Boykot Kuru Bir KÜRT İNADI mı?
Halkın Askere Güveni AZALIYOR
2 GÜN KALA SON ANKET?
12 Eylül Referandum Rehberi
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Anayasa Değişikliği ve Yargı
Bartu MAVİ
Anayasa değişmeli mi böyle mi kalmalı yoksa tamamen mi kaldırılmalı, değişecekse hangi maddeleri değişmeli, kim değiştirmeli, kimler bu işe karışmamalı?
21 Haziran 2010

Anayasa Değişikliği ve Yargı

Anayasa değişikliği konusu önümüzdeki günlerde yine gündeme oturacak gibi. Anayasa değişmeli mi böyle mi kalmalı yoksa tamamen mi kaldırılmalı, değişecekse hangi maddeleri değişmeli, kim değiştirmeli, kimler bu işe karışmamalı gibi bir çok soru uzunca bir süre tartışıldı tartışılıyor.

Bilindiği gibi, mevcut anayasa 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından hazırlanan bir anayasa. Asker kişiler tarafından hazırlanan ya da hazırlattırılan dolayısıyla askerlerin etkisinin üst düzeyde hissedildiği bir anayasa. Bu anayasanın günün şartlarına göre eksik yönlerinin çok fazla olduğu da hemen hemen herkes tarafından  kabul edilen ve yıllardır dile getirilen bir gerçeklik. Öyle ki anayasanın başlangıcından bu yana çok sayıda değişiklik yapılmış durumda. Bu gerçek ortada dururken ve belki de kimse tarafından inkar edilmezken hiçbir iktidar konuyu gündemine almamış, bu yönde bir çaba içine girmemiş. Şimdi ise mevcut hükümet toplumun her kesimi tarafından ihtiyaç duyulan yeni bir anayasa için kolları sıvamış. Normal olan ya da olması gereken yıllardır dile getirilen, propaganda malzemesi bile yapılan böyle bir konuda yapılan çalışmalara ülke adına,millet adına katkıda bulunmak,destek vermektir. Zira bu işi yapabilecek olanlar “milletin meclisi”nde milleti temsil eden  milletvekilleri ve siyasi partilerdir. Gelin görün ki söylenilenin aksine, siyasi iktidar belki de şimdiye kadar muhatap olmadığı düzeyde bir muhalefete maruz kalıyor. İşte bütün mesele ve bu yazının amacı da burada ortaya çıkıyor: Toplum olarak hukuk bize ne ifade ediyor?

Anayasa değişikliği konusu üzerinden devam edersek, muhalif olanlar iktidarı kendilerine göre bir yargı düzeni kurmaya çalışmakla suçluyorlar. Yargının kuşatılmak istendiğinden, hakim ve savcıların iktidarın kendi görüşüne yakın olan kimseler arasından seçileceğinden, yürütmenin yargının üzerinde etkin olmasına çalışıldığından bahsediyorlar. Bu iddialar dikkatle incelenecek olursa arkasında hep bir güvensizlik, korku hissedilecektir. Neyin korkusu? “Onlar ya da onların adamı gelirse” korkusu.  Bu nedenle de iktidara güvensizlik, yargıya güvensizlik ve farkında olmadan kendine güvensizlik. Bu peşin kabulü yapmak demek ben hiçbir zaman iktidar olamayacağım demekle eş anlamlıdır.  “Onlar” demek ya da ötekileştirmek ise beraberinde “biz, bizimkiler”i doğal olarak getirecektir. Sonuç: Birçok alanda yapmayı başardığımız gibi yargı alanında da bölünmeye gitmek.

Evet, hukuk sistemimiz iyi işlemiyor ya da işletilmiyor. Yargı bağımsızlığından dem vuruluyor fakat hakimler, savcılar çeşitli baskı unsurlarıyla sindirilmeye çalışılıyor. İnsanlar hukuki olaylara dahi kendi dünya pencerelerinden bakıp ona göre yorumlar yapabiliyor. Kendi düşüncesine göre yargı kararları çıktığında memnun oluyor fakat aksi yönde uygulamalar olunca o hakim hukuk bilmez oluyor, ya da dünya görüşü itibariyle hangi olumsuz sıfatı hak ediyorsa o sıfatı kazanıyor.  Kısacası, herkes kendine göre daha doğrusu kendine yakın gördüğünü haklı çıkaran bir hukuk düzeni istiyor. Maalesef çıkan bazı yargı kararları da bu düşünceleri tetikliyor. Bir yargıcın hayır dediğine diğeri evet diyebiliyor; bir mahkeme tutuklama kararı verirken bir diğeri aynı konuda aynı kişi hakkında tahliye kararı verebiliyor. Burada amaç o kararların doğruluğunu tartışmak değil. Fakat cevap bulması gereken önemli bir soru duruyor ortada: Aynı hukuk kuralından yola çıkan iki hakim nasıl oluyor da birbirinin tam tersi yönde karar verebiliyor?

