TARAF Yine Bombayı Patlattı
BALYOZ'cuların YAŞ Kurnazlığı
MHP'de Flaş Oktay Vural İddiası
Türkiye'yi Sarsacak O Görüntüler
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Anayasa Mahkemesi Hukuku Hiçe Sayıyor
Y. Kemal SEZGİN
Anayasanın 85. ve 148. maddelerine göre Anayasa Mahkemesi yalnızca yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına, TBMM üyeliğinin düşmesine ve içtüzük değişikliklerine ilişkin Meclis kararlarını inceleyebilmektedir. Ancak...
14 Haziran 2007

Cumhurbaşkanı Sezer'in 25 Nisan günü yayımladığı mesajda Yüksek Mahkemenin “denge rolü üstlendiğini” vurgulamasından 2 gün sonra Parlamento'nun 367 toplantı yeter sayısı bulunmadan cumhurbaşkanı seçiminin 1. tur oylamasını yapıp yapamayacağı sorunu CHP tarafından yüksek yargıya taşındı. Aynı gün TSK'nın internet sitesinde yayımlanan basın açıklamasında cumhurbaşkanlığı seçimlerinin laiklik konusuna odaklandığı iddia edildi, parlamenter rejim tehdit edildi. Sezer'in ve Genelkurmay Başkanlığının mesajları yargıyı etkileme çabaları olarak değerlendirildi ve eleştirildi. Anayasa Mahkemesi bu eleştirileri üzerine almadığı gibi, kameralar önünde suç duyurusunda bulunma tehditleri savurmaktan da geri durmadı.

Yüksek Mahkemenin yargı tarafsızlığının bu şekilde zedelenmesinden rahatsızlık duyabileceğini düşünmek iyimserlikten öteye geçemez. Zira Anayasa Mahkemesinin meşruiyet kaynağı olan Anayasaya aykırı hareket etmekte hiçbir sakınca görmediğini biliyoruz. Son gelişmeler ışığında bu hususa sadece birkaç örnekle değinmekte yarar var.

1. Anayasanın 85. ve 148. maddelerine göre Anayasa Mahkemesi yalnızca yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına, TBMM üyeliğinin düşmesine ve İçtüzük değişikliklerine ilişkin Meclis Kararlarını inceleyebilmektedir. Buna karşın Yüksek Mahkeme, muhalefet partilerinin teşvikiyle, yıllar içerisinde geliştirdiği bir içtihatla içtüzük değişikliği olmamakla birlikte içtüzüğe aykırı olarak alındığını değerlendirdiği Meclis Kararlarını eylemli içtüzük değişikliği olarak kabul etmekte ve denetlemektedir. Böylece Meclis kararlarını Anayasaya aykırı bir şekilde ele alıp incelemekte, içtüzüğe aykırı olanlarını içtüzük değişikliği sayarak iptal etmektedir. Aykırılık ve değişiklik kavramları sulandırılmakta, Anayasa Mahkemesi kendi lehine yetki ihdas etmektedir.

2. CHP'nin 367 toplantı yeter sayısına ilişkin başvurusu da bu kapsamda değerlendirilmiş ve karar verilmiştir. Oysa ortada bir Meclis kararı bile bulunmamaktaydı. CHP, Meclis tutanaklarını alarak Yüksek Mahkemeye koşmuş, Anayasa Mahkemesi de TBMM Başkanının oylamaya ilişkin tasarrufunu Meclis kararı olarak değerlendirerek karar vermiştir. Dava usulden reddedilmesi gerekirken Mahkeme, olmayan bir Meclis kararını inceleyerek yürürlüğünü durdurmuş ve iptal etmiştir. Mahkemenin yetkisiz olduğu gerçeği 367 tartışmalarının gölgesinde ustaca gizlenmiştir.

3. Anayasa Mahkemesinin yürütmeyi durdurma kararı verme yetkisi de bulunmamaktadır. Ne Anayasada ne de 2949 sayılı Yasa'da bu yönde bir hüküm yer almıştır. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi 1993 yılından itibaren geliştirdiği bir başka içtihatla yürütmeyi durdurma kararı verme yetkisi olduğunu kabul etmiştir. Yürütmeyi durdurma kararı idare hukukuna ilişkin bir kavram olup, Anayasanın 125. maddesinin açık hükmü gereğince “idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız şartları doğması” ve “idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması” koşullarının aynı anda gerçekleşmesi halinde verilebilmektedir. Anayasa Mahkemesi incelediği kanun, kanun hükmünde kararname ve içtüzük değişikliklerini idare hukukuna ilişkin kavramlar ışığında değerlendirmekte ve yürürlüğün durdurulmasına karar vermektedir. Bu durumda Yüksek Mahkemenin iptal kararı da doğal olarak yürütmeyi durdurma kararından sonra gelmektedir. Böylece yürütmeyi durdurma kararı ile iptal kararı arasında geçen sürede kanunun, kanun hükmünde kararnamenin veya içtüzüğün uygulanması engellenmiş olmaktadır. Oysa Anayasanın 153. maddesinde açıkça “iptal kararları geriye yürümez” hükmü yer almıştır. Anayasa Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermekle 153. maddenin bu hükmünü geçersiz kılmış olmaktadır.

