâğıt parçasının aslı çıktı ortaya; ne oldu? Kriminal laboratuvar incelemeleri defalarca "Bu, Çiçek'in elinin ürünüdür" dedi de ne oldu? En son geçen hafta Adli Tıp bir daha "Çiçek'in elinin ürünüdür" diye tekrar rapor verdi de ne oldu? Kim soruyor bunları; hangi ikna edici cevaplarla karşı karşıya kalıyor kamuoyu?

Son yıllarda ortaya çıkan bilgi ve belgelerin ışığında ikna edici cevaplar vermek şart. O sorulara cevap verirken o soruları soracak adamlarla bir araya gelmek de şart. Bu manzara ortaya çıkmadıkça yapılan her şey psikolojik harp gibi algılanacak; Genelkurmay hukukçularının kurguladığı planlama da ikna edici bulunmayacak.

 Fatih Altaylı'nın kendini savunduğu bugünkü yazısı

SEVGİLİ dostum Ekrem Dumanlı da bizim Genelkurmay röportajını okumuş ama o da “yanlış” okumuş.
Yazısında mealen diyor ki: “Genelkurmay başkanları tehdit savurmaz. Eğer bildikleri varsa, elinde delili varsa bunları Cumhurbaşkanı'yla, Başbakan'la paylaşır.”
Ekrem Dumanlı'ya, röportajı salim kafayla, kızmadan, öfkelenmeden yeniden okumasını teklif ediyorum.
Soruları da, yanıtları da.
Ekrem Dumanlı'nın kafasına takılan, benimde sorularım arasında.
Çünkü dikkatli ve tarafsız okuyucuların gözünden kaçmayan bir şey var bizim röportajda.
Her şey soruldu.
Cevabı alınan her şey yazıldı.
Ekrem Dumanlı'nın sorusunu da sorduk.
“Bunları Başbakan'la paylaşmıyor musunuz, konuşmuyor musunuz?” diye.
Onun yanıtı da röportajda var.
Bizim bu sorumuza Başbuğ, “Her şeyi Cumhurbaşkanı ve Başbakan'la paylaşıyorum” diyor.
Bu ne demek. “Elimizdeki her türlü bilgiyi üst makamlarla paylaşıyoruz” demek değilmi?
Peki serzenişi niye?
Belli ki, umduğu, beklediği, istediği desteği görememiş.
Belli ki, bu yüzden konuşuyor.
Ekrem Dumanlı, Genelkurmay'da 5 saat kalmamıza ve bunu belirtmemize de takılmış anladığım kadarıyla.
Bilmeli ki, biz gazeteciyiz. Hem de iyi gazeteciler. Hiçbir kuruma, cemaate, partiye, siyasi fikre mensup veya bağlı ve hatta yakın olmayan gazetecileriz.
5 saat kaldıysak bunu da söyleriz. Eğer Fethullah Gülen'le röportaj yapmış olsak, onunla kaç saat geçirdiğimizi de yazardık.
Çünkü bu da röportajın bir unsurudur.
Okurun röportajı algılamasında yeri vardır.
Ekrem'den bir de samimi itiraf beklerim:
“Acaba Genelkurmay Başkanı, Zaman Gazetesi'ne röportaj verseydi, Ekrem 'Biz sizinle konuşmayız' mı diyecekti, yoksa 1 saat dolunca 'Daha fazla kalamayız, biz gidelim'mi?”


 

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Yarı Askeri Medya...
Emre Karagöz
Yarı askeri medyadan ne beklersiniz ki! 5 saat da kalır 10 saat da...bundan övünürler üstüne...ah bu yarı askeri medya yok mu? ah ülkem ahh!!!
17 Şubat 2010 Çarşamba 00:10
Aydınım diyen gazeteciler
kemal
İdeolojik ve tarafgir davranamazlar davranmamalılar tarafsız olan bertaraf olur diye bu ideoloji kurbanları ya da köleleri böyle düşünür oysa bertaraf olabilir ama özgürdür yalnız kalır işte kimseye yaranamaz ya. Gelişmemiş ülkelerde tarafsızlık yadsınır ve böyle deyişler aynen zihniyeti dar gelişmemiş toplumlarda kabul görür bence cevabı çok net ve anlaşılır diğer gazetecinin de tüm sorularının cevabı röportajda var ama başka soruları varsa o başka bir daha dikkatli okumalı bence
16 Şubat 2010 Salı 17:57
Altaylı bence tarafsız bir gazeteci
kemal
Bu yüzden de kimseye yaranamaz dobradır açıkça düşüncelerini söylüyor dediği gibi hiçbir siyasi yapıya kuruma cemaate mensubiyeti yok zaten olanlar tarafsız olamıyor olamaz da bunu beklemek de abes ama tarafsız olursan kimseye yaranamazsın artık öküz altında buza aramaya başlarlar üniversitede hocamız vardı daha 1.sınıfta idim bir hocamız vardı vatanseverdi ama kesinlikle bir yere koyamıyorlardı ne sağcı ne solcu ideoloji kurbanları bu adam mitten diyorlardı hiç alakası da yok bilimadamı ve
16 Şubat 2010 Salı 17:48
derin adam
hasan
mit in derin siyah kod adlı tetikçisi olan altaylının ağzına sakız olmak kadar bir insan için aşşağılayıcı bir durum yoktur be.ekrem dumanlının altaylı ve ekibini ciddiye almış olmasıdır asıl beni şaşırtan?altaylının hangi derin odaklara hizmet ettiğini bilmeyen kaldı mı ki?
16 Şubat 2010 Salı 16:54
ALTAYLI VE ADAM OLMAK
AHMET
ÖNCELİKLE BELİRTEYİM NE ZAMAN GAZATESİ OKUYUCUSUYUM NE DE HABERTÜRK.AMA ORTADA BARİZ ŞEYLER VAR..FATİH ANCAK İNSAN OLABİLDİ, ADAM OLDUĞUNU DAHA GÖRMEDİK.İŞTE ADAM DİYECEĞİMİZ CİDDİ BİR TARAFI YOK..GEÇEN, TEKETEK'İN KONUĞU İSKENDER HOCA İDİ. HOCA CİDDİ CİDDİ BİRŞEY ANLATIYOR..ALTAYLI CIVIK CIVIK LAFLARIYLA HEP ARAYA GİRİYOR.KONUĞA SAYGI YOK.KARŞISINDA SÜPER STARLARI CÜBBELİ AHMET VAR ZANNEDİYORDU, HERHALDE. aLTAYLI'NIN DAHA ADAM OLDUĞUNU GÖREMEDİK.BABAN DA VEFAT ETTİ, İNSAN BİRAZ DERS ALIR..
16 Şubat 2010 Salı 16:19
Medya
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
10.82 ms