
Anayasa Değişikliği ve Yargı
Anayasa değişikliği konusu önümüzdeki günlerde yine gündeme oturacak gibi. Anayasa değişmeli mi böyle mi kalmalı yoksa tamamen mi kaldırılmalı, değişecekse hangi maddeleri değişmeli, kim değiştirmeli, kimler bu işe karışmamalı gibi bir çok soru uzunca bir süre tartışıldı tartışılıyor.
Bilindiği gibi, mevcut anayasa 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından hazırlanan bir anayasa. Asker kişiler tarafından hazırlanan ya da hazırlattırılan dolayısıyla askerlerin etkisinin üst düzeyde hissedildiği bir anayasa. Bu anayasanın günün şartlarına göre eksik yönlerinin çok fazla olduğu da hemen hemen herkes tarafından kabul edilen ve yıllardır dile getirilen bir gerçeklik. Öyle ki anayasanın başlangıcından bu yana çok sayıda değişiklik yapılmış durumda. Bu gerçek ortada dururken ve belki de kimse tarafından inkar edilmezken hiçbir iktidar konuyu gündemine almamış, bu yönde bir çaba içine girmemiş. Şimdi ise mevcut hükümet toplumun her kesimi tarafından ihtiyaç duyulan yeni bir anayasa için kolları sıvamış. Normal olan ya da olması gereken yıllardır dile getirilen, propaganda malzemesi bile yapılan böyle bir konuda yapılan çalışmalara ülke adına,millet adına katkıda bulunmak,destek vermektir. Zira bu işi yapabilecek olanlar “milletin meclisi”nde milleti temsil eden milletvekilleri ve siyasi partilerdir. Gelin görün ki söylenilenin aksine, siyasi iktidar belki de şimdiye kadar muhatap olmadığı düzeyde bir muhalefete maruz kalıyor. İşte bütün mesele ve bu yazının amacı da burada ortaya çıkıyor: Toplum olarak hukuk bize ne ifade ediyor?
Anayasa değişikliği konusu üzerinden devam edersek, muhalif olanlar iktidarı kendilerine göre bir yargı düzeni kurmaya çalışmakla suçluyorlar. Yargının kuşatılmak istendiğinden, hakim ve savcıların iktidarın kendi görüşüne yakın olan kimseler arasından seçileceğinden, yürütmenin yargının üzerinde etkin olmasına çalışıldığından bahsediyorlar. Bu iddialar dikkatle incelenecek olursa arkasında hep bir güvensizlik, korku hissedilecektir. Neyin korkusu? “Onlar ya da onların adamı gelirse” korkusu. Bu nedenle de iktidara güvensizlik, yargıya güvensizlik ve farkında olmadan kendine güvensizlik. Bu peşin kabulü yapmak demek ben hiçbir zaman iktidar olamayacağım demekle eş anlamlıdır. “Onlar” demek ya da ötekileştirmek ise beraberinde “biz, bizimkiler”i doğal olarak getirecektir. Sonuç: Birçok alanda yapmayı başardığımız gibi yargı alanında da bölünmeye gitmek.
Evet, hukuk sistemimiz iyi işlemiyor ya da işletilmiyor. Yargı bağımsızlığından dem vuruluyor fakat hakimler, savcılar çeşitli baskı unsurlarıyla sindirilmeye çalışılıyor. İnsanlar hukuki olaylara dahi kendi dünya pencerelerinden bakıp ona göre yorumlar yapabiliyor. Kendi düşüncesine göre yargı kararları çıktığında memnun oluyor fakat aksi yönde uygulamalar olunca o hakim hukuk bilmez oluyor, ya da dünya görüşü itibariyle hangi olumsuz sıfatı hak ediyorsa o sıfatı kazanıyor. Kısacası, herkes kendine göre daha doğrusu kendine yakın gördüğünü haklı çıkaran bir hukuk düzeni istiyor. Maalesef çıkan bazı yargı kararları da bu düşünceleri tetikliyor. Bir yargıcın hayır dediğine diğeri evet diyebiliyor; bir mahkeme tutuklama kararı verirken bir diğeri aynı konuda aynı kişi hakkında tahliye kararı verebiliyor. Burada amaç o kararların doğruluğunu tartışmak değil. Fakat cevap bulması gereken önemli bir soru duruyor ortada: Aynı hukuk kuralından yola çıkan iki hakim nasıl oluyor da birbirinin tam tersi yönde karar verebiliyor?