4. Anayasanın 153. maddesinde “iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamaz” denmesine karşın Yüksek Mahkemenin uygulamasında karar verilir verilmez Başkanvekili kameralar karşısına geçmekte ve kararı açıklamaktadır. CHP'nin 367 yeter sayısına ilişkin davası sonucunda da böyle olmuştur. Başkanvekili Kılıç basın toplantısı yaparak kararı açıkladığı gibi, “gerekçeli karar en kısa sürede yazılıp açıklanacaktır” demekte de sakınca görmemiştir. Açıklanan kararın yürütmeyi durdurma kararı olması bu gerçeği gizleyememektedir. Öncelikle, Mahkeme daha önce birçok defa iptal kararlarını da basına açıklamıştır. Keza, hemen iptal kararı verilebileceği durumlarda yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceği de idare hukukunun temel prensiplerindendir.

5. CHP, 367 toplantı yeter sayısının gözetilmediği 1. tur oylamanın Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinin ardından Meclis tarafından belirlenen tur takviminin iptal istemiyle Anayasa Mahkemesine ikinci bir dava açmıştı. Yüksek Mahkeme bu ikinci dava sonucunda “tur takviminin içtüzük değişikliği niteliğinde görüldüğü, ancak ortada aday bulunmadığından karar verilmesine gerek bulunmadığı” şeklinde bir karar verdi. Mahkeme başvuruyu salt hukuk kriterleriyle inceleyip hüküm tesis etmek yerine adayın bulunup bulunmadığıyla da ilgilenmiş oldu. Ne ilginçtir ki, kararda hem tur takviminin içtüzüğe aykırı görüldüğü belirtilerek esasa ilişkin, hem de aday bulunmadığından karar verilmesine gerek bulunmadığı belirtilerek usule ilişkin bir hüküm verildi. Böylece Yüksek Mahkeme hukukun en temel ilkeleriyle bile çelişerek usul ile esas arasında bir karar vermiş oldu.

Anayasa Mahkemesinin bu kararına göre, Abdullah Gül adaylıktan çekilmemiş ve yenilenen 1. tur oylamada 550 tam oy almış bile olsaydı tur takvimi içtüzüğe aykırılık nedeniyle iptal edilecekti ve Gül'ün Cumhurbaşkanlığı her halde engellenmiş olacaktı. Gül, zaten adaylıktan çekildiği için CHP'nin bu B planı uygulamaya konulamadı.

6. Anayasa Mahkemesi 367 toplantı yeter sayısına ilişkin ilk kararında neden ikinci kararında olduğu gibi hüküm vermemiştir? İkinci kararın formülasyonu 367'ye ilişkin kararında da geçerli olabilirdi. Örneğin Yüksek Mahkeme “Her ne kadar 367 toplantı yeter sayısının aranmaması İçtüzük değişikliği niteliğinde görülmüşse de, söz konusu yeter sayısı aranmış olsaydı bile 1. tur oylamanın sonucu değişmeyeceğinden karar verilmesine gerek olmadığına karar verilmiştir” şeklinde bir sonuca varabilirdi.

Anayasal denetim yapmakla yetkili ve görevli olan Anayasa Mahkemesi hukukun en temel prensiplerini ve meşruiyet kaynağı olan Anayasanın kendisini hiçe saymaktadır. Kararları kesin olduğu ve üyelerinin tamamı Cumhurbaşkanı tarafından seçildiği için kendisini sorumsuz saymakta, kararlarını tenkit eden siyasileri “hedef göstermekle”, diğer yurttaşları ise “yargı kararlarına saygı duymamakla” itham ederek eleştirileri göğüslemektedir.

Anayasaya riayet etmeyen, Anayasal normları içtihatlarla geçersiz kılarak normlar hiyerarşisini altüst eden bir Yüksek Mahkemenin tarafsız davranabileceği ve isabetli kararlar verebileceği düşünülemez.

Bu itibarla, Anayasa Mahkemesinin yeniden yapılandırılması, görev ve yetkilerinin hiçbir yoruma yer bırakmayacak şekilde netleştirilmesi ve üyelerinin seçim usulünün değiştirilmesi ivedi bir zorunluluktur.

