Öcalan ve PKK: NAMAZ TİYATRODUR
İSTATİSTİKLER EVET DİYOR AMA?
HAMDİ YAVER AKTAN'TAN İTİRAF
12 Eylül Referandum Rehberi
TÜM MAKALELER
DERGİ ARŞİVİ
GAZETE ve DERGİLER
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AKP Kendine de 'One Minute' Dedi
Geçen yıl yaşananlardan sonra bu sene hükümetten hiçbir temsilci Davos'a katılmadı? Peki bu doğru bir karar mıydı? Büyük devletler böyle mi yapıyor? 'Sıfır problem' politikası bunu mu gerektiriyor? AKP Hükümeti bu konuda yanlış yapmadı mı?
05 Şubat 2010

HÜKÜMET DAVOS'A KATILMAMAKLA KENDİSİNE “ONE MINUTE” DEDİ

Davos Toplantıları Ne Zaman ve Neden Başlatıldı?

İsviçre Alplerinin küçük kayak kasabası Davos'ta düzenlenen toplantılar 1971 yılında Alman asıllı ekonomi profesörü Klaus Schwab tarafından başlatıldı. Asıl hedef Avrupalı işadamlarının ABD'de iş hayatına uyum sağlayabilmelerini kolaylaştırmaktı. Bu forum Avrupalı işadamlarının bir tür kapitalist ABD'yi keşfetme toplantılarıydı.

1979'da Küresel Bir Platforma Dönüştü

1979 yılından itibaren Davos toplantıları kurumsallaşarak artık dünyanın sorunlarının konuşulduğu küresel bir platforma dönüşmeye başladı ve ortaya çıkan yeni yapı dünyadaki kanaat önderlerinin yakından takip ettiği akademik hatta siyasi nitelikte bir yıllık forum haline dönüştü.

Türkiye Davos'la Özal Döneminde Tanıştı

Davos toplantıları Türkiye'nin gündemine Turgut Özal döneminde girdi. 1979'da küreselleşmeye başlayan Davos'un Türkiye'nin gündemine ülkeyi dışarıya açan bir lider olarak rahmetli Özal'ın zamanında girmesi şaşırtıcı değil. Avrupa'nın siyah-beyaz televizyonu terk ettiği seneden (1960'lı yılların sonu, 70'lerin başı) birkaç yıl sonra ülkeye siyah beyaz televizyonu sokan ve ülkeyi Avrupa'nın çöplüğü yaparak onların televizyonlarını kar ederek satıp bitirmelerine olanak tanıyan statükocu Demirel'in döneminde olacak değildi ya.

O dönemde sosyo-ekonomik olarak değil de, siyasal duruş anlamında hep belli kesimin insanları bu toplantılara gider ve Türkiye'de bu konular Bilderberg'le birlikte değerlendirilir ve arkasına komplo teorileri yüklenirdi. O dönemler, “kapalı toplumlar en aşırı kumpas, komplo ve karalamaların olduğu toplumlardır” yargısını haklı çıkaracak şekilde sona erdi ve artık o boyut hiçbir köşe yazısını işgal etmez oldu.

Davos'un Dünya Siyasetine Etkileri?

Davos ekonomik nitelikli bir toplantı olmasına rağmen ağırladığı siyasiler ve de dünyanın alacağı şekil üzerinde belirleyiciliğinden dolayı çok önemli siyasi gelişmelerin de yaşandığı bir mekan olmuştur. Almanya'nın birleşmesi fikri somut olarak 1990 Davos'unda seslendirildi. 1992, Güney Afrika'da ırk ayrımcılığının sona ereceğinin deklare edildiği yıl oldu. 1988'de Turgut Özal Papaendreu ile Davos'ta buluşarak yeni barış döneminin temellerini attı.

Davos'ta Peres ve Arafat

Filistin Meselesi açısından da en önemli şovlardan ilki Davos'ta yaşandı. 1994'te Peres'le Arafat'ın Davos'ta anlaşmaya varması sonucunda Gazze ve Eriha'dan İsrail askeri çekildi.

Davos'ta Erdoğan ve Peres

İkincisi ise geçen sene Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ile Şimon Peres arasında yaşandı. Bu çıkış, haklının güçlü haykırışı olmanın yanında, doğru sözün küresel bir platformda söylenmesi açısından da önemliydi. O tavır büyük bir medeniyetin günümüzdeki temsilcisi Türkiye'ye ve başbakanımıza çok yakıştı.

Davos Toplantıları Davos Dışında Sadece New York'ta Yapıldı

39 yıldır sürekli yapılan Davos toplantılarının (sadece bir tanesi 11 Eylül olayından dolayı New York'ta yapıldı) beş gün süren sonuncusu yeni bitti. Bu toplantı, çoklukla ekonomik kriz odaklı idi. Burada, dünya ekonomisinin canlanıyor olduğu kabul edilmekle birlikte, yeni bir mali krizi önlemek için nasıl davranmak gerektiği konusunda görüşmeler gerçekleştirldi.

