
PARTİ KAPATMA DAVALARINDA İDDİANEMENİN KABUL ŞARTI
Siyasal partilerin kapatılması talebine yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısınca hazırlanan iddianamenin kabul edilmesi toplumun önemli bir kesimini temsil eden bir siyasi parti üzerinde derin etkiler oluşturmakta, hakkında dava açılmış bir siyasi partinin siyaset sahnesinde hareket kabiliyeti zorlaşmaktadır. Söz konusu zorluklar siyasi partinin gerekli halk desteğine ulaşamamasına veya var olan halk desteğini yitirmesi gibi ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu gerekçelerle parti kapatma davasında iddianamenin kabulü ancak ciddi iddialar söz konusuysa mahkeme üyelerinin bu yöndeki geniş uzlaşmasıyla mümkün olmalıdır.
Parti kapatma davalarına yönelik Yargıtay Başsavcısınca (YB) hazırlanan İddianamelerin Anayasa Mahkemesince (AYM) kabulü için basit çoğunluk değil, nitelikli çoğunluk aranmalıdır. Söz konusu yargının sayısal ifadesi, AYM'nin altı (6) değil en az yedi (7) üyesinin iddianame'nin kabulü yönünde oy kullanmalarıdır.
Şöyle ki:
Hatırlanacağı üzere cumhurbaşkanı seçimine ilişkin toplantı yeter sayısının 367 olduğu yönünde karar veren AYM, söz konusu kararda şunları ifade etmiştir (2007/54 K).
“Bu bağlamda 1982 Anayasası'nın, genel ve özel af ilanı (Md.87), Meclis Başkanı seçimi (Md. 94), Meclis soruşturması yoluyla bakanların Yüce Divan'a sevki (Md.100), Cumhurbaşkanı seçimi (Md.102), Cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı suçlandırılması (Md.105), gensoru ve görev sırasında güvenoyu (Md.99, 111) ve Anayasa değişikliği (Md.175) konularında, TBMM'nin toplantı ve karar yetersayıları bakımından, 96. maddedeki genel kurala istisna getiren, özel hükümler içerdiği görülmektedir. Bu durumlarda kuşkusuz TBMM'nin toplantı ve karar yetersayıları bakımından, 96. maddedeki genel kural değil, belirtilen maddelerdeki özel hükümler uygulanacaktır.”
AYM'nin bu kararındaki mantığı şudur. Anayasanın 102. maddesi, cumhurbaşkanı seçimi için nitelikli çoğunluk yani 367 oy aramaktadır. O halde toplantı yeter sayısı için de nitelikli çoğunluk gerekmektedir.
AYM'nin bu mantığından yola çıktığımızda benzer bir durum parti kapatma davaları için de söz konusudur.
Anayasamızın 149. maddesi ile Siyasi Partiler Kanunu'nun 98. maddesi parti kapatma davaları için özel bir hüküm öngörmüş, AYM üyelerinin beşte üçünün kapatma yönündeki oyuyla siyasi partilerin kapatılabileceğini öngörmüştür.
Mademki Anayasamızda ve SPK'da parti kapatma davalarına ilişkin özel bir usul öngörülmüştür, o halde AYM'nin 367 kararındaki mantığından (2007/54 K) hareketle YB'nin hazırlamış olduğu iddianame'nin kabulü içinde aynı usulün uygulanması gerekir.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un (AYMKYUK) 33. maddesinde siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davaların Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümleri uygulanmak yoluyla dosya üzerinden incelenip karara bağlanacağı belirtilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 224. maddesinde ise mahkemece verilecek karar ve hükümlerin oyçokluğuyla veya oybirliği verileceği ifade edilmiştir.
Yukarıda yer alanlar ifadelerden AYM'nin parti kapatmaya yönelik iddianamenin kabulü için CMK'da belirtilen oy çokluğuyla karar verebileceği düşünülebilir. Ancak AYM'nin cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin 367 kararı doğru bir yorum olmasa bile hukuk dünyasında sonuç doğurmuş ve bir içtihat olarak yerini almıştır. Anılan kararda AYM, genel duruma istisna getiren özel hükümler söz konusu olduğunda genel kuralın değil, özel hükümlerin uygulanacağını ifade etmiştir.
