
Malumunuz, ülkemizin yıllardır maruz kaldığı PKK terörü ve yeni yeni dillendirilen Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunları bir süredir gerek siyaset gerekse medya dünyasında kıyasıya tartışılmaktadır. Söz konusu tartışmalarda kimi zaman yapıcı, kimi zaman da yıkıcı, nihayetinde çok çeşitli fikirler ortaya atılmaktadır. Peki nedir bu tartışılan sorunlar, bu sorunların kaynağı neler ve çözümü neler olabilir?
PKK ve Kürt sorunlarının temelinde ne yatmaktadır?
PKK ve Kürt sorunu ile ilgili bir kısır döngü ile karşı karşıyayız. O da şudur: Bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın maruz kaldığı bazı sorunlar PKK'nın doğmasına ve büyümesine ortam hazırlamış, sorundan beslenen PKK ise kendi varlığının devamı için Kürt kökenli vatandaşlarımızın yaşadığı sorunların devam etmesini arzulamakta, yani sorunların çözümünü baltalamaktadır. Dolayısıyla bugün için sorunların çözülmesi amacıyla sağlıklı, cesur ve kararlı adımlar atılmamasının ve çözümün gecikmesinin müsebbibi PKK ve onun eylemleri olduğu açıktır. Özetle giderilemeyen bölge halkının sorunları PKK'yı güçlendirmiş, güçlenen PKK ise Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunlarını katmerleştirmiştir. Bugün PKK olmasa devletimizin ve halkımızın daha çabuk ve sağduyulu bir biçimde bölge halkının sorunlarına eğileceği aşikardır. Ancak her şehit haberi sorunların çözümüne yönelik adımları baltalamakta, Türk halkının zihinlerini bulandırmaktadır.
Peki, bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarımızın maruz kaldığı sorunlar nelerdir?
Malumunuz, PKK öncelikli olarak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde boy gösteren bir örgüttür. En kanlı eylemlerini de bu bölgelerde gerçekleştirmektedir. Bu bölgeye baktığımızda halkın büyük çoğunluğunun Kürt kökenli vatandaşlarımız olduğu aşikardır. Zaten, PKK da Kürt kökenli vatandaşlarımızın maruz kaldığı sorunları bahane ederek silahlı eylem yolunu seçtiğini ifade etmektedir.
Bölgede yaşayan Kürt halkının sosyo-kültürel ve ekonomik durumlarının PKK'nın palazlanmasına uygun bir ortam sağlayacağı aşikardır. Kürt halkı sosyo-kültürel açıdan gelenekçi bir yapıya sahiptir. Bölgede aşiret yapısı hakimdir. Aşiretliğin devamı aşiret liderinin zengin ama halkın ona muhtaç durumda olmasını gerektirir. Hukuk kurallarından ziyade bölgede töre geçerlidir. Töre nedeniyle yaşanan namus cinayetleri, berdel gibi uygulamalar bölgede yaşayan gençleri daha hayatlarının baharında geleceğe dair umutlarını köreltmektedir. Törenin çiğnenmesi ise ya ölüm, en iyimser tahminle dışlanmak, hor görülmek demektir. PKK'ya katılan bayanların büyük çoğunluğunun evlilik çağına gelmiş olduğu gözden uzak tutulmaktadır. Ayrıca bölgenin coğrafi yapısın çetinliği, kış koşullarının uzun ve ağır geçmesi bölgenin diğer bölgelerle iletişimini sekteye vurmakta, iletişimin olmadığı bir bölgede de kültürel ve ticari değişim ve gelişim sağlanamamaktadır. Bölgenin dağlık yapısı nedeniyle geçim kaynakları tarım ve hayvancılıkla sınırlı kalmakta, tarım ve hayvancılığın yoğun işgücü gerektirmesi, hane sayısının fazla olmasına sebebiyet vermekte, bu durum da kişi başına elde edilen geliri oldukça düşürmektedir. Yoğun işgücü, aynı zamanda eğitim ve öğretime harcanması gereken zamanın tarlada ırgat, dağda ise çobanlık yapmakla harcanmasına sebebiyet vermektedir. Eğitim ve öğretimin yok denecek kadar az olduğu bir bölgede değişim ve gelişimden yine bahsedilmesi mümkün görünmemektedir.
