
IMF İLE, TAMAM MI, DEVAM MI?
1.GİRİŞ
Türkiye'nin tarihi ekonomik krizler tarihidir. Özellikle son 50 yıla baktığımızda hayatımızda ekonomik krizlerin eksik olmadığı, her dem krizlerle iç içe olduğumuz görülecektir.
Son zamanlarda ABD'de başlayan subprime mortgage kredilerin geri ödenememesinde dolayı kaynaklanan küresel mali krizin etkileri ilk başlarda krizin büyüklüğünün anlaşılamamasından dolayı küçük görülürken, ülkemizi etkilemeye başlamasından itibaren krizin büyüklüğü fark edilmeye başlandı. Birkaç ay öncesine kadar medyada krizin ABD'yi nasıl etkilediği bahsedilirken, son zamanlarda krizin ülkemize etkilerinden ve çözüm yollarından bahsedilmeye başlanılmıştır.
Çözüm yolları genelde itibari ile ikiye ayrılmıştır. Bir kesim IMF ile stand-by anlaşması yapılmasını isterken, diğer kesim ise IMF'siz çözüm yollarını savunmaktadır. Bu çalışmada her iki tarafın görüşleri aktarılıp, yıllarca tartışılan bir sonuca ulaşılamayan IMF konusunda bir sonuca ulaşmaya çalışacağız.
2.ABD'DEKİ MALİ KRİZİN TÜRKİYE'YE ETKİLERİ
2002-2006 yıllarında ortalama % 7.2 büyüyen ülkemizin, 2008 yılında üçer aylık büyük hızlarında çok ciddi düşüşler oldu. 2008 yılının ilk çeyreğinde % 6,7, ikinci çeyreğinde % 2,3, üçüncü çeyreğinde ise sadece % 0,5 büyüyen ve pek çok ekonomiste göre son çeyrekte negatif büyüme beklentisi ekonomik krizin işaretleri olarak algılandı. Ayrıca dış kredi mekanizmasının tıkanması, tüketici güveninin ve üretici güveninin azalması, ihracatımızın düşmesi gibi nedenler yeni bir ekonomik program ihtiyacını doğurdu. Herkes ekonomik programın gerekliliğini belirtirken, sorun ekonomik programda İMF'nin gerekli olup olmadığı konusunda düğümleniyor.
3.IMF
IMF'nin kuruluş amacı ana sözleşmede şöyle belirlenmektedir: “Uluslararası parasal işbirliğinin geliştirilmesini sağlamak; uluslararası ticaretin dengeli bir şeklide gelişmesine yardımcı olmak; çok taraflı ödemeler sisteminin kurulmasına destek olmak; ödemeler dengesi sıkıntısı çeken üye ülkelere gerekli geri dönüş önlemlerini almak kaydıyla yeteri kadar maddi destekte bulunmak; üye ülkelerin ödemeler dengesi sorunlarının derecesini ve süresini düşürmek.”
Ana sözleşmedeki düzenlemeye bakılınca tanımlanan amaçların Bretton Woods Konferansı'nın amaçlarının bir yansıması olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Altın para standardının dünyaya egemen olduğu dönemlerde ve sonrasında altına dönüştürülebilir dolar sisteminin yürürlükte kaldığı 1970'lere kadarki dönemde IMF'nin amacı pek bir değişim göstermeden kalmıştır. Yani üye ülkelerin karşılaştığı ödemeler dengesi sorunlarının çözümü için üye ülkelere kotaları oranında katkı sağlamak. 1970'lerin başında doların altınla ilişkisi kesildikten sonra IMF'nin amaçlarında yavaş yavaş bir değişim süreci içine girildi.
Uluslararası mali kuruluş olarak IMF'nin kuruluş amacı, dış ekonomik parasal ilişkilerde geçici sıkıntı içinde olan ülkelere finansman sağlamak iken, son yirmi yıldan bu yana işlevlerindeki farklılaşma giderek belirginleşmiştir. Bunda bir yandan, uluslararası sermaye hareketlerinde devlet dışı kuruluş ve firmaların egemenliklerini pekiştirmesi, diğer yandan IMF'nin yaktığı ışıkları, derecelendirme kuruluşlarının daha profesyonelce yakarak itibarlarını giderek arttırmalarının önemli payı olmuştur.
