
İNGİLTERE'DE İKTİDAR EL DEĞİŞTİRİYOR
Dünyada demokrasinin beşiği olarak bilinen ve 17.yüzyılın ikinci yarısından itibaren resmi olarak meşruti bir monarşi olan İngiltere'de 1997 yılından bu yana devam eden İşçi Partisi iktidarı sona ermişe benziyor. 6 Mayıs 2010 Perşembe günü düzenlenen parlamento seçimleri, anket şirketlerinin ve siyasal analistlerin uzun zamandır üzerinde durdukları sonucu ortaya koyacak gibi görünüyor. Zira, seçim sonuçlarının resmi sonuçlarına göre Muhafazakar Parti, oyların çoğunluğunu alarak birinci parti olurken, İşçi Partisi ikinciliğe gerilemiş durumda. Fakat, hiçbir parti tek başına iktidar olabilecek çoğunluğa ulaşamadığı için önümüzdeki günlerin ne tür gelişmelere gebe olduğu konusunda hiç kimse kesin konuşamıyor.
Yaklaşık 45 milyon seçmeni bulunan İngiltere'de dar bölge seçim sistemi uygulanıyor. Bilindiği gibi dar bölge seçim sistemine göre bir seçim bölgesinde en fazla oyu alan aday milletvekili seçiliyor. Dar bölge seçim sistemi, siyaset bilimciler tarafından yeterince demokratik olmadığı ve halkın tümünün tercihlerini yansıtmadığı için eleştiriliyor. Çünkü, bu seçim sisteminde bir bölgede bir milletvekili seçiliyor ve diğer adayların aldıkları oylar adeta yok sayılıyor. Fakat, dar bölge seçim sisteminin beraberinde getirdiği önemli bir avantaj bulunuyor. Bu sistem, çok küçük partilerin ve görüşlerin meclise girmesini önleyerek istikrarsızlığı önlüyor. Yani, siyasal arenanın aşırı kanatlarını ortadan kaldırarak sadece ortada yer alan büyük partileri meclise sokuyor. Bu nedenle, farklı partilerde yer alan ya da farklı görüşleri bulunan isimler meclise girebilmek için düşüncelerinin aşırı kısımlarını yontmak zorunda kalıyorlar. Açıkça söylemek gerekirse, dar bölge seçim sistemi büyük partilerin işine yarıyor ve siyasal sistemin ani değişiklikler yaşamasını önlüyor.
6 Mayıs 2010 Seçimleri'nde 3 parti iktidara gelebilmek için yarıştılar. Bu partilerden birincisi mevcut Başbakan Gordon Brown'un lideri olduğu İşçi Partisi, diğeri 2005'ten beri başında bulunduğu Muhafazakar Parti'ye çok olumlu katkılarda bulunan David Cameron ve son olarak da İngiliz Siyaseti'nde iki partinin egemenliğine son vermeye çabalayan Liberal Demokrat Parti ve lideri Nick Clegg.
İşçi Partisi, Margaret Thatcher ve John Major gibi güçlü Muhafazakar Başbakanların yönetimde bulunduğu günlerde tam 17 yıl muhalefette yer almıştı. Ortanın solunda yer alan bir anlayışın temsilcisi olan fakat tüm Avrupa çapındaki İşçi Partileri içerisinde mevcut sistemle uyumlaşmaya belki de en yakını olan İngiliz İşçi Partisi, 1997 yılında Tony Blair'in liderliğinde seçimleri kazanarak İngiliz Siyaseti'ne egemen olan durgunluğun aşılabilmesinde önemli rol oynamıştı. Tony Blair'in kişisel karizmasının yanında, halkın sosyal politikalara olan açlığı ve Muhafazakarların kendilerini yenilemekten uzak anlayışları İşçi Partisi'nin iktidara gelmesini sağlamıştı. Açıkçası, Tony Blair de radikal bir tutum sergilememiş ve İngiliz iş çevreleri ile sendikaları bir potada uyumlaştırmaya çalışmıştı. Zaten, Tony Blair'in iniş çıkışlarla 2007'ye kadar sürecek olan Başbakanlık görevinde yaptığı en önemli iş de işverenler ile işçi kesimi arasındaki diyalogun daha sağlıklı olmasını sağlamasıdır. İşçi Partisi, 2001 ve 2005 yılında yapılan seçimlerde de iktidardaki yerini korumuştur fakat oy oranlarında ciddi bir erime yaşanmıştır. Özellikle dış politika alanında yapılan hatalar ve hükümet üyelerinin karıştığı skandallar ve yolsuzluklar Tony Blair'in başbakanlık koltuğunu bırakarak siyasetten emekli olması sonucunu doğurmuştur. Dış politikadaki başarısızlıklara örnek olarak Afganistan'daki başarısızlık, Irak'ın işgal sürecinde halka söylenen yalanlar ve İngiltere'nin tam anlamıyla ABD'nin bastonu haline gelişi örnek olarak gösterilebilir. Tony Blair'in yerine 2007 yılında Gordon Brown geçmiştir. Fakat, eski maliye bakanı Brown da İşçi Partisi'nin oylarının erimesine engel olamamıştır. Açıkçası, halkın değişim isteği ağır basmıştır.
