
12 Eylül darbe Anayasası'nın değiştirilmesiyle ilgili en tartışmalı açıklamalardan birini Sol sendikalar yaptı. DİSK geçtiğimiz hafta 'hayır' oyu vereceğini açıkladı.
Oysa DİSK'in kurucusu ve ilk genel başkanı Kemal Türkler cinayete kurban gitmiş, FAİLLER meçhul kalmıştı.
Darbe döneminde en çok kan kaybeden Sol kesimden ne hikmetse faillerin bulunmasından yana güçlü bir ses yükselmedi. Yükselten eski Solcular da tepkiyle karşılandı.
Bir yandan derin devlet ve Ergenekon'a yönelik yargı süreci devam ederken diğer yandan 12 Eylül ürünü Anayasa'nın değişiminde referanduma yaklaşıyor Türkiye.
Ancak referandum sürecinde en çelişkili tepkiyi DİSK verdi. Kurucusu ve ilk Genel Başkanı Kemal Türkler'in öldürülmesine rağmen sendika oyunun 'hayır' olacağını 'resmen' duyurdu.
Bugün Oktay Ekşi, Kemal Türkler'in katillerinin bulunmasını isteyen bir yazı yazdı. Yazının başlığı ise reform....
Oktay Ekşi/Hürriyet
Reform burada gerekli
KEMAL Türkler'in ölümünün üzerinden tam 30 sene geçmiş olmasına rağmen, cinayetle ilgili adalet gerçekleşmedi.
Çünkü kızı Nilgün Soydan'ın “Gözlerimle gördüm” dediği cinayet sanığı “davanın zamanaşımına uğradığı” gerekçesiyle mahkûmiyet almadan kurtuldu. Ve adalet sistemimizin asıl “reform” bekleyen hastalığı tekrar ortaya çıktı.
Tamam, “zamanaşımı” hukuk sisteminin kabul ettiği bir kavram ve bir kurumdur. Ama zamanaşımı eğer “yetkililere atfedilecek bir kusur olmadan” gerçekleşmişse kamu vicdanına ters düşmez. İnsanlar “Ortada bir haksızlık var” demek gereğini duymaz.
Peki ya Kemal Türkler'i öldüren canilerden birinin -en azından gözümle gördüm diyen kızının iddiasına göre- belli olduğu bir ortamda adalet 30 sene boyunca tecelli etmiyorsa, bunun bir (veya birden çok) kusurlusu yahut sorumlusu olmak gerekmez mi?
Sadece bu soru bile bize, Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın, “kendisiyle ilgili tutuklama kararını 'gerekçe' göstermeden reddeden 9 yargıcı kendisine tazminat ödemelerine” mahkûm ettirmekle, hukuk sistemimizde ne önemli bir çığır açtığını göstermeye yeter.
Ekşi, faili meçhul kurbanı Türkler'in ölümünü sorgularken Ergenekon sanığı Haberal'ı savunuyor. Üstelik kendi hakkında karar veren hakimleri tazminata çarptırmasını bir hukuk zaferi olarak yorumlayarak... Ekşi yazısına devam ediyor....
Nitekim Türkiye'de “zamanaşımı” yoluyla adalet önünün bir yılda kaç kere tıkandığına ilişkin Ankara Ticaret Odası'nın 2004 yılında yayınladığı rakamlar var. Buna göre her yıl ortalama 400 bin dava dosyası aynen Kemal Türkler cinayetindeki gibi zamanaşımı nedeniyle işlemden kaldırılmaktadır.
Yeri gelmişken anımsatalım:
Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in, Adalet Bakanlığı sırasında başlattığı bir çalışma vardı. “Dosyaları kasten sümen altında tutarak yargıya göndermeyenler veya geç gönderenler hakkında soruşturma açılacak”tı. Çiçek “Özellikle banka hortumlama davalarında bu yöntem kullanılmış görünüyor” diyordu. (26 Ağustos 2004 Milliyet)
“Yargıda reform” yaptığını sanan şimdiki Adalet Bakanı acaba “adaletin” asıl mağdur olduğu bu konuya ne zaman el atacak?
Türkler'in katillerinin bulunması için reform talep eden Ekşi, Anayasa reformunu dillendirmiyor bile... Nerede kaldı ki, DİSK'in bugün geldiği noktadan yakınsın....