Burada önemli bir tehlike var fakat bizler henüz bu tehlikenin tam olarak farkına varabilmiş değiliz kanaatindeyim. Tehlike büyük çünkü konu sıradan bir mesele değil; yeri geliyor bir insanın hayatı, geleceği hakkında hüküm tesis ediliyor, yeri geliyor bütün bir ülkenin, milletin dünü, bugünü, yarınına etki edebilecek kararlar alınıyor bu mahkemelerde. Bu mahkemeler de nihayetinde insanlardan oluşuyor; kendine göre bir dünyası, hayata bakışı, bilgisi, görgüsü, anlayışı olan insanlardan.  Sayılan bu unsurlardan verilecek kararlara etkisi olması gereken tek bir unsur bile yok oysa ki. Hukuk kurallarından başka hakime etki edebilecek tek bir unsur olabilir o da vicdanıdır daha doğrusu olmalıdır. Fakat böyle olmadığı için hayati önemi haiz sorunlar bile çözüm aşamasına gelmişken en başa döndürülebiliyor. Aynı yetkiye sahip mahkemeler, hakimler aynı hukuk kuralına bakıp birbirine taban tabana zıt kararlar verebiliyor. İşin içine bir de siyaset girince, bir kural bir futbol takımına (gerektiği üzere)uygulanıp o takım ligden düşürülürken, bir başkasına ortada açık ve seçik bir şekilde duran kurallar o ya da bu sebeple uygulanmayarak ligde tutulabiliyor. Birkaç yıl önce, bugün uygulanmamış olan o kural nedeniyle cezaya çarptırılan ve  maddi manevi büyük zarara uğrayan bir başka klüp ise benim günahım neydi serzenişinden öte bir şey yapamayabiliyor. Bu örnekler özerk bazı kurumlarca verilen kararlara dayansa da ülkemizdeki hukuk anlayışını yansıtması bakımından önemli görülmektedir.

Benzer örneklere gerek anayasa hukuku alanında gerek adli ve idari hukuk alanında çok daha sıklıkla rastlamak mümkündür ve asıl üzücü olan da budur. Hukuk kuralları, onlara dayanarak karar verecek olanların öznel bakış açılarına göre uygulanmaya veya yorumlanmaya başlamış ise tehlike gerçekten büyük demektir.  Tehlikeyi daha fazla büyümeden önlemenin yolu ise hukuku bu kadar hafife almamakla başlar ve bir gün kendisine lazım olduğunda nasıl hakkıyla uygulanması isteniyorsa başkaları için de o şekilde uygulanmasını istemekle devam eder ve hiç kimse adaletten şüphe etmeyecek kadar yargıya güven  duyana dek sürer gider.

Dolayısıyla, yapılan anayasa değişikliği çalışmaların destek verilmesi gerekmekle birlikte toplumun her kesimindeki – sıradan vatandaştan en üst düzeydeki memura kadar-  adalet ve hukuk anlayışının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Birileri yargının kuşatılmasından şikayet ediyorsa bunun şikayetin nedeninin kendi kuşatmasının sona erecek olmasından kaynaklanabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla benim-senin yargın değil gerçekten bağımsız, tarafsız, bizim yargımız diyebileceğimiz bir adalet mekanizması için iyi niyet dileklerinden öteye geçilmeli, samimi olunmalıdır. Birkaç cesur yargı mensubunun son dönemde ülke ve millet adına ortaya çıkardıkları sonuçlar ortada iken Türk milleti adına karar veren insanlar rahat bırakılmalıdır.