Yusuf Kemal SEZGİN

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Yönetim
Bedelli ve Profesyonel Askerlik Acil Çıkmalı  - Dr. Barış ALTUNSOY  (23 Haziran 2010)
Bazı İnsanlar Vardır...!  - Dr. Barış ALTUNSOY  (21 Haziran 2010)
Kamu Yönetimi TESEV RAPORU  - Doç.Dr.Burak ODER, Fikret TOKSÖZ, Dr. Şerif Sayın  (10 Haziran 2010)
AK Parti'nin Pirus Zaferleri  - Bülent ŞENER  (09 Haziran 2010)
SAYIŞTAY'IN ANATOMİSİ  - Doğan BAYAR  (07 Haziran 2010)
Başkanlık Sistemi Bize Uyar mı?  - Aydın TUTAL  (02 Haziran 2010)
Trafik Kazası Yapanlar Mutlaka Okusun  - Süleyman TOPRAK  (24 Mayıs 2010)
Hizmet kusuru-Kişisel Kusur Ayrımı  - Sertaç AKAR  (10 Mayıs 2010)
Anayasa Mahkemesi'nden Etik Kurulu'na Darbe  - Muzaffer ULUHAN  (20 Nisan 2010)
Tedviren Görevlendirme Nedir?  - Alp GÜÇLÜ  (13 Nisan 2010)
G.Kurmay Başkanı Nasıl Atanır?  - Mert ULUHANLI  (12 Nisan 2010)
Düzenleyici Kurumlar Neden Var?  - Dr. Yusuf ÖZER  (01 Nisan 2010)
Kamuda Hediyeleşme ve Rüşvet  - Osman ALPAY  (30 Mart 2010)
Bağımsız Dış Denetim  - Ali SOYLU  (23 Mart 2010)
Kamudaki Çok Başlılık Kaldırılmalı  - Dr. Kerim ŞAHİN  (15 Mart 2010)
Türkiye'de Genel Kolluk Teşkilatları  - Mete UYAR  (23 Şubat 2010)
Memurların Sendikalaşması  - Dr. Levent MUTLU  (29 Aralık 2009)
Belediyelerdeki Denetim Komisyonları  - Selim GENÇ  (23 Ekim 2009)
Üst Yöneticinin Harcama Yetkilisi Olabilir mi?  - Ramazan ŞENER  (12 Ağustos 2009)
Memurun Harcırah ve Yollukları  - Ramazan ŞENER  (22 Temmuz 2009)
Belediyeler Borç Verebilir mi?  - Ahmet ÇETİN  (19 Temmuz 2009)
Türkiye'de Sistem Nasıl Düze Çıkar ?(4)  - Dr. Kerim ŞAHİN  (07 Temmuz 2009)
Türkiye'de Sistem Nasıl Düze Çıkar? (3)  - Dr. Kerim ŞAHİN  (17 Haziran 2009)
Kamu Denetçiliği Kurumu'nun Görev ve Yetkileri?  - Gökhan HANCI  (14 Haziran 2009)
İşaretsiz Başkent: ANKARA  - Metin SERT  (25 Mayıs 2009)
Sayıştay'ın Ayniyat Denetimi  - Ekrem GÜLLÜCE  (21 Mayıs 2009)
Belediyelerin 5 Yıldızlı Seminer Tatilleri  - Fatih Kardelen  (18 Mayıs 2009)
Kanunlar, İstisnalar Ve Kamu İhale Kanunu Uygulaması  - Muzaffer Asım YILMAZ  (27 Nisan 2009)
Kamuda Denetim Organları ve Görevleri  - Battal Ahmet ZAAMOĞLU  (20 Nisan 2009)
Denetim Kuruluşları Denetlenebilir mi?  - Alpaslan YILDIRIM  (12 Nisan 2009)
Güneydoğu'da Belediyecilik Anlayışı  - Cafer SERİNKAN  (25 Mart 2009)
Kamu Denetim Elemanlarının Piyasa İle İmtihanı  - Dr. Mahmut AKPINAR  (23 Mart 2009)
2009 Belediye Başkanı Seçme Kılavuzu?  - Ali Cemil KIZILSU  (23 Mart 2009)
Türkiye'de Sistem Nasıl Düze Çıkar? (2)  - Dr. Kerim ŞAHİN  (03 Mart 2009)
Belediye İktisadi Teşebbüsleri  - Alp GÜÇLÜ  (16 Şubat 2009)
Türkiye'de Sistem Nasıl Düze Çıkar? (1)  - Dr. Kerim ŞAHİN  (10 Şubat 2009)
Belediyelerimizdeki Ölçek Sorunu  - Ahmet GÜVEN  (09 Şubat 2009)
Belediyelerin Denetimden Kaçma Yolu: Belediye Şirketleri  - Ayhan Salih AYDEMİR  (19 Ocak 2009)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
7.94 ms