
HÜKÜMET DAVOS'A KATILMAMAKLA KENDİSİNE “ONE MINUTE” DEDİ
Davos Toplantıları Ne Zaman ve Neden Başlatıldı?
İsviçre Alplerinin küçük kayak kasabası Davos'ta düzenlenen toplantılar 1971 yılında Alman asıllı ekonomi profesörü Klaus Schwab tarafından başlatıldı. Asıl hedef Avrupalı işadamlarının ABD'de iş hayatına uyum sağlayabilmelerini kolaylaştırmaktı. Bu forum Avrupalı işadamlarının bir tür kapitalist ABD'yi keşfetme toplantılarıydı.
1979'da Küresel Bir Platforma Dönüştü
1979 yılından itibaren Davos toplantıları kurumsallaşarak artık dünyanın sorunlarının konuşulduğu küresel bir platforma dönüşmeye başladı ve ortaya çıkan yeni yapı dünyadaki kanaat önderlerinin yakından takip ettiği akademik hatta siyasi nitelikte bir yıllık forum haline dönüştü.
Türkiye Davos'la Özal Döneminde Tanıştı
Davos toplantıları Türkiye'nin gündemine Turgut Özal döneminde girdi. 1979'da küreselleşmeye başlayan Davos'un Türkiye'nin gündemine ülkeyi dışarıya açan bir lider olarak rahmetli Özal'ın zamanında girmesi şaşırtıcı değil. Avrupa'nın siyah-beyaz televizyonu terk ettiği seneden (1960'lı yılların sonu, 70'lerin başı) birkaç yıl sonra ülkeye siyah beyaz televizyonu sokan ve ülkeyi Avrupa'nın çöplüğü yaparak onların televizyonlarını kar ederek satıp bitirmelerine olanak tanıyan statükocu Demirel'in döneminde olacak değildi ya.
O dönemde sosyo-ekonomik olarak değil de, siyasal duruş anlamında hep belli kesimin insanları bu toplantılara gider ve Türkiye'de bu konular Bilderberg'le birlikte değerlendirilir ve arkasına komplo teorileri yüklenirdi. O dönemler, “kapalı toplumlar en aşırı kumpas, komplo ve karalamaların olduğu toplumlardır” yargısını haklı çıkaracak şekilde sona erdi ve artık o boyut hiçbir köşe yazısını işgal etmez oldu.
Davos'un Dünya Siyasetine Etkileri?
Davos ekonomik nitelikli bir toplantı olmasına rağmen ağırladığı siyasiler ve de dünyanın alacağı şekil üzerinde belirleyiciliğinden dolayı çok önemli siyasi gelişmelerin de yaşandığı bir mekan olmuştur. Almanya'nın birleşmesi fikri somut olarak 1990 Davos'unda seslendirildi. 1992, Güney Afrika'da ırk ayrımcılığının sona ereceğinin deklare edildiği yıl oldu. 1988'de Turgut Özal Papaendreu ile Davos'ta buluşarak yeni barış döneminin temellerini attı.
Davos'ta Peres ve Arafat
Filistin Meselesi açısından da en önemli şovlardan ilki Davos'ta yaşandı. 1994'te Peres'le Arafat'ın Davos'ta anlaşmaya varması sonucunda Gazze ve Eriha'dan İsrail askeri çekildi.
Davos'ta Erdoğan ve Peres
İkincisi ise geçen sene Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Şimon Peres arasında yaşandı. Bu çıkış, haklının güçlü haykırışı olmanın yanında, doğru sözün küresel bir platformda söylenmesi açısından da önemliydi. O tavır büyük bir medeniyetin günümüzdeki temsilcisi Türkiye'ye ve başbakanımıza çok yakıştı.
Davos Toplantıları Davos Dışında Sadece New York'ta Yapıldı
39 yıldır sürekli yapılan Davos toplantılarının (sadece bir tanesi 11 Eylül olayından dolayı New York'ta yapıldı) beş gün süren sonuncusu yeni bitti. Bu toplantı, çoklukla ekonomik kriz odaklı idi. Burada, dünya ekonomisinin canlanıyor olduğu kabul edilmekle birlikte, yeni bir mali krizi önlemek için nasıl davranmak gerektiği konusunda görüşmeler gerçekleştirldi.
