
Hiç şüphesiz Ergenekon soruşturması ve davası Türkiye'nin demokrasi yolculuğunda şimdiden çok önemli bir yer edindi. Halen sürmekte olan soruşturmalar ve davalar nasıl sonuçlanır bilmiyoruz ama bu ülkede yaşayan herkes şunu gördü:
Türkiye'de hiç kimsenin ayrıcalığı yoktur, herkes yargı önünde hesap verebilir.
Meşhur 1984'ün yazarı George Orwell'ın Hayvanlar Çiftliği romanındaki gibi “herkes eşittir ama bazıları daha eşittir” ilkesinin sona erdiği bir dönemi yaşıyoruz.
Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir. Ve kanun önünde herkes eşittir. Ama 86 yaşındaki genç Türkiye Cumhuriyeti'nin demokrasisine 1960 yılından itibaren her on yılda bir askerler tarafından balans ayarı yapıldı. 27 Mayıs'ta, 12 Mart'ta, 12 Eylül'de bu ülkenin evlatları yaşamlarını yitirdi. Hem de bazen aynı silahtan çıkan kurşunlarla.
Peki biz bunların sorumlularına hesap sorabildik mi? Hayır! O zaman şu anda iktidarda olan hükümeti anti demokratik yollarla devirme girişiminde bulundukları iddia edilen kişilerin bu dava ile birlikte yargı önünde hesap verebiliyor oluşu, ifade vermesi demokrasimiz açısından çok önemli. Tekrar Orwell'ın romanına dönecek olursak şunu söylememiz pekala mümkün: Artık bu ülkede birileri bizden daha eşit olmayacak.
Ergenekon soruşturması ve davası sürecinde pek çok gazeteci ve köşe yazarı bu konuda önemli yazılar kaleme aldılar. Ancak bir isim diğerlerinden biraz daha ön plana çıktı. Star Gazetesi Ankara Temsilcisi ve aynı zamanda köşe yazarı Şamil Tayyar.
Bu hafta köşemizde Şamil Tayyar'ın Ergenekon'un 1 numarasının izini sürdüğü “Gölge İktidar, 1 Numara'nın İzinde” kitabını sizlere tanıtacağız.
Gölge İktidar, Tayyar'ın Ergenekon konusunu ele aldığı ikinci kitabı. İlki 'Operasyon Ergenekon' adında 2007 yılında piyasaya çıkmıştı.
GÖLGE İKTİDAR KİM?
Yazar, kitaba da adını veren Gölge İktidar'ı şöyle tanımlıyor: “Gölge İktidar. Özünde, asıl iktidar. Çünkü devletin kodlarını onlar belirliyorlar. Siyasal iktidarlar yolcu, onlar hancıdırlar! Cumhuriyet tarihinde belki de ilk kez, “hancı”nın tahtı bu kadar güçlü sallanıyor.”
Tayyar, 9 bölümden oluşan kitabında bir nevi Ergenekon iddianamesi çerçevesinde gizli iktidarı görünmez yapan gölgeyi aydınlatmaya çalışıyor.
1 NUMARA
Kitabında 1 Numara'nın izinin süren Yazar, her ne kadar 1 Numara ve 2 Numara'nın kim olduğunu söylemese de bu kişilerin eşgalini veriyor ama robot resmin çizimini okuyucusuna bırakıyor.
Ergenekon soruşturması çerçevesinde Ergenekon savcılarından Zekeriya Öz'e ifade veren Şamil Tayyar, 1 ve 2 numaranın ismini kayıtlara geçmemesi koşuluyla savcı Öz'e söylemiş. Savcı Öz, bu isimleri duyduktan sonra bu isimler hakkında herhangi bir yorum yapmamış.
DARBE GÜNLÜKLERİNİ İLK O YAZDI
Bu arada yazarla ilgili bir ayrıntıyı da burada unutmadan söyleyelim. Geçtiğimiz günlerde 3 emekli kuvvet komutanının ifade vermesine neden olan 2007'de Nokta Dergisi'nde yayınlanan Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen darbe günlüklerini Nokta'dan önce ilk kez Şamil Tayyar köşesinde yazmış.
ERGENEKON SÜRECİ NASIL BAŞLADI
Kitap, 12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen el bombaları ile başlıyor, 1 Temmuz 2008 Org. Hurşit Tolon ve Eski Jandarma Genel Komutanı Org. Şener Eruygur'un gözaltına alındığı 3. dalga operasyonu da içine alan süreci detayları ile anlatıyor.
Hatırlanacağı üzere 1. Dalga Operasyonda Veli Küçük, Muzaffer Tekin ...
2. Dalga Operasyonda İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu,..
3. Dalgada ise Hurşit Tolon ve Şener Uygur gibi komutanlar gözaltına alınmıştı.
ÜMRANİYE SORUŞTURMASI NASIL ERGENEKON'A DÖNDÜ?