Hükümetten Bu Sene Davos'a Katılım Olmadı

Türkiye'den bu sene resmi erkan olarak sadece Merkez Bankası başkanı Durmuş Yılmaz Davos'a katıldı, hükümet düzeyinde bir katılım olmadı. Katılmamanın nedeni Başbakanın geçen yıl “Benim için artık Davos bitmiştir” sözü ise, bu yıl için Başbakanın katılmaması anlaşılabilir olsa da eğer bu tavır üzerine herhangi bir bakan Davos toplantısına gönderilmemiş ise bu çok yanlıştır. Neden?

Öncelikle, Başbakan modern Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanıdır. Bu cumhuriyetin Başbakanının, haksız olduğu halde kendisini herkesin üzerinde görerek konuşan bir ülke cumhurbaşkanına tavır koyması ve hem az söz verip, hemde konuşturmamaya çalışan toplantı yöneticisini ataması nedeniyle Davos yetkililerine tepki koyarak bu seneki Davos toplantılarına katılmaması hem anlaşılabilir, hem de tutarlılık ve mesajı iletmekteki kararlılık açılarından doğrudur.

Yanlış olan Türkiye'nin hiçbir hükümet yetkilisini oraya göndermemesidir. Neden?

Herkes tarafından sürekli olarak vurgulandığı gibi Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir. Bin yıllık devlet geleneği olan, medeniyet kurmuş bir sürecin son halkasıdır. Bu sürecin başbakanının bu ülkenin menfaatlerinin üst düzeyden temsilini sağlamak diye bir yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük, katılmamanın şahsi kaprisin bir ürünü olarak algılanmamasını sağlamayı da gerektirir. Hükümetin tüm yetkililerinin katılmaması bir “küsme” havası doğurmaktadır ki bu türden tavırlar güçlü geleneği olan ülkelere yakışmaz.

İkincisi, bu gelişme hem hükümetin ortaya koyduğu hem de sayın Davutoğlu'nun entelektüel bir boyut kazandırdığı dış ilişkiler açılım ve atağıyla çelişmektedir. Bu atak bizim yıllardır ümitle beklediğimiz, kendi değerlerimizi yedeğine alarak dünyada her boyutta etkin olmanın mücadelesini vermektir. Bu süreç basit insiyaklarla sapmaya uğrayacaksa bu yaklaşımın temeli AK Parti'de yeterince güçlü değil demektir.

 “Herkesle sıfır sorun” derken, “her platformda üst düzey temsiliyet” diye çabalarken dünyanın en etkin toplantılarından birisine, hem de yanlış anlaşılmaya uygun bir dönemde katılmamak büyük bir çelişki arzetmektedir.

Türkiye'nin kabusu Türkiye'nin kendi içine kapatılmasıdır

Türkiye'nin kabusu Türkiye'nin kendi içine kapatılmasıdır. Adına ulusalcı, bağımsızlıkçı şucu bucu denen bütün akımlar, bilhassa da 28 Şubat Post-modern darbesinin katölizerliğinde ülkeyi içine kapatarak hem kendilerine dönük bir menfaat çarkı kurmak hemde otoriter nitelikli bir yönetim oluşturmak istiyorlar.

Muhalefet Davos'a Gitmemeyi Neden Eleştirmedi?

Balyoz planının niyetinin de bu olduğu görüldü. Bu yaklaşım “model” olarak addedilmeyi bile hak etmeyecek şekilde en ilkel türünü Enver Hocacılıkta (Komünizm çökmeden önce Arnavutlukta uygulanan model. Açlıkta sefillikte ve mağduriyette eşitlik) bulan kendi kendini tüketme projesidir. Bu hükümetin bu tür yaklaşım sahipleriyle paralellik arzettiği görünümü veren bir tavrın içerisine girmemesi gerekir. Hükümet düzeyinde katılımın olmaması böyle bir resim ortaya çıkarmıştır. Her şeyi eleştiren muhalefet sizce Davos'a gitmemeyi neden eleştirmedi? Kendi tavırlarıyla uyum içerisinde idi de ondan.

Yukarıdaki paragraftaki son cümleyle alakalı bir hususa daha işaret etmek istiyorum.

Siyasetteki ve medyadaki muhalefet son zamanlar Türkiye adına bir “eksen kayması”dan söz etmekteler. Eğer sözlerinde samimi olsalar bu örneği de vererek hükümete yüklenmeleri gerekmez miydi?

Türkiye'de bir “eksen kayması” değil tam tersine bir “eksen oturması” sürecinin yaşandığını biz biliyoruz. Ancak sanki modern dünyanın göz ardı edildiği havası doğacak bir pratik geliştirmek hükümetin başvuracağı en son uygulama olmalıdır.

Tavşan Dağa Küsmüş Dağın Haberi Olmamış

Hükümetin Türkiye'yi "tavşan dağa küsmüs, dağın haberi olmamış" türü bir konuma düşürmeye hakkı yoktur. Türkiye katılmadı diye ne toplantı sekteye uğradı, nede ilgi azalması oldu. Hatta bu türden tavırlarda mantıksız ısrar sürekli göz ardı edilme riski doğurur ki bu da arzulanan bir durum değildir.

Büyük Ülkeler Masadan Kaçmazlar

Son olarak büyük ülkeler masadan kaçmazlar tam tersine yüklü ajanda ile her zaman masada olurlar. Dünyadaki ve Türkiye'deki –ister yerli ister yabancı- marjinal grupların problemi de budur. Onu bunu aforizmaya tabi tutarak onlarla beraber olacağı atmosferi