MHP Yönetimine DALTONLAR Dedi
Gandi O Afiş İçin ÖZÜR DİLEDİ
Kılıçdaroğlu'nun TÜPRAŞ YALANI
12 Eylül Referandum Rehberi
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İstanbul Tufanı ve Demokratik Açılım
Ender YILMAZ
Günümüz ihtiyaçlarını karşılarken geçmişin bize ne anlattığına kulak vermeli. Zira tarih yine tekerrür etsin fakat hataları ile değil o muhteşem başarıları ile..
04 Mayıs 2010

İSTANBUL TUFANI VE DEMOKRATİK AÇILIM

“ Tarih değil, hatalar tekerrür eder.”

Sultan Abdülhamit

Yağmur özünde bereket ve bolluğun simgesi. İnsan iradesinin dışında bir lütuf. İnsanın yüzüne tebessüm ve gönlüne şükran hissini veren rahmet. Çorak topraklara susayan dudaklara can, hayat. Türlü türlü nebatatın yetişmesi için toprağın en büyük yardımcısı. Dünya üzerinde her toprak parçasının olduğu gibi Anadolu'nun da ihtiyacı ve beklentisi. Fakat, her şeyin kararında güzel olması gibi fazlası felaket, göz yaşı ve hüzün. Toprağın taşıyamayacağı kadarı zarar, ziyan ve yıkım.

İstanbul'da son günlerde yaşanan içler acısı manzaranın sebebi yağmurdu. İnsanların yüzlerini güldürmesi gereken hayat kaynağı birçok can aldı ve çocukları annesiz, sokakları virane ve çaresiz bıraktı. Önüne gelen her şeyi bir hışımla yıktı, ağaçları yerinden söktü, insanların onca yıllık emeklerini götürüp denize döktü. Mesaisini depreme hazırlık için harcayan İstanbulluları hazırlıksız yakaladı ve yakaladığı yerden insanı dehşete düşüren görüntüler eşliğinde yıkımını yaptı. İstanbul'un üzerinden bir tufan oldu geçti.

Bu tufan, İstanbul'un her sel felaketinde gündeme gelen Alibeyköy'e uğramadan geçti. Halbuki, toprak aynı topraktı şartlar aynı şartlardı. Fakat bir tek fark vardı. İnsanlar, Alibeyköy'ün durumunu daha önce kavramış, tarihteki hatalardan ders almış ve burada gerekli önlemleri almışlardı. Alibeyköy'de bir düzen vardı. İstanbul Küçük Çekmece'ye tufan olan yıkım olan yağmur, anlaşılan Alibeyköy'de bu sefer rahmet olarak kaldı ve insanların gözlerinde silinmeyen acılar bırakmadı. Yani, tarih Alibeyköy'de tekerrür etmedi.

Gelelim son günlerde Türkiye'nin gündemini belirleyen demokratik açılıma. Ülkemizin bereketinin bolluğunun en önemli göstergelerinden biri kültürel zenginliği. Asırlar boyu iki büyük cihan imparatorluğu da dahil birçok medeniyete beşiklik eden bu coğrafyada farklı kültürler, farklı dinler ve farklı diller hep vardı. Kısacası farklılıklar, bizim irademizin dışında tarihimizden bize kalan miras. Dünyanın hemen her coğrafyasında olandan belki biraz daha fazlasıyla sahip olduğumuz kültürel zenginliğimiz. Hayata renk ve çeşit katan onu tekdüzelikten kurtaran yağmur gibi bir yardımcı.

Yüzyıllar boyu Anadolu, bu kadar kültürü kaldırabildi hepsine yurt ve vatan oldu. Osmanlı, ki Türk-İslam medeniyetinin bir ürünü, tüm bu kültürel zenginliklere sahip çıkarak güçlü oldu. Herkese hak ettiğini verdi. Hiçbir kültürü yok saymadı, asimile etmeye ve ortadan kaldırmaya çalışmadı. Eğitimine, diline ve dinine karışmadı ve adaleti tesis etmeye çalıştı.  Fakat, devlet olmanın da hakkını verdi. Kültürel zenginliğin bir tufan olup akmasını, önüne gelen her şeyi yıkmasını ve milleti birbirine düşürecek nifak tohumu olmasını önleyebildiği müddetçe de tarih sahnesinde rol aldı. Farklılıkları yaşatırken bütüne, onları bir arada tutan değerlere de aynı oranda dikkat etti. 