IMF'nin klasik işlevleri üye ülkelerin dış ödemelerde karşılaştıkları sorunlarda kaynak desteği sağlamak, rekabetçi devalüasyonları önleyerek döviz kurlarına istikrar kazandırmak ve uluslararası para sisteminin istikrarını sağlamak olarak sıralanabilmektedir. Ancak, 1990'lı yıllarda başlayan ve daha çok finansal kesimdeki likidite krizleriyle ortaya çıkan bunalımlar nedeniyle, bugün IMF artık ülkelerin cari işlemler bilançosuna yoğunlaşmanın yanı sıra sermaye hareketleriyle daha fazla ilgilenme durumunda kalmıştır.
3.1 Stand-by anlaşması
Üye ülkedeki kısa süreli ödemeler dengesi sorunlarının çözümü için öngörülen bir destektir. 1 - 2 yıl arasında ve genellikle 3 ayda bir taksitler halinde verilerek kullandırılır. Her bir taksit serbest bırakılmadan önce düzenlemede öngörülen performans kriterlerinin yerine getirilip getirilmediği incelenir. Geri ödemeler en çok 5 yıl içinde yapılır. SBA'nın maksimum limiti üye ülke kotasının yüzde 100'üdür. Bununla birlikte olağanüstü hallerde bu limit aşılabilmektedir. Bu desteğin faizi IMF'nin sürekli revize edilen basit faiz oranı ve kullanım miktarının kotanın belli bir yüzdesini aşması halinde bunun üzerine uygulanan ek faizdir. Ek faiz, kotanın yüzde 200'ünü aşan kısım için 200 baz puan ve kotanın yüzde 300'ünü aşan kısım için 300 baz puandır.
3.2 Neden Stand-by
IMF ile yapılacak olan anlaşmanın etkisi, anlaşmanın bizatihi kendisinden ziyade, üçüncü kişiler üzerinde görülecektir. Imf ile yapılacak anlaşma ile, Imf'den Türkiye'ye diğer finansal kurumlara göre daha düşük faizle kaynak girişi olacaktır. Daha büyük etkisi ise, gerek yurt içinde gerekse yurt dışındaki finans kurumlarında, Türk ekonomisinin güvenini artıcı bir etki yapacaktır. Kaynak girişinin ve güvenin artması sonucu ekonominin çarklarının çalışması neticesinde büyümenin –eski seviyelerdeki kadar olmasa da- artmasıdır. Ayrıca döviz kurunda istikrar sağlanacaktır. Bu durum da enflasyonun düşürülmesine olumlu etki yapacaktır. Uygulanacak ekonomi politikalarının genel çerçevesini çizerek geleceğin öngörülebilir olmasını sağlayacaktır.
Demokrasilerde bana göre paradoksal bir durum var. Hükümetler, iktidara ülkeyi yönetmek için halkın oyuyla gelirler. Fakat bazı popülist vaatler halk için iyi gözükmesine rağmen uzun vadede halkın menfaatine değildir. Bunun en bariz örneği ise 90'larda uygulanan erken emeklilik sistemidir. Erken emeklilik çalışanlar açısından güzel bir uygulama gibi gözükmesine rağmen, uzun vadede toplumun zararına dönüşmüştür. 90'ların başında fazla veren Sosyal Güvenlik Sistemi, daha sonraları çok büyük açıklar vermeye başlamıştır. Çeşitli nedenlerden dolayı popülist politika uygulayanlar hükümetler ise, kriz zamanlarında Imf'nin kapısını çalmışlardır ve Imf politikalarını uygulamışlardır. Dolayısıyla Imf ile yapılan bir anlaşmadan sonra hükümetlerin popülist politika uygulama imkanları kalmamaktadır.
Türkiye'nin şu anda iki çıpası var, AB ve İMF. Avrupa Birliği daha çok mevzuat konularında çıpa konumunda. İMF ise ekonomik konularda çıpa görevi görüyor. Dolayısıyla İMF ile yapılacak bir anlaşma ekonomide güvenin unsurunun artmasını sağlayacaktır. Prof. Dr. Fatih ÖZATAY'a göre, güven artırıcı politikalar tasarlayamıyorsak, tasarlasak bile uygulamıyorsak güven arttırmak için IMF'ye ihtiyacımız var. Yazar Erdal SAĞLAM'a göre ise güven arttırıcı politikalar konusunda, teknisyen olarak sıkıntımız yok ama siyasi irade olarak eksikliğimiz var.