Hükümetten Bu Sene Davos'a Katılım Olmadı
Türkiye'den bu sene resmi erkan olarak sadece Merkez Bankası başkanı Durmuş Yılmaz Davos'a katıldı, hükümet düzeyinde bir katılım olmadı. Katılmamanın nedeni Başbakanın geçen yıl “Benim için artık Davos bitmiştir” sözü ise, bu yıl için Başbakanın katılmaması anlaşılabilir olsa da eğer bu tavır üzerine herhangi bir bakan Davos toplantısına gönderilmemiş ise bu çok yanlıştır. Neden?
Öncelikle, Başbakan modern Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanıdır. Bu cumhuriyetin Başbakanının, haksız olduğu halde kendisini herkesin üzerinde görerek konuşan bir ülke cumhurbaşkanına tavır koyması ve hem az söz verip, hemde konuşturmamaya çalışan toplantı yöneticisini ataması nedeniyle Davos yetkililerine tepki koyarak bu seneki Davos toplantılarına katılmaması hem anlaşılabilir, hem de tutarlılık ve mesajı iletmekteki kararlılık açılarından doğrudur.
Yanlış olan Türkiye'nin hiçbir hükümet yetkilisini oraya göndermemesidir. Neden?
Herkes tarafından sürekli olarak vurgulandığı gibi Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir. Bin yıllık devlet geleneği olan, medeniyet kurmuş bir sürecin son halkasıdır. Bu sürecin başbakanının bu ülkenin menfaatlerinin üst düzeyden temsilini sağlamak diye bir yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük, katılmamanın şahsi kaprisin bir ürünü olarak algılanmamasını sağlamayı da gerektirir. Hükümetin tüm yetkililerinin katılmaması bir “küsme” havası doğurmaktadır ki bu türden tavırlar güçlü geleneği olan ülkelere yakışmaz.
İkincisi, bu gelişme hem hükümetin ortaya koyduğu hem de sayın Davutoğlu'nun entelektüel bir boyut kazandırdığı dış ilişkiler açılım ve atağıyla çelişmektedir. Bu atak bizim yıllardır ümitle beklediğimiz, kendi değerlerimizi yedeğine alarak dünyada her boyutta etkin olmanın mücadelesini vermektir. Bu süreç basit insiyaklarla sapmaya uğrayacaksa bu yaklaşımın temeli AK Parti'de yeterince güçlü değil demektir.
“Herkesle sıfır sorun” derken, “her platformda üst düzey temsiliyet” diye çabalarken dünyanın en etkin toplantılarından birisine, hem de yanlış anlaşılmaya uygun bir dönemde katılmamak büyük bir çelişki arzetmektedir.
Türkiye'nin kabusu Türkiye'nin kendi içine kapatılmasıdır
Türkiye'nin kabusu Türkiye'nin kendi içine kapatılmasıdır. Adına ulusalcı, bağımsızlıkçı şucu bucu denen bütün akımlar, bilhassa da 28 Şubat Post-modern darbesinin katölizerliğinde ülkeyi içine kapatarak hem kendilerine dönük bir menfaat çarkı kurmak hemde otoriter nitelikli bir yönetim oluşturmak istiyorlar.
Muhalefet Davos'a Gitmemeyi Neden Eleştirmedi?
Balyoz planının niyetinin de bu olduğu görüldü. Bu yaklaşım “model” olarak addedilmeyi bile hak etmeyecek şekilde en ilkel türünü Enver Hocacılıkta (Komünizm çökmeden önce Arnavutlukta uygulanan model. Açlıkta sefillikte ve mağduriyette eşitlik) bulan kendi kendini tüketme projesidir. Bu hükümetin bu tür yaklaşım sahipleriyle paralellik arzettiği görünümü veren bir tavrın içerisine girmemesi gerekir. Hükümet düzeyinde katılımın olmaması böyle bir resim ortaya çıkarmıştır. Her şeyi eleştiren muhalefet sizce Davos'a gitmemeyi neden eleştirmedi? Kendi tavırlarıyla uyum içerisinde idi de ondan.
Yukarıdaki paragraftaki son cümleyle alakalı bir hususa daha işaret etmek istiyorum.
Siyasetteki ve medyadaki muhalefet son zamanlar Türkiye adına bir “eksen kayması”dan söz etmekteler. Eğer sözlerinde samimi olsalar bu örneği de vererek hükümete yüklenmeleri gerekmez miydi?