Burada önemli bir tehlike var fakat bizler henüz bu tehlikenin tam olarak farkına varabilmiş değiliz kanaatindeyim. Tehlike büyük çünkü konu sıradan bir mesele değil; yeri geliyor bir insanın hayatı, geleceği hakkında hüküm tesis ediliyor, yeri geliyor bütün bir ülkenin, milletin dünü, bugünü, yarınına etki edebilecek kararlar alınıyor bu mahkemelerde. Bu mahkemeler de nihayetinde insanlardan oluşuyor; kendine göre bir dünyası, hayata bakışı, bilgisi, görgüsü, anlayışı olan insanlardan. Sayılan bu unsurlardan verilecek kararlara etkisi olması gereken tek bir unsur bile yok oysa ki. Hukuk kurallarından başka hakime etki edebilecek tek bir unsur olabilir o da vicdanıdır daha doğrusu olmalıdır. Fakat böyle olmadığı için hayati önemi haiz sorunlar bile çözüm aşamasına gelmişken en başa döndürülebiliyor. Aynı yetkiye sahip mahkemeler, hakimler aynı hukuk kuralına bakıp birbirine taban tabana zıt kararlar verebiliyor. İşin içine bir de siyaset girince, bir kural bir futbol takımına (gerektiği üzere)uygulanıp o takım ligden düşürülürken, bir başkasına ortada açık ve seçik bir şekilde duran kurallar o ya da bu sebeple uygulanmayarak ligde tutulabiliyor. Birkaç yıl önce, bugün uygulanmamış olan o kural nedeniyle cezaya çarptırılan ve maddi manevi büyük zarara uğrayan bir başka klüp ise benim günahım neydi serzenişinden öte bir şey yapamayabiliyor. Bu örnekler özerk bazı kurumlarca verilen kararlara dayansa da ülkemizdeki hukuk anlayışını yansıtması bakımından önemli görülmektedir.
Benzer örneklere gerek anayasa hukuku alanında gerek adli ve idari hukuk alanında çok daha sıklıkla rastlamak mümkündür ve asıl üzücü olan da budur. Hukuk kuralları, onlara dayanarak karar verecek olanların öznel bakış açılarına göre uygulanmaya veya yorumlanmaya başlamış ise tehlike gerçekten büyük demektir. Tehlikeyi daha fazla büyümeden önlemenin yolu ise hukuku bu kadar hafife almamakla başlar ve bir gün kendisine lazım olduğunda nasıl hakkıyla uygulanması isteniyorsa başkaları için de o şekilde uygulanmasını istemekle devam eder ve hiç kimse adaletten şüphe etmeyecek kadar yargıya güven duyana dek sürer gider.
Dolayısıyla, yapılan anayasa değişikliği çalışmaların destek verilmesi gerekmekle birlikte toplumun her kesimindeki – sıradan vatandaştan en üst düzeydeki memura kadar- adalet ve hukuk anlayışının gözden geçirilmesi gerekmektedir. Birileri yargının kuşatılmasından şikayet ediyorsa bunun şikayetin nedeninin kendi kuşatmasının sona erecek olmasından kaynaklanabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir. Dolayısıyla benim-senin yargın değil gerçekten bağımsız, tarafsız, bizim yargımız diyebileceğimiz bir adalet mekanizması için iyi niyet dileklerinden öteye geçilmeli, samimi olunmalıdır. Birkaç cesur yargı mensubunun son dönemde ülke ve millet adına ortaya çıkardıkları sonuçlar ortada iken Türk milleti adına karar veren insanlar rahat bırakılmalıdır.
Bartu MAVİ
ve avrupa yada gelısmıs herhangı bır ulkede bu kadar ıdolojık ve sıyası kararlar veren ve bu kadar dokunulmaz olan bır sıstem varmı sımdıden tesekkurler