CMK'nın 224. maddesi ceza davalarına ilişkin genel bir düzenlemedir. Oysa Anayasamızın 149. maddesi ve SPK'nın 98. maddesi parti kapatma davaları için özel bir düzenleme getirerek nitelikli bir çoğunluk öngörmüştür. Üstelik söz konusu düzenlemeler yargılama usulü için CMK'ya atıfta bulunan 2949 sayılı AYMKYUK'dan sonra getirilen ve parti kapatmayı zorlaştırmayı amaç edinen düzenlemelerdir. Anayasa'da ve SPK'da yer verilen bu düzenlemeler hem özel hükümlerdir hem de AYMK'dan sonra yürürlüğe girmiştir. Parti kapatma davalarındaki bu özel düzenlemeler nedeniyle genel bir düzenleme olan CMK'nın ilgili maddesi iddianamenin kabulünde uygulanamaz. CMK'nın ilgili hükmü özel bir usul öngörmemiş diğer yargılamalarda (Yüce Divan) uygulanabilecektir. Mademki AYM, “cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin 367 sayısı aynı zamanda toplantı yeter sayısıdır” demektedir, aynı mantıkla parti kapatma davasına ilişkin beşte üç nitelikli çoğunluğun iddianamenin kabulü içinde uygulamak gerekir. Ayrıca AYM, Refah Partisi Kararı'nda (1998/1 K.) bir ceza davası olmadığını, kendine özgü bir dava olduğunu ifade etmiştir [1]. Ancak belirtmek istediğim husus kapatma davalarında Ceza Muhakemesi Kanunu'nun uygulanamayacağı değil [2], yukarıda yer verdiğim nedenlerle sadece iddianamenin kabulü usulünde CMK'nın 224. maddesi uygulanamayacağıdır.
AYM'nin 367 kakarına ilişkin diğer bir gerekçesi Cumhurbaşkanının devletin başı olması ve Türk milletini temsil etmesi sebebiyle bir uzlaşma içerisinde seçilmesi gerektiğiydi. Siyasi partiler de demokratik bir toplumun vazgeçilmez unsurudur. Misyonu sebebiyle siyasi partiler toplumun önemli bir kesiminin görüşlerini temsil etmektedir. Anılan bu özellikleri sebebiyle siyasi partilerin herhangi bir dernek gibi kolayca kapatılmaması, ancak çok özel hallerde ve mahkeme üyelerinin geniş uzlaşması sonucunda kapatılması gerekmektedir.
İddianamenin kabul edilmesi toplumun önemli bir kesimini temsil eden bir siyasi parti üzerinde derin etkiler oluşturmakta, hakkında dava açılmış bir siyasi partinin siyaset sahnesinde hareket kabiliyeti zorlaşmaktadır. Söz konusu zorluklar siyasi partinin gerekli halk desteğine ulaşamamasına veya var olan halk desteğini yitirmesi gibi ağır sonuçlar doğurabilmektedir. Bu gerekçelerle parti kapatma davasında iddianamenin kabulü ancak ciddi iddialar söz konusuysa mahkeme üyelerinin bu yöndeki geniş uzlaşmasıyla mümkün olmalıdır.
Yukarıda yer verilen gerekçelerle parti kapatma davalarında iddianamenin kabulü için de nitelikli çoğunluk aranması gerekmektedir.
Peki, AYM, nitelikli çoğunluk ile değil basit çoğunlukla iddianameyi kabul ederse ne olacaktır?
Öncelikle yukarıda yer verilen gerekçelerle (Özellikle AYM'nin 367 kararında yer verdiği gerekçelerle) ifade ettiğim üzere söz konusu uygulama Anayasamızın 149. maddesine aykırı olacaktır. 2949 sayılı Kanunun 18. maddesinin ikinci bendine göre, AYM, Yüce Divan sıfatıyla çalışırken ve siyasi partilerin kapatılmasına ilişkin davalara bakarken, Anayasanın 152. maddesi anlamında "davaya bakan mahkeme" durumundadır. Bu gibi hallerde, AYM uygulanacak bir kanun hükmünü Anayasaya aykırı görür veya taraflarca ileri sürülen aykırılık iddiasını ciddi bulursa, bu durumu ön sorun yaparak çözümler ve buna bağlı olarak davanın esasını karara bağlar [3]. Bu nedenle davanın tarafı olan parti söz konusu uygulamanın anayasa aykırı olduğu yönünde itiraz da bulunabilecek ve AYM iptal kararı vermeden önce anılan uygulamanın anayasaya uygun olup olmadığını karara bağlayacaktır.
Cumhuriyet Başsavcılığınca 21.5.1997 tarihinde laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline geldiği iddiasıyla Refah Partisi hakkında açılan kapatma davasında, AYM, siyasi parti kapatılması davasına bakan mahkeme sıfatıyla 8.1.1998 gününde, bakılmakta olan davada uygulanacak olan 22.4.1983 tarih ve 2820 sayılı SPK'nın, 3270 sayılı Kanunla değişik 103. maddesinin ikinci fıkrasını, Anayasanın 69. maddesinin altıncı fıkrasına aykırı gördüğünden, öncelikle bekletici sorun (ön sorun) olarak bu konuda bir karar verilmek üzere davanın geri bırakılmasına karar vermiştir. [4]
Göksel AKINCI
________________________________________
[1] Metin, Yüksel, Siyasi Parti Kapatma Davalarında Ortaya Çıkan Ön Sorunlar.
[2] Refaf Partisi Kararı'nda AYM, kapatma davalarında Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun uygulanacağı ifade etmiştir.
[3] Metin, age.
[4] Metin, age