Yazar, kitabın ilk bölümünde Ergenekon operasyonunun nasıl başladığını anlatıyor. Ümraniye bir gecekonduda ele geçirilen el bombaları ile başlayan sürecin nasıl Ergenekon soruşturmasına dönüştüğünü detayları ile anlatıyor.
ERGENEKON MUHALEFETİ SİNDİRME OPERASYONU MU?
Ergenekon soruşturmasını iktidar partisinin muhalefeti sindirme operasyonu olarak gören Ergenekon savunucularına yazar bu bölümde şu hatırlatmayı özellikle yapıyor: “Soruşturmayı, siyasi iktidara bağlı kolluk kuvveti yürütmedi. Soruşturmada bağımsız yargı mensubu savcılar görev yaptı. AK Parti hakkında kapatma davası açan Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya ile Ergenekon soruşturması yürüten savcıların tabi oldukları mevzuat aynıdır.”
Hatırlanacağı üzere soruşturma ve dava sürecinde bu konu Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Deniz Baykal arasında tartışma konusu olmuştu. Baykal kendini Ergenekon'un avukatı ilan etmiş, Başbakan ise savcısı…
22 Temmuz 2007 seçimlerinde yüzde 47 oranında oy alarak birinci parti çıkan AKP'ye 14 Mart 2008 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından “laikliğe aykırı eylemlerin odağı” olduğu gerekçesi ile bir kapatma davası açılmıştı. İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, Kemal Alemdaroğlu'nun gözaltına alındığı 2. Dalga Operasyonun 21 Mart 2008 tarihinde gerçekleşmesi kendisini Ergenekonun avukatı ilan eden Baykal tarafından kapatma davasının rövanşı şeklinde yorumlanmıştı. İşte bu noktada yazarın soruşturmayı bağımsız yargı mensuplarının yürüttüğünü hatırlatması kitapta altı çizilen önemli noktalardan birisi olarak karşımıza çıkıyor.
VELİ KÜÇÜK-MUZAFFER TEKİN-ALPARSLAN ASLAN İLİŞKİLERİ
Bu bölümde ayrıca Ergenekon davası ile birleştirilen Danıştay davası sanığı Alparslan Aslan'ın Muzaffer Tekin ve Veli Küçük'le dolayısıyla da Ergenekon'la bağlantısı dikkat çeken önemli noktalardan birisi.
NEDEN ADI ERGNEKON?
Ergenekon soruşturması sürecinde en çok tartışılan konulardan birisi de soruşturma isminin neden Ergenekon olduğuna ilişkindi. Yazar, soruşturmanın adının neden Ergenekon olduğunu anlatırken, halen Ergenekon'dan tutuklu bulunan Doğu Perinçek'in Aydınlık Dergisi üzerinden hem Genelkurmay'a hem de Aydın Doğan'a nasıl mesajlar verdiğini parçaları birleştirerek anlatıyor.
Türkiye'de Yüksek Askeri Şura toplantılarına medya her zaman büyük ilgi göstermiştir. Öncesi ve sonrasında yaşananlar… Kitapta son dönemlerde gündeme bomba gibi düşen ve komutanlara ait olduğu iddia edilen ses kayıtları, Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un Ağlama Duvarı önünde çekilen fotoğrafı bunun medyaya servis edilmesi… Kısaca Yüksek Askeri Şura savaşları da yazarın objektifine takılan detaylardan birisi…
Org. Hurşit Tolon ve Org. Şener Eruygur'un gözaltına alındıkları 3. Dalga operasyonu kitapta en çok yer kaplayan bölümlerden birisi. Nedeni ise Cumhuriyet tarihinde ilk kez iki orgeneral –birisi kuvvet komutanlığı yaptı- gözaltına alındı. Daha sonra tutuklandı. Birinci Ergenekon iddianamesinde bu kişilerle ilgili suçlamalar oldukça vahim: Terör örgütü kurma ve yöneticisi olma.
Bu gözaltılar artık safları iyice belirginleştiriyor.
Can Dündar 1 Temmuz'da gerçekleştirilen gözaltılardan sonra “Ergenekon'un kitabını yazdım ama bu kadar da değil” diyor.
NTV Spikeri Duygu Canbaş, gözaltıların gerçekleştiği sabah olayı yorumlamak için canlı yayına bağlanan Muharrem Sarıkaya'nın'Günaydın' sözüne “Günün çok da aydınlık olduğunu söyleyemeyiz” diye karşılık verebiliyor.