Konuya en güzel örneklerden biri Osmanlı eğitim sisteminden verilebilir. Osmanlı'da devlet adamlarını yetiştiren Enderun Mektebi, ecnebi ve Müslüman tebaadan devşirilen ve bir dizi elemeden geçen en zeki çocukların yetiştirildiği ve günümüz standartlarını daha o günlerden yakalayan bir eğitim kurumuydu. Amerikalı Lewis Terman'ın (Stanford-Binet adlı zekâ testini bulan kişi) ifade ettiği şu gerçek bunun kanıtlarından biridir: “Zekâ seviyesini ölçmek için ilk defa test yönetimi, Osmanlılarda Enderun mektebine seçilen öğrenciler için uygulanmıştır”. Bu mektepte askerlik, siyaset ve teknik konular uygulamalı okutulur ve öğrenciler her bakımdan Türkçeyi çok iyi kullanırlardı (Deri [web], 2009):

“Enderun Mektebi'nde verilen eğitiminin temel özelliği İslam ve Osmanlı kimliğinin ve kültürünün öğretilip benimsetilmesiydi. Zira Osmanlı Devleti, bir İslam Devletidir, Devletin sahibi ise Osmanlı Hanedanı'dır. Bu durum, gayet tabidir. Osmanlı dünya görüşünü kuranlar, yani Osmanlı düşünürleri ve bilim adamları, devletin dini ve etnik açıdan farklı toplulukları barındırdığının şuuruyla, devlet idaresini ırk temeli üzerine bina etmemeyi yeğlemişler, çeşitli din ve milletlerden devşirilen, padişaha ve devlete sadık bir yönetici sınıfı oluşturmuşlardı. Farklı coğrafya ve kültürlerden gelen bu gençler Türk-Müslüman kültürüyle yoğruluyor, İslam-Osmanlı devlet ve dünya görüşünü ediniyor ve bu düşüncenin muhafızlığını ve bayraktarlığını yapıyorlardı. Asli müesseselerin bozulmadan korunduğu klasik dönemde Enderun halkı ve Enderun'dan yetişenler bu anlayışı yenileyerek ve canlı tutarak sürdürebilmişlerdir. Bu sayede devlet, bütün kurumlarıyla misyonunu lâyıkıyla yerine getirebilmiş, böylece cihan devleti olmayı başarabilmiştir.”

Sonuç olarak, günümüz ihtiyaçlarını karşılarken geçmişin bize ne anlattığına kulak vermeli, Alibeyköy başarısını demokratik açılımda milletçe yinelemeliyiz. İnsanımızın temel hak ve hürriyetlerini, kimliklerini yok saymamalı ve devletin milletin hizmetçisi olması gerektiğini hiçbir zaman akıldan çıkarmamalıyız. Fakat, farklılıkların hakkını vermenin yanısıra devlet olmanın hakkını yerine getirmediğinizde, bu coğrafyada düzeni sağlayacak güçlü bir iradeyi ortaya koyamadığınızda, sel için gerekli ıslahı yapmadığınızda, devletin temel direklerini sağlamlaştırmadıkça bu zenginlik tufan olur yıkar, hüzün olur bağırları yakar. Nihayetinde, devlet milletinin hizmetçisi olmalı fakat millet de hizmetçisinin varlığını gözetmelidir. Evet, tarih yine tekerrür etsin fakat hataları ile değil o muhteşem başarıları ile.

Ender YILMAZ

Kaynaklar:

- DERİ, Mehmet. “Enderun Mektepleri”, 10 Eylül 2009, <http://www.kalemguzeli.net/enderun-mektepleri.html>.