Bölge halkının sorunlarını sadece bölgenin sosyo-kültürel ve coğrafi özellikleri ile açıklamak yeterli midir?
Elbette değildir. Devlet de üstüne düşen vazifeyi yeterince yerine getirmemiştir. Yavuz Bülent Bakiler'in “Ben Anadoluyum” adlı harika bir şiiri vardır. Şiirde Sayın Bakiler derki: “Ben Anadoluyum / Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç/ Şükrederek, kalktığım sofralarımda / Ya soğan ekmek olur, yahut bulamaç / Hastalarım vardı ölüm yataklarında / Ne doktor yüzü gördüm ne ilaç/../ Devlet denince vergi geldi aklıma / Jandarma deyince kırbaç/…/ Yolsuz, okulsuz köylerim kasabalarım hâlâ/ Alın terine muhtaç.”
Söz konusu şiir haklı olarak bir gerçeği ortaya koymaktadır. Ne doktor, ne ilaç gören, devleti sadece vergi, jandarmayı da sadece kırbaç olarak algılayan bir halkın devletle barışık olmasını beklemek pek mümkün değildir. Devlet bugün eski hatalarının tamiri için belki adımlar atmakta, okullar, hastaneler açmakta, bölgeye yatırım yapılması amacıyla nice teşvik programları ortaya konmaktadır. PKK'nın söz konusu adımları baltalamak maksadıyla öğretmelerimizi, doktorlarımızı şehit etmesi, bölgede hizmet amacıyla bulunan araçları ateşe vermesi, devletin ne kadar doğru bir yol içerisinde olduğunun, PKK'nın de bölgenin geri kalmışlık ve cahilliğiyle beslendiğinin bir kanıtıdır.
Devletin bölge halkının aidiyetine ilişkin korkuları yok mudur?
Elbette, tarihten ve tarihi yanlış yorumlanmasından kaynaklanan korkularımız da söz konusu sorunların doğmasına ve gelişmesine vesile olmuştur.
Nedir bu tarihten gelen korkular?
Kürt kökenli vatandaşlarımızın tarihte görüldüğü gibi tıpkı bir Yunanistan bir Sırbistan gibi bağımsız bir devlet kuracağı korkusudur. Bu korku da demokrasinin erdeminden bahsedenler üzerinde bile menfi tesirlere sebep olmakta, bölge halkının sahip olası gereken haklara bile taviz olarak nitelendirmesine sebep olmaktadır.
Nedir korku? Tarihimizde ayaklanmalar neticesinde Yunanistan'a ve Sırbistan'a önce bazı imtiyazlar, özerklikler verilmiş, neticesinde bu gibi ülkeler bağımsızlıklarını dış güçlerin de desteği ile elde etmişlerdir. Yine Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ile gayri müslimlere verilen haklar Osmanlı'nın parçalanmasına engel olmamıştır. Buna göre hak vermek, taviz vermektir. Tavizin neticesi da ülkenin parçalanmasıdır. Bu nedenle bölge halkının hak talepleri acaba ilerde bağımsız olurlar mı korkuları ile karşılanmaktadır.
Tarih doğru söylemiyor mu?
Tarihi doğru yorumlarsak tarih elbette doğru söyleyecektir. Yunanistan ile Kürt halkını bir tutmak bugün için ne kadar doğrudur, orası tartışmaya açıktır. Yunan halkı geçmişte bir devlet kültürü olan, uzun yıllar egemenlik sürmüş bir devletin (kendilerince) mirasçısıdır. Osmanlı'da yaşayan Yunanlı vatandaşlarımız eski devletlerini yeniden kurmak (Megali İdea) amacıyla bir ayaklanma içerisine gitmişlerdir. Oysa Kürt halkının ne bir devlet kültürü, devlet geçmişi söz konusudur, bugün için ne de bu yönde bir talepleri. Ayrıca Yunan halkı gerek dini gerekse toplumsal yönden Türk halkından uzak bir hayat sürmüşlerdir. Oysa Kürt kökenli vatandaşlarımız ülkemizin dört bir tarafında Türk halkı ile aynı kültürü, aynı duyguyu paylaşmışlar, kız alıp, kız vermişler, akrabalık tesis etmişlerdir. Etle tırnağın ayrışması ne kadar zor ise Türk ile Kürt halkının ayrışması da o denli zordur. Ayrıca bölge ülkelerinin istemediği bir devletin var olmayacağını en başta Kürtler bilmekte bu nedenle en uygun ortam olmasına rağmen Kuzey Irak'ta bağımsız bir devlet talep etmemektedir.
