
Anayasa Mahkemesi Kendisini Var Eden Hukukun Neresinde?
Anayasanın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişiklikler ile eğitim ve öğretim hakkına dair bazı hukuk dışı sınırlamaların önüne geçilmesi amacıyla 550 milletvekilinden 441'inin oyuyla Anayasada bazı değişiklikler yapılmıştı. CHP tarafından söz konusu düzenlemelerin laiklik ilkesine aykırılı nedeniyle Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapılmıştı.
Anayasa Mahkemesi kendisine varlık kazandıran hukuk normlarının üzerinde bir rol üstlenmiş bir şekilde hukuk devletine darbe vurmaya devam ediyor. 1982 Anayasa'sının 148. maddesine göre Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetlemektedir. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından incelemekte ve denetlemektedir. Esasen Anayasa'yı hazırlayanlar Anayasa Mahkemesinin yetkilerinden tecavüz edeceğini öngörmüş olmalılar ki anayasa değişikliklerinde Anayasa Mahkemesi tarafından nelerin incelenebileceğini açıkça zikretmişlerdir. Bu düzenlemeye göre Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerindeki incelemesi; teklif ve oylama çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile sınırlıdır.
Anayasa Mahkemesi bin bir cambazlıkla hukuki diyalektik yoluyla milletin iradesine gem vurmuş ve söz konusu Anayasa değişikliğini Anayasa'nın 2. maddesi ile ilişkilendirmiş ve Cumhuriyetin temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştiren ve işlevsizleştiren bir düzenleme olarak ele almış ve Anayasa'nın 4. maddesinde ifade edilen değiştirme ve değişiklik teklif etme yasağına aykırı olduğundan iptaline karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerinde esas yönünden inceleme yapma yetkisi olmamasına rağmen bu kararı vermiştir.
Anayasa Mahkemesinin iptal nedenlerine dair gerekçeli kararında “Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde veya laboratuar ortamlarında, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır. Bu olasılığın ortaya çıkması durumunda taşınan dinsel simgenin başkalarının üzerinde yaratacağı baskı ve olası eğitim aksamaları ile kamu düzeninin bozulması karşısında, üniversite yönetimlerinin ve kamu kurumlarının müdahalesine olanak verilmemesi, herkesin eşit şekilde eğitim hakkından yararlanmasını engelleyebilecektir.” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesi hukuk metinleriyle kendisine çizilen görev ve yetki alanlarını aşarken ve söz konusu yetki aşımlarını gerekçelendirirken hukuk kuralarını ters yüz etmektedir. Yukarıda verdiğimiz gerekçeli kararın söz konusu bölümünde yer aldığı şekliyle Anayasa Mahkemesi ortada herhangi bir baskı olmamasına rağmen olabileceği ihtimali ile iptal kararını gerekçelendirebilmektedir. Bu şekilde ihtimaller üzerine hükümler tesis edilmesi hukuk ilkelerinden hangisi ile telif edilebilir. Mahkemeler fiile veya en azından suç teşkil eden fiillerin teşebbüs aşamasına gelmiş olmasına bakarlar. Oysa burada bizzat Anayasa Mahkemesi kendi kararında 'Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da, kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde veya laboratuar ortamlarında, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.' demek suretiyle en temel hukuk prensibini yerle bir etmektedir.
Anayasa Mahkemesince ileri sürülen gerekçe ile toplumda bir çok kişinin tutuklanması veya haklarında yasal işlem yapılması gerekmektedir. Örneğin yanında bıçak taşıyan herkes tutuklanmalıdır zira bu bıçakla insanlara zarar verme ihtimali bulunmaktadır.
En temel hukuk kaidelerinden birisi kanunsuz suç ve ceza olamayacağı ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin son zamanlarda verdiği kararlara bakıldığında söz konusu ilkeye kanunsuz yorum ve ictihat olmaz ilavesinin de yapılması gerekmektedir.
Deniz YALÇIN