CHP'li Mustafa Özyürek ise bu olayı “İsmet İnönü'nün dediği gibi eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz” diye yorumlayabiliyor…
ECEVİT' DARBE YAPILACAKTI
Kitapta dikkat çeken bölümlerden birisi de 2001 yılında dönemim Başbakanı Bülent Ecevit'i devirme planının ayrıntıları ile anlatıldığı bölüm. O dönemde Başbakan Ecevit önce daha sonra Ergenekon soruşturmasından dolayı tutuklanacak olan Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde tedavi olur; ama durumun giderek ağırlaşması sonrasında ani bir kararla GATA'ya gider. Ecevit'e “Neden böyle bir karar aldınız” diye daha sonra sorulduğunda Başkent Hastanesi'ni kastederek: “Bir güvensizlik oldu” yanıtını verir. Eğer Başbakan Ecevit o gün hastaneyi değiştirmeseydi, Rahşan Ecevit'in dediğine göre ertesi gün Başbakan'a 7 ay yatak istirahatı ve çalışamaz raporu verilecekti. Başkent Üniversitesi Hastanesi'nin sahibi Mehmet Haberal'ın daha sonra Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklanması, ayrıca askerlerin gizli bir operasyonla Ecevit'in yerine O'nun sağkolu Hüsamettin Özkan'ı başbakanlığa getirme projeleri bu yaşananları daha da anlamlı kılıyor.
ERGENEKON, ERGENEKON'A KARŞI
Yazar Ergenekon'u geniş anlamda “Osmanlı'nın son dönemindeki İttihat ve Terakki'ye kadar uzanan “darbeci-cuntacı” ana damardan beslenen, devleti ve sosyal yaşamı kendi ideolojilerine göre kanlı-kansız biçimlendirmeye çalışan, devlet içine hücre tipi kümelenmiş merkezi ve derin yapılanmadır” diye tarif etse de kitabını yazdığı Ergenekon'un 1999 yılında ortaya çıktığını savunuyor. Bu cevap akıllara bu tarihten önce de Ergenekon var mıydı? sorusunu getiriyor. Ve tabii kaç çeşit Ergenekon olduğunu, bunların arasındaki farkı…
Yazar bu bölümde Ergenekon'un kuruluşu ile ilgili 4 farklı tezi ele alıyor:
1) 27 Mayıs 1960 darbesinden önce kuruldu. Başlangıçtaki amaç, Kıbrıs'taki Türkleri Rumlara karşı örgütlemekti. İçinde Alparslan Türkeş ve Turgut Sunalp da vardı.
2) 27 Mayıs 1960 darbesinden hemen sonra aynı amaçla kuruldu. Türkeş yine başroldeydi.
3) 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Hareketı'ndan önce Kıbrıs'taki sivil direnişi örgütlemek için kuruldu. Ancak savaştan sonra yurt içindeki faaliyetlerini sürdürdü.
4) Batı Çalışma Grubu'nun tasfiyesiyle birlikte 1999 yılında kuruldu. AK Parti'nin kurulduğu 2001 yılından itibaren faaliyetlerini hızlandırdı.
İddiaları tek tek inceliyor ama yukarıda da değindiğimiz gibi kendisi 1999'dan sonra ortaya çıkan örgütü yazdığını söylüyor.
Ergenekon ismini ilk söyleyen kişi Eski Deniz Subayı Erol Mütercimler… 1997'de Can Dündar'la Celal Kazdağlı'nın beraber hazırladıkları “40 Dakika” belgeselinde Mütercimler şöyle diyor: “Memduh Ünlütürk bana, 'Benimde üyesi bulunduğum Ergenekon, Türkiye'de Genelkurmayın da, hükümetin de, bürokrasinin de üstünde bir örgüttür”
Her olay bir gazeteciyi ön plana çıkarıyor. Susurluk'ta Can Dündar öne çıkmıştı, Ergenekon'da Şamil Tayyar. Tabi arada fark var. Can Dündar o zaman Ergenekon'u sağcı mafya örgüt gibi göstermiş, sol tarafı hiç anlatmamıştı. Tayyar ise örgütü bir bütün olarak ele alıyor.
Şamil Tayyar'ın “Gölge İktidar, 1 Numara'nın İzinde” kitabı, 12 Haziran 2007'de başlayan süreci 1 Temmuz 2008'e kadar özetliyor. Tabi aralarda kronolojinin dışına çıkarak süreçle bağlantılı konuları da ele alıyor. Geçtiğimiz günlerde kendisi ile yaptığımız bir görüşmede davaların bitmesinden sonra bütün olayları özetleyecek, toparlayacak bir kitap yazmak istediğini söylemişti. Ergenekon soruşturmaları ve davaları devam ediyor. Ve aslında uzunca bir sürede devam edecek gibi. İster 1999'dan başlatın isterse de 100 yıl öncesinden. Bu yaşadıklarımız basit şeyler değil. Dolayısıyla da hemen sonuçlanmasını beklemek doğru değil.
BU KİTABI NEDEN ALALIM?
Gündemi takip etmeseniz bile akşamları haberleri seyrediyorsanız kıyısından, köşesinden konuya bir şekilde vakıfsınızdır. Ergenekon sürecini daha iyi anlamak, yaşananları yerli yerine oturmak ve puzzla parçalarını birleştirmek istiyorsanız mutlaka okuyun.