PKK'ya geri dönecek olursak, bu sorun nasıl çözümlenebilir?
Öncelikle sorun siyasi irade ve siyasi muhatap sorunudur. Bahse konu irade ve muhatap sorunu tek taraflı değil, iki taraflıdır. Ne devlette bu yönde bir güçlü irade ve tek bir muhatap söz konusudur ne de diğer tarafta.
Muhatap meselesi gelince konunun muhatabı hükümet mi asker mi bilinememektedir. Askerin bu konudaki zaman zamanki çıkışları, siyasi söylemleri bu şüpheleri artırmaktadır. Oysa demokratik ülkelerde siyasi konuların muhatabı siyasiler, yani hükümet olup, asker ancak teknik konularda çalışmalar yapabilmektedir. Karşı tarafta da benzer bir sorun söz konusudur. Olması gereken siyasi irade, yani DTP tek başına bir iradeyi temsil edememekte, hatta bu parti PKK'nın söylemleri dışına çıkamamaktadır. PKK da terör örgütü olduğundan devletin bunu örgütü muhatap alması mümkün değildir.
İkinci konu güçlü irade konusudur. AK PARTİ hükümeti de her ne kadar kimi liderlerimiz gibi güçlü çıkışları olsa da zaman zaman milliyetçi akımlardan ve oy kaybından çekinmekte ve geri adımlar ortaya atmaktadır. (Milliyetçi'den kasıt bu yönde güçlü irade gösterenleri milliyetçi olmadığını belirtmek değil, bu konuda klasik bir hassasiyete sahip kişilerdir). Aynı şekilde gerek DTP'nin gerekse PKK'nın söylemleri zaman içerisinde birbiriyle çelişmekte, hatta çatışmaktadır.
Siyasi iradenin var olması için ne gereklidir?
Öncelikle oy düşüncesi ile değil milli menfaatler doğrultusunda hareket edilmelidir. “Milletimin menfaati gerçekleşsin de gerekirse ben oy kaybına uğrayayım” düşüncesi bizleri yönetenlerde hakim olmalıdır.
Çözüme yönelik sürecin iyimser bir tahminle üç dört senede olumlu sonuçlar alacağı düşünüldüğünde bir parti için buna yönelik en uygun zamanın seçimlerden yeni ve güçlenerek çıkılan ve üç dört yıl seçim dengelerinin gözetilmeyeceği zamandır. Oysa en geç iki sene sonra genel seçimler vardır, hiçbir parti gibi AK PARTİ'de böyle bir risk almak istemeyecek, içerisinde yer alan milliyetçi kanadı ve halkı küstürmek istemeyecektir.
AK PARTİ bu sorunların çözümü amacıyla biran önce siyasi iradeyi eline almalı, diyalog sürçlerini açık tutarak güçlü bir irade sergilemelidir.
Çözüm için neler yapılmalıdır?
Çözümden ziyade bölge halkının ne tür sorunları var onları ortaya koymak gerekir. Kürt kökenli vatandaşlarımız siyasi haklardan mı yoksa sosyo-kültürel haklardan mı yoksun bu ortaya konması gerekir.
Kürt kökenli Başbakanımız, Cumhurbaşkanımız ve Mecliste yer alan siyasi partinin varlığı dikkate alındığında siyasi haklar konusunda böyle bir hak mahrumiyeti söz konusu olmadığı aşikardır.