3.3 Stand-by anlaşmasında dikkat edilmesi gereken hususlar
IMF anlaşmasının, geçmişte bilinenlerden çok farklı olması gerekiyor.
IMF, tüm dünyaya KDV artışı değil indirimi, vergi artışı değil indirimi, işsizlik maaşında artış, yoksullara destek, iç talebin düşmemesi için bütçeden destek önlemleri, önemli kamu yatırımlarının durdurulmaması gibi önlemler alınmasını tavsiye ediyor.
IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn İspanya'da yaptığı konuşmada, IMF'nin şu ana kadar sergilediği yaklaşımı daha ayrıntılı hale getirdi. Kahn'ın söyledikleri alt alta sıralandığında oldukça ayrıntılı bir krize karşı mücadele programı ortaya çıkıyor.
IMF ne denli büyük mali destek verirse versin, bir standby düzenlemesi çerçevesindeki mali destek performansa dayalı olarak taksitler halinde verilecektir. Halbuki, küresel krizin bugünkü halinde bizim gibi ülkelere belli bir "dövizde emniyet stoku" (buffer stock) gereklidir. Yani, performansa dayalı taksitlerin ötesinde, Türkiye'nin önden belli bir mali destek alması küresel piyasaların Türkiye'ye bakış açılarını olumlu yönde değiştirebilecektir.
IMF ile bir program yapacaksak, aynı programa ek olarak IMF'nin geçen ay açıkladığı kotanın beş katına kadar olabilecek döviz desteğinden yararlanması gündeme getirilmelidir. Böyle bir destek döviz rezervlerimize küçümsenmeyecek bir destek sağlarken, dış kaynak sorunumuzu da bir ölçüde hafifletecektir.
Kısacası, Türkiye'nin kısa dönemde önden yüklemeli bir mali desteğe ihtiyacı vardır. Ancak bu yolla, dış kaynak kısıtı bir ölçüde hafifletilebilir. Önden yüklemeli mali destek hem azalan dış kaynaklara bir katkı yapacaktır hem de yurtdışı piyasaların Türkiye ekonomisine yönelik çekingenliğini bir ölçüde hafifletecektir. Küresel piyasalar normalleşene kadar önden yüklemeli mali destek dış kaynak kısıtından doğan sorunları bir ölçüde hafifletecektir.
Ancak bu programın, IMF'nin şimdiye değin Türkiye'ye önerdiği ve uyguladığı programlardan tamamen farklı olduğu görülüyor. IMF Türkiye'den tüm dünyaya önerdiği şeylerin tam tersini istemeyecekse, krizle mücadele programının kapsamında şunların yer alması gerekiyor:
1- Finansal kriz nedeniyle ortaya çıkan yaygın sermaye çıkışının olumsuz etkilerine azaltmak için IMF'den likidite desteği sağlanmalı.
2- Finansal piyasalarda kredi akışkanlığının sağlanması için gerekli kamu müdahaleleri yapılmalı.
3- Bankaların sermayelerinin güçlendirilmesi teşvik edilmeli, bankalara likidite ve sermaye desteği sağlanmalı,
4- Mevduatlara ve kreditörlere yeterli garantiler sağlanmalı. Hükümetin mevduat güvencesi getirmesi gerekir. Mevduat garantisinin gelmemesi durumunda bankacılar zaten mevduatlarında bir çekilme ihtimaline karşı bankalarını çok daha likit tutmak zorundalar. Hiçbir bankacı bu kadar çok likiditenin üzerinde oturmak istemez. Çünkü likiditenin üzerine oturarak para kazanılmaz. Bankalar para kazanmak, bunun için de kredi vermek ister. Ama mevduat çekilmesi tehlikesine karşı da tedbirini almak zorundadır. Güven krizi şeklinde başlayan gelişmeleri takiben içine girilen küresel yavaşlama Türkiye'yi de çok etkiliyor. Dolayısıyla bundan sonra kredilerin dönmesi, yeni kredi açılması da zorlaşıyor. Kısır döngü oluşabiliyor. Bunu kırmak kolay değil. Bir an önce mevduat güvencesi getirilmeli.
5- Bankaların zararlarını çekinmeden bilançoya yazmaları teşvik edilmeli.
6- Zarar yaratan varlıklarını ayıklayarak bunlardan kurtulmaları konusunda bankalara destek olunmalı.
7- Bütçede, ani talep düşüşlerini dengeleyecek önlemler alınmalı. Tüketici talebinde ortaya çıkabilecek dramatik düşüşlere karşı bütçeden destek planları hazırlanmalı.
8- Teşvik paketleri geniş kapsamlı, çok yönlü olmalı ve 6 aydan daha uzun süreyle uygulanmalı.
9- Teşvik paketlerinin etkili olabilmesi için çarpan etkisi yüksek alanlara odaklanmalı.
10- Teşviklerde öncelik en sorunlu sektörlere verilmeli.
11- Yoksul kesimlere yönelik maddi destek planları uygulanmalı.
12- İşsizlik sigortası ödemeleri artırılmalı.
13- Düşük gelir gruplarına vergi kolaylıkları sağlanmalı.
14- Yoksullara gıda maddeleri gibi temel ihtiyaç maddelerinden oluşan ayni yardımlar yapılabilir.
15- Başlatılmış kamu projeleri ile hızla bitirilebilecekler başta olmak üzere başlıca yatırım projeleri aksatılmamalı.
16- Gelir vergisinde geçici indirimlere gidilebilir.
17- KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergilerde geçici indirimlere gidilebilir.
18- Kurumlar vergisi, temettü ve sermaye piyasası kazançlarından alınan vergilerde indirime gidilmesi ve sektörlere özel teşvikler uygulanması yanlış olur. Çünkü bunlar genellikle istenen yararı sağlamaz ve kriz geçtikten sonra geri almak da zor olur.
19- Hükümetin alacağı önlemlerin hedeflerinin açık olması gereklidir.
20- Krizi önlemek için kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, şeffaf olmalıdır.
3.3 İMF'siz çözüm mümkün mü?
Prof. Dr. Fatih ÖZATAY'a göre çözüm var. Birincisi, Merkez Bankası'nın işçi mevduatlarını kredi olarak vermesi. Merkez Bankası'nda tutulan ve krediye dönüştürülemeyen bu mevduatlar bir şekilde krediye dönüştürülebilir.
İkinci yöntem ise iç kredi kanalını açmaya yönelik. Parlak fikirleri olan ama kredi bulamayanlar için bir tür kredi garanti fonu. GSMH'nin % 1'i kadar bir fon kurulabilir ve kaldıraç oranı kullansa 36-40 milyar dolarlık krediye kefil olabilir.
Bu iki çözüm için de güvene ihtiyaç var. Güvenin oluşması için,
• Lüzumsuz söylemlerden kaçınmamız lazım
• Ekonomik krizin boyutunu anladığımızı göstereceğiz
• Dünya'da ekonomik krize karşı alınan önlemleri, bizde bu sorunlar olmasa bile ileride olabilir endişesiyle şimdiden almak
4. SONUÇ
Sonuç olarak IMF, uluslararası düzeyde üstlendiği koordinatör rolü ile varlığını gerekli kılan bir örgüttür. Koordinasyon görevini ifa ederken, tıkanıklıkların ve sorunların olduğu ülkelerde devreye girerek çözüm için tavsiyelerde bulunması ise normal karşılanmalıdır. Bu tavsiyeleri ülkenin kendi yapısal özelliklerine uyumlu hale getirmek ve IMF'nin önerdiği uygulamaları müzakere ederek, en şeffaf ve anlaşılır şekilde halka açıklamak ise hükümetlerin görevidir. Eğer hükümetler, IMF ile birlikte ülkenin yapısına uygun bir istikrar programı oluşturup bu sürece halkı da dahil etmeyi başarırsa, programın uygulanması daha kolay, sonuçları daha tatminkar olacaktır.
Ülkemizde uygulanan pek çok politika gibi, ekonomi politikasını da hükümet yönetmektedir ve hükümet sorumludur. Buradaki sorun ülkemizdeki krizin hükümet tarafından ne kadar anlaşılıp, anlaşılmadığı ve gerekli politikaları uygulayıp, uygulamadığıdır. Hükümetin gerekenleri yapmadığı durumlarda ise, ekonomi uzmanlarınca gereken uyarıların yapılmasıdır. Aksi takdirde seçimleri beklemek çok geç olabilir.
Unutulmaması gereken bir nokta da olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Bazılarına göre 1930'larda ABD'de görülen krizden beri en kötü krizi yaşıyoruz. Olağanüstü dönemler, olağanüstü çözümleri gerektirir.
Hasan CAN