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
kendimize canı gönülden soralım
Kerim
Kendimize canı gönülden soralım: Türk, Kürt, laz, çerkez, ingiliz, çinli, arap, japon olarak doğup doğmamak elimizde miydi....Elimizde değil ise niye bunlardan birisine ait olduğumuz zaman seviniyoruz...Ben Türk kökenliyim. Ama hep ingiliz olarak, japon olarak da dünyaya gelebilirdim diye hep düşünmüşümdür... Türk çocuğu olarak doğmam benim elimde miydi?....Hayır...Ama demokrat ve dürüst birisi olmak elimde.....Herkezi düşünmeye davet ediyorum...
03 Mayıs 2010 Pazartesi 22:08
Demokrasi/AB Süreci
Zorunlu Askerliği Asıl Kimler İstiyor  - Yard. Doç. Dr. Mahmut AKPINAR  (02 Eylül 2010)
O Paşalar Terfi Edemez ÇÜNKÜ?  -  (02 Ağustos 2010)
AYM Kararı Tarihe Geçecek Karar  - Mert Uluhanlı  (22 Temmuz 2010)
O Üyeler Yüce Divan'da Yargılanmalı  - Mert Uluhanlı  (22 Temmuz 2010)
Halkın Darbesi 12 Eylül'de Geliyor  - Dr. Barış Altunsoy  (09 Temmuz 2010)
Türkiye BÜYÜK ÜLKE Mİ?  - Sefa MURAT  (06 Temmuz 2010)
Anayasa Değişikliği ve Yargı  - Bartu MAVİ  (21 Haziran 2010)
Hukuk, Devlet ve Hukuk Devleti Ne Demektir?  - Mete UYAR  (15 Haziran 2010)
DP ile AKP'nin Karşılaştırılmalı Analizi  - Yılmaz Bingöl-Şener Akgün  (10 Haziran 2010)
AB Yolunda Türkiye'den Beklentiler  - Görüş Dergisi  (07 Haziran 2010)
Avrupa Birliği Uzun İnce Bir Yol  - Tuncay Özilhan  (07 Haziran 2010)
Avrupa Birliği Nedir Ne Değildir?  - Mustafa ACAR  (07 Haziran 2010)
'Asimetrik' Tabiri Kim İçin Kullanılıyor?  - İdris ALABOĞA  (07 Haziran 2010)
PKK'nın AKP'ye Karşı Savaşı?  - Dr. Naci Ata  (07 Haziran 2010)
Bir Müntehirin Anatomisi  - İdris ALABOĞA  (28 Mayıs 2010)
ARTIK SÖZ MİLLETİN!  - Abdullah AKPOLAT  (27 Mayıs 2010)
İstanbul Barosu Kime Ne Ödülü Verdi?  - Ali YÜKSEL  (25 Mayıs 2010)
HSYK Üyeleri Nasıl Yargılanır?  - Mert Uluhanlı  (20 Mayıs 2010)
O Kararın İptali Neyi Değiştirir?  - Mert ULUHANLI  (16 Mayıs 2010)
AB Oluşum Süreci ve Kurumları  - Uğur GÜNIŞIK  (12 Mayıs 2010)
Anayasa Değişikliği Neden Önemli?  - Turan BULUT  (11 Mayıs 2010)
İlhan Cihaner Nasıl Tutuklanmıştı?  - Mert ULUHANLI  (05 Mayıs 2010)
Paketteki Diğer Kritik Maddeler?  - Mert ULUHANLI  (04 Mayıs 2010)
İstanbul Tufanı ve Demokratik Açılım  - Ender YILMAZ  (04 Mayıs 2010)
Yargı Reformu Stratejisi Eylem Planı  - Mert ULUHANLI  (27 Nisan 2010)
Yargılamayı Etkileme ve Cezaları?  - Mert ULUHANLI  (19 Nisan 2010)
Müzakere mi, Kültür mü, Hu ha ha ha mı?  - Ender ÖZTÜRK  (29 Mart 2010)
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri  - Ali Hikmet KIRGIZ  (23 Mart 2010)
Hakimler ve Savcılar Yüksek (Ceza!) Kurulu  - Mustafa DURMUŞ  (19 Mart 2010)
Derin Devletin Peçesi Sıyrılırken  - Murat KALEKAHYASI  (01 Mart 2010)
Darbelerden Nasıl KURTULURUZ  - Prof. Dr. İdris BAL  (16 Şubat 2010)
Milliyetçi Ne İster NEYİ SEVER?  -  (12 Şubat 2010)
Parti Kapatma Davalarında İddianamenin Kabul Şartı  - Göksel AKINCI  (01 Şubat 2010)
Siyasetteki BÜYÜK ÇARPIKLIK?  - Dr. Barış ALTUNSOY  (04 Ocak 2010)
Yargıçlar İktidara Karşı Bağımsız mı?  - Mert ULUHANLI  (30 Aralık 2009)
Askeri Mahalde Arama Nasıl Yapılabilir?  - Mert ULUHANLI  (30 Aralık 2009)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
8.94 ms