Ekonomik haklar meselesine gelince de aynı durum söz konusudur. Kürt kökenli diye memuriyete ya da işe alınmayan (tek tük uygulamalar dışında) kişi söz konusu değildir. Hükümetimiz de bölgenin ekonomik yönden gelişmesi için birçok teşviklerde bulunmaktadır.
Bölgede kültürel yönden bir takım hak mahrumiyetleri söz konusudur. Kültürün bir özelliği ise varlığının devamı için nesilden nesile aktarılabilmesidir. Aksi takdirde kültür teşekkül etmez. Kürt kökenli vatandaşlarımızın dillerini, ananelerini vb. yeni nesillere aktarabilmesi en doğal haklarıdır. Bu nedenle ilmi düzeyde Kürtçe öğreniminin sağlanmasına, bu dilde sinema, tiyatro gösterimine ve kitapların yazılması, şarkıların söylenmesine devlet müsaade etmeli, hatta kolaylık sağlamalıdır. Kültürel hakların tesisi ve korunması da gereken hukuki çevçevede yasal güvenceye alınmalıdır.
Bir diğer hak ise insanların güven içerisinde yaşamalarının sağlanmasıdır. Terörist ile sade vatandaş birbirinden ayrı tutulmalı, terör bahanesiyle cinayetler işlenmemeli, işleyenler içinse devlet gereğini yapmalıdır.
Böylece devlet ile bölge halkı arasında güven tesis edilmelidir. Devletine güvenen, inanan ve geleneğini bağlı olan bu vatandaşlarımızın kendine sahip çıkan devletine sahip çıkacağı gözden uzak tutulmamalıdır.
Mecliste %6 ile temsil edilen bir partinin %94'e hükmetmesi söz konusu mudur?
Mesele hükmetme meselesi değil, hak hukuk meselesidir. Şayet bir hak bir kişiyi ilgilendirse bile hak o kişiye verilmelidir. Anayasalar da bunun için vardır zaten. Hakkın tanımı da hukuken hakkı olana hakkını vermek demektir.
PKK (şayet iyi niyetli ise) çözüm için neler yapabilir?
PKK'nın, çözümlerin konuşulduğu bir dönemde mayınlı saldırılar yapması kötü niyetinin ve sorunun gerçekte çözülmesine pek taraftar olmadığının bir göstergesidir. 15 Temmuz'a kadar eylemsizlik kararı almalarının iyi niyetli bir adım mı yoksa taktiksel bir adım mı olduğu şüphelidir. Şayet iyi niyetli bir adım atmak amacında iseler öncelikle mayın da dahil saldırılar sona erdirilmelidir. Böylece toplum sakinleştirilmeli, sağ duyulu adımlara ve düşüncelere zemin hazırlanmalıdır.
Devletlerin terör örgütlerine muhatap almaları söz konusu olamaz. Bu konuda muhatap alınacak tek siyasi irade DTP olacaktır. DTP de gerek bölge halkının gerekse Kürt aydınlarının desteği ile siyasi iradesini ve çözüm için iyi niyetini ortaya koyması gerekir.
DTP'nin ordunun da operasyonların durdurulması yönündeki çağrıları pek gerçekçi değildir. Zira hiçbir devlet karşılaştığı, bölgesinde yaşayan silahlı teröristi teröristi görmezlikten gelemez. Aksi halde devlet niteliğini kaybeder.
Ancak, ilk aşamada PKK'nın da silah bırakması da mümkün değildir. Öncelikle makul olacak çözüm, PKK'lı teröristlerin ülke dışarısına yani Kuzey Irak'a çıkarılmasının sağlanmasıdır. Böyle bir durumda çatışma ortamı olmayacak, silahların sustuğu bir ortamda akıl ve kalpler konuşacaktır.
Sağduyu ortamında atılacak, siyasi, kültürel ve hukuki adımlar hem PKK hem de Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunlarına çözümü kolaylaştıracaktır.
Özetle devlet, silaha silahla; silahsıza şefkatle muamele etmelidir.