Bartu MAVİ

Etiketler: Zaman, Asker
Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
anayasa mahkemesı
hakan altok
hocam tek bır soru yuksek yargı mensuplarını gorevden alabılecek bır sıyası otorıte varmı eger yoksa bunları kım gorevden alacak eger baslarındakı baskan ıse zaten oda onlardan nasıl alacak
ve avrupa yada gelısmıs herhangı bır ulkede bu kadar ıdolojık ve sıyası kararlar veren ve bu kadar dokunulmaz olan bır sıstem varmı sımdıden tesekkurler
22 Haziran 2010 Salı 14:24
Demokrasi/AB Süreci
Zorunlu Askerliği Asıl Kimler İstiyor  - Yard. Doç. Dr. Mahmut AKPINAR  (02 Eylül 2010)
O Paşalar Terfi Edemez ÇÜNKÜ?  -  (02 Ağustos 2010)
AYM Kararı Tarihe Geçecek Karar  - Mert Uluhanlı  (22 Temmuz 2010)
O Üyeler Yüce Divan'da Yargılanmalı  - Mert Uluhanlı  (22 Temmuz 2010)
Halkın Darbesi 12 Eylül'de Geliyor  - Dr. Barış Altunsoy  (09 Temmuz 2010)
Türkiye BÜYÜK ÜLKE Mİ?  - Sefa MURAT  (06 Temmuz 2010)
Anayasa Değişikliği ve Yargı  - Bartu MAVİ  (21 Haziran 2010)
Hukuk, Devlet ve Hukuk Devleti Ne Demektir?  - Mete UYAR  (15 Haziran 2010)
DP ile AKP'nin Karşılaştırılmalı Analizi  - Yılmaz Bingöl-Şener Akgün  (10 Haziran 2010)
AB Yolunda Türkiye'den Beklentiler  - Görüş Dergisi  (07 Haziran 2010)
Avrupa Birliği Uzun İnce Bir Yol  - Tuncay Özilhan  (07 Haziran 2010)
Avrupa Birliği Nedir Ne Değildir?  - Mustafa ACAR  (07 Haziran 2010)
'Asimetrik' Tabiri Kim İçin Kullanılıyor?  - İdris ALABOĞA  (07 Haziran 2010)
PKK'nın AKP'ye Karşı Savaşı?  - Dr. Naci Ata  (07 Haziran 2010)
Bir Müntehirin Anatomisi  - İdris ALABOĞA  (28 Mayıs 2010)
ARTIK SÖZ MİLLETİN!  - Abdullah AKPOLAT  (27 Mayıs 2010)
İstanbul Barosu Kime Ne Ödülü Verdi?  - Ali YÜKSEL  (25 Mayıs 2010)
HSYK Üyeleri Nasıl Yargılanır?  - Mert Uluhanlı  (20 Mayıs 2010)
O Kararın İptali Neyi Değiştirir?  - Mert ULUHANLI  (16 Mayıs 2010)
AB Oluşum Süreci ve Kurumları  - Uğur GÜNIŞIK  (12 Mayıs 2010)
Anayasa Değişikliği Neden Önemli?  - Turan BULUT  (11 Mayıs 2010)
İlhan Cihaner Nasıl Tutuklanmıştı?  - Mert ULUHANLI  (05 Mayıs 2010)
Paketteki Diğer Kritik Maddeler?  - Mert ULUHANLI  (04 Mayıs 2010)
İstanbul Tufanı ve Demokratik Açılım  - Ender YILMAZ  (04 Mayıs 2010)
Yargı Reformu Stratejisi Eylem Planı  - Mert ULUHANLI  (27 Nisan 2010)
Yargılamayı Etkileme ve Cezaları?  - Mert ULUHANLI  (19 Nisan 2010)
Müzakere mi, Kültür mü, Hu ha ha ha mı?  - Ender ÖZTÜRK  (29 Mart 2010)
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri  - Ali Hikmet KIRGIZ  (23 Mart 2010)
Hakimler ve Savcılar Yüksek (Ceza!) Kurulu  - Mustafa DURMUŞ  (19 Mart 2010)
Derin Devletin Peçesi Sıyrılırken  - Murat KALEKAHYASI  (01 Mart 2010)
Darbelerden Nasıl KURTULURUZ  - Prof. Dr. İdris BAL  (16 Şubat 2010)
Milliyetçi Ne İster NEYİ SEVER?  -  (12 Şubat 2010)
Parti Kapatma Davalarında İddianamenin Kabul Şartı  - Göksel AKINCI  (01 Şubat 2010)
Siyasetteki BÜYÜK ÇARPIKLIK?  - Dr. Barış ALTUNSOY  (04 Ocak 2010)
Yargıçlar İktidara Karşı Bağımsız mı?  - Mert ULUHANLI  (30 Aralık 2009)
Askeri Mahalde Arama Nasıl Yapılabilir?  - Mert ULUHANLI  (30 Aralık 2009)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
11 ms