
YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ VE 4. HUKUK DAİRESİ ÜYELERİ YÜCE DİVANDA YARGILANMALIDIR
Geçtiğimiz günlerde önce Yargıtay 4. Hukuk Dairesince, ardından da 11. Ceza Dairesince verilen skandal kararlar, Türk Hukuk tarihine kara harflerle geçmiştir.
Her iki kararın da ortak yanını halen görülmekte olan Ergenekon davalarında yargılanmakta olan bir kısım sanıklarla ilgili olmaları ve her iki Yargıtay Dairesinin de baktıkları davalarda görevli ve yetkili olmamaları oluşturmaktaydı.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Baktığı Davada Görevli ve Yetkili Değildir
Yargıtay 4. Hukuk Dairesince verilen karar, Ergenekon Davasında tutuklu olan ancak bir gün bile cezaevinde yatmayan Mehmet Haberal'ın kendisini tahliye etmeyen hakimler aleyhine bu Dairede açtığı manevi tazminat davasının kabul edilmesine ilişkindi. Oysa her şeyden önce, Yargıtay 4. Dairesinin böyle bir davaya bakma görev ve yetkisi yasal olarak mümkün değildi.
Bu davada genel hüküm olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)'nun 573. vd. maddelerinin uygulanması mümkün değildir. Zira bir tür koruma tedbiri niteliğindeki tutuklama işleminin hukuka aykırı olduğunun iddia edilmesi ve bundan zarar görenlerin tazminat davası açabilmeleri hususu Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)'nun 141 ilâ 144. maddelerinde özel olarak düzenlenmiştir ve CMK'nda yer alan bu hüküm, HUMK'nda hükme göre özel bir hüküm niteliğinde bulunduğundan, söz konusu davada CMK'nın hükümleri uygulanmak zorundadır.
CMK'nın 142 maddesinin ikinci fıkrasında aynı Kanun'un 141. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen gerekçelere dayalı olarak açılacak maddi ve manevi tazminat davalarına bakmakla görevli ve yetkili yargı mercilerinin kimler olduğu açıkça belirtilmiştir. Buna göre, bu tür davalar zarara uğrayan kişinin oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın ağır ceza mahkemesince karara bağlanacaktır.
Diğer taraftan, CMK'nın 141. maddesinin birinci fıkrasında ise aynı fıkrada belirtilen gerekçelere dayalı olarak açılacak maddi ve manevi tazminat davalarının “Devlet”te karşı açılabileceği ifade edilmektedir. Bir başka ifadeyle, kişilerin doğrudan işlemi yapan hakim ve savcılara dava açabilmelerine olanak bulunmamaktadır.
Bu durumda, kişiler tarafından İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde görevli olan hakimler hakkında, CMK'nın 141. maddesinde belirtilen nedenlere dayalı olarak maddi ve manevi tazminat davası açılamayacağı gibi, ancak Devlet yani Adalet Bakanlığı aleyhine açılabilecek tazminat davalarına ise İstanbul'daki özel yetkili ağır ceza mahkemelerince bakılabileceği açıktır.
Şu halde Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yasaları çiğneyerek aldığı yasadışı bu kararın tek bir amacının olduğu ve bu amacın da Ergenekon Davasında tutuklu bulunan başta Mehmet Haberal olmak üzere tüm sanıkların serbest bırakılması noktasında hakimlere açıkça gözdağı vermek olduğu apaçık ortadadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin Kararı Tam Bir Görev ve Yetki Gaspıdır
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin terör örgütü üyeliği suçundan dolayı hakkında kamu davası açılan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ile bu davada tutuklu bulunan diğer tüm sanıklar hakkında verdiği birleştirme kararı ve tahliye kararları da tam bir hukuk faciasıdır.