Türkiye'de bir “eksen kayması” değil tam tersine bir “eksen oturması” sürecinin yaşandığını biz biliyoruz. Ancak sanki modern dünyanın göz ardı edildiği havası doğacak bir pratik geliştirmek hükümetin başvuracağı en son uygulama olmalıdır.
Tavşan Dağa Küsmüş Dağın Haberi Olmamış
Hükümetin Türkiye'yi "tavşan dağa küsmüs, dağın haberi olmamış" türü bir konuma düşürmeye hakkı yoktur. Türkiye katılmadı diye ne toplantı sekteye uğradı, nede ilgi azalması oldu. Hatta bu türden tavırlarda mantıksız ısrar sürekli göz ardı edilme riski doğurur ki bu da arzulanan bir durum değildir.
Büyük Ülkeler Masadan Kaçmazlar
Son olarak büyük ülkeler masadan kaçmazlar tam tersine yüklü ajanda ile her zaman masada olurlar. Dünyadaki ve Türkiye'deki –ister yerli ister yabancı- marjinal grupların problemi de budur. Onu bunu aforizmaya tabi tutarak onlarla beraber olacağı atmosferi yok etmektir. Ayrıca bu çok büyük oranlı özgüven yoksunluğunun da işaretidir. Medeniyet dünyamıza uygun adaletin temsilciliği de masada yer alarak gerçekleşir. En basitinden sayın Başbakanımız o tarihte Davos'ta olmasa idi, Peres'in ve İsrail'in yanlışlıklarını eleştirmek imkanı olacak mıydı?
Bu toplantıda konuşulanların ve paylaşılan bilgilerin yararlarını, sunduğu network imkanını (beş günde öyle çok önemli kişi ile görüşüp dostluk imkanı kurabilir ki şaşarsınız), size tanıdığı tanınma ve reklam imkanını (400 milyonun üzerinde kişi izlemiş) es geçtik. Önemsiz olduğundan değil, diğer esasla ilgili sorunun yanında küçük kaldığından.
“Eğer geçen yılki yaşananlar yaşanmasa dahi biz zaten katılmayacaktır” deniyorsa bu yaklaşım hem yanlış hemde ikna edici değil. Özellikle geçen sene yaşanandan dolayı katılıyoruz denmeli ve katılınmalıydı. Yanlış anlama ve yorumları önlemek için.
Diğer bir soru dünyada farklı paradigmayla var olmayı hedefleyen bir Türkiye, kapitalizmin bu türden kurumlarını dikkate almaya mecbur mu? Evet mecbur. Türkiye ve sahip olduğu medeniyet maalesef bu türden külli değişimleri oluşturabilecek güç ve zenginlikte değil. Uzun zamanda bunu yapmanın gerekli olduğuna da şüphem var. Ancak pratik olarak konuşursak “Ben Davos'a gitmiyorum ancak ondan daha büyük ve etkin olanını Patnos dağlarında gerçekleştireceğim” diyemediğin müddetçe bu tür toplantıları teğet geçmemek gerekmektedir.
Size belki sonraki günlerde yazmayı düşündüğüm bir makalenin tüyosunu vereyim:
AK Parti eğer ileride bir değişim ve dönüşüm geçirecekse, yahut yıllar sonra aynı türden başka bir parti ortaya çıkacaksa, bu Anap ve AK Parti'nin hassasiyetlerine sahip ancak kesinlikle daha şehirli ve eğitimli bir parti olacaktır. Onun başbakanı da (kendim de başbakanımızla aynı tür liseden mezun olduğum için rahatlıkla söylüyorum) bu ülkenin değerlerine sahip ancak birden fazla dil bilen, her aşamadaki eğitimini daha iyi mahfillerde yapmış bir insan olacaktır.
Kısacası, yüreği ve vicdanı Kasımpaşalı, ancak aklı, bilgisi ve tavırları modern dünyalı bir dış siyaset istiyoruz. Bildiğimiz AK Parti de bunu ister. Davos'a katılmamak bu vizyonu gölgelemiş ve AK Parti'nin kendisine “One Minute” demesine yol açmıştır.