David Cameron önderliğindeki Muhafazakar Parti ise, geleneğin partisi olarak bilinir. İngiliz iş çevrelerine yakın duran, göçmenlere çok daha mesafeli yaklaşan ve dini değerler ve gelenekler konusunda hassas kesimleri içerisinde barındıran Muhafazakar Parti, ortanın sağında yer alan büyük bir koalisyon gibidir. 1966 doğumlu oldukça genç bir siyaset bilimci olan David Cameron tarafından yönetilen Muhafazakar Parti, Margaret Thatcher ve John Major gibi önemli liderler yetiştirmiş bir geleneği temsil etmektedir. Muhafazakar Parti, seçim kampanyası esnasında dış politika alanında yapılan hatalar, küresel ekonomik krizin İngiliz Halkı üzerinde yarattığı yıkım ve hükümet üyelerinin bulaştıkları skandalları çok etkin bir şekilde kullanmıştır. Ne ilginçtir ki, halkın değişim isteği doğası gereği değişimi pek de arzulamayacak bir partiyi birinciliğe taşımıştır.
Nick Clegg önderliğindeki Liberal Demokrat Parti ise Avam Kamarası'nda pek de ismi duyulmayan bir siyasal partidir. Mecliste sürekli olarak temsil edilen ve az da olsa belli bir seçmen kitlesine sahip olan Liberal Demokratlar, 1988 yılında Liberal Parti ile Sosyal Demokrat Parti'nin birleşmesi ile kurulmuştur. Böylece hem Liberal Parti'nin mirasını devralmış hem de Üçüncü Yolcu Sosyal Demokratların desteği ile kendisini yenilemiştir. Partinin bugünkü konumun ortanın solunda yer alan bir partiyi yansıtmaktadır. Sivil özgürlükler, seçim sistemi reformu, anayasal reform ve daha yüksek vergi oranlarını savunan Nick Clegg'in Liberal Demokrat Partisi son seçimlerde daha yüksek bir oy oranı beklese de istediğini elde edememiştir. Nick Clegg, 1967 doğumludur. Annesi Hollandalı olan ve antropoloji eğitimi almış olan Clegg'in baba tarafı soylu bir aileye dayanmaktadır.
Seçim sonuçlarına göz atarsak David Cameron'un Muhafazakar Partisi'nin 306 milletvekilliği kaznarak 650 sandalyeli meclise en fazla üye sokan parti olmayı başardığı görülüyor. Gordon Brown'un liderliğindeki İşçi Partisi ise 258 milletvekilliği kazanarak ikinci olduğu ortaya çıkıyor. Seçimler öncesi İşçi Partisi'ne yakın bir oranda oy alacağı ifade edilen Liberal Demokrat Parti ise İngiliz Seçmenleri'nin geleneksel siyasal yapıyı bozmaya yanaşmaması neticesinde sadece 57 milletvekilliği kazanarak üçüncü olabilmiştir. Diğer partiler ve bağımsızlar ise toplam 28 sandalye kazanabilmişlerdir. Tabii, Liberal Demokratların bu kadar az sayıda temsilci çıkarmalarında sürekli olarak yakındıkları dar bölge seçim sistemi etkili olmuştur. Zira, nisbi temsil sistemi olsa çok daha fazla temsilciyi Avam Kamarası'na sokabilecekken, bu sistemle ancak 57 milletvekilliği kazanabilmişlerdir.
Bu seçim sonuçları Muhafazakar Parti'nin Avam Kamarası'ndaki temsilci sayısını 96 arttırırken, İşçi Partisi'nin 91, Liberal Demokrat Parti'nin de 5 sandalye kaybettiğini gösteriyor. Fakat, meclis çoğunluğu için gereken 326 sandalyeyi kimse elde edemediği için 1974'ten sonra ilk kez bir koalisyon hükümetinin kurulması olası. Bir koalisyon hükümetinin oluşturulabilmesi için Muhafazakar Parti ile Liberal Demokrat Parti görüşmeye başladı bile. İngiliz Basını'na yansıyan haberlere göre iki parti belli noktalarda sorunlar yaşasa da görüşmeler olumlu gidiyor. Sorun yaşanan noktalar ise, Liberallerin anayasada yapılmasını istediği değişiklikler ve seçim sisteminin değiştirilmesi olarak ortaya çıkıyor. Eğer, görüşmeler olumlu sonuçlanmazsa İşçi Parti'li Gordon Brown'un önderliğinde İşçi Partisi, Liberal Demokratlar ve birkaç bağımsız adayın ya da küçük partinin desteği ile bir başka koalisyon hükümeti de kurulabilir. Ancak, siyasal analistler böyle bir koalisyonun kurulmasının oldukça güç olduğunu belirterek, Muhafazakarların hükümeti kurmayı başaramaması durumunda İşçi Partisi ile Liberal Demokrat Parti'nin geçici bir azınlık hükümeti de kurabileceğini öngörüyorlar. Böyle bir azınlık hükümetinin kurulması durumunda İngiltere'de 2010 Sonbaharı'nda ya da 2011 Baharı'nda yeni bir seçimin yapılabileceğini öne sürenler de bulunuyor.
İngiltere, uzun zamandır aşina olmadığı bir siyasal karmaşa ortamının içine girmiş bulunuyor. Siyasal yapısında geleneğin çok güçlü olduğu bu ülkede hükümet kurma konusunda fazla bekleme olmayacağını ve yakın bir zamanda yeni bir hükümetin kurulacağını söyleyebiliriz. Ne var ki, İngilizlerin şimdi yaşadıklarına benzer bir siyasal tıkanıklığı bir daha yaşamamak için seçim sisteminde çok ciddi bir reformu düşünmelerinin zamanı gelmiş gibi görünüyor.
Göktürk TÜYSÜZOĞLU