Bilindiği üzere, Erzincan Başsavcısı ile diğer sanıklar hakkında terör örgütü kurmak veya bu örgüte üye olmak suçlarından dolayı Erzurum özel yetkili ağır ceza mahkemesine kamu davası açılmış ve bu mahkemece davanın İstanbul'da görülmekte olan Ergenekon davasıyla birleştirilmesine karar verilmiş, ancak henüz İstanbul ağır ceza mahkemesince bir karar verilmeden, İlhan Cihaner hakkında görevi kötüye kullanma suçundan dolayı yargılama yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince alelacele ve yasadışı bir kararla, önce davaların birleştirilmesine, ardından da tutuklu sanıkların tümünün tahliyesine karar verilmiştir.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, İlhan Cihaner hakkında görevi kötüye kullanma suçundan dolayı yargılama yaptığı davada, ilk derece mahkemesi statüsündedir. Bir başka ifadeyle söz konusu dava bakımından Yargıtay 11. Ceza Dairesi ile İstanbul ve Erzurum ağır ceza mahkemeleri arasında bir altlık ya da üstlük ilişkisi yoktur, her üçü de aynı düzeydedir. Bu nedenle, aralarında hukuki bağlantı bulunan ceza davalarının yüksek görevli mahkemece birleştirilmesine olanak sağlayan CMK'nın 10. maddesinin olayda uygulanma olasılığı yoktur.
Bu gibi durumlarda birleştirmenin nasıl yapılacağı hususu, CMK'nın 16. ve 17. maddelerinde gösterilmiştir. Buna göre, bağlantılı ceza davaları değişik mahkemelerce görülmeye başlanmış ise öncelikle Cumhuriyet savcılarının istemlerine uygun olmak koşuluyla mahkemeler arasında birleştirme konusunda bir uyuşmanın olması gerekmektedir. Uyuşmanın olmaması durumunda ise ortak yüksek görevli mahkemece bu konuda bir karar verilecektir.
Bu durumda, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin öncelikle her iki davanın Cumhuriyet savcılarının ile İstanbul ağır ceza mahkemesinin görüşünü alması, ardından bu konuda bir uyuşma sağlanması durumunda kararını vermesi gerekirken, tüm bu yasal durumları göz ardı edip ve adeta ben yaptım oldu edasıyla verdiği yasadışı birleştirme kararının, hukukla izah edilebilecek bir durumunun bulunmadığı apaçık ortadadır.
Görevi kötüye kullanan Yargıtay üyelerinin yargılanma mercii Yüce Divandır
Görevi kötüye kullanma suçu, bir kamu görevlisinin görevinin yasalara veya mevzuata aykırı olarak yapması şeklinde tarif edilmektedir. Görüldüğü üzere gerek Yargıtay 4. Hukuk Dairesi üyeleri gerekse Yargıtay 11. Ceza Dairesi üyeleri, bakmakta olduğu davalarda, görevli ve yetkili olmadıkları halde ve yasaların açık hükümlerine rağmen söz konusu kararları vermekle görevi kötüye kullanma suçunu işlemişlerdir.
Görevlerinden dolayı suç işleyen Yargıtay üyelerinin ise Anayasa'nın 148. maddesi gereğince Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları gerekmektedir.
Hal böyle iken Erzurum'daki hakimler hakkında suç duyurusunda bulunan Yargıtay 11. Ceza dairesinin yaptığı tam bir hukuk faciasıdır. Ve yüksek yargının kendini yasalardan, her şeyden ve herkesten üstün gören anlayışının somut bir göstergesidir.
Bu yapılanlar Türkiye'de Ergenokon yapılanmasının gücünün nerelere kadar uzadığının ve halen hayatiyetini devam ettirdiğinin de açık bir ispatı niteliğindedir.
Türkiye'de gerçek anlamda hukukun üstünlüğü ilkesini hayata geçirmek ve hakimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığını sağlamak istiyorsak öncelikle, hukuku yüksek yargının boyunduruğundan kurtarmalı ve yüksek yargıyı da hukukun içerisine çekecek mekanizmaları devreye sokmalıyız. İşte Anayasa değişikliğine ilişkin 12 Eylül'deki referandum bunun için çok önemli bir fırsattır.
Mert Uluhanlı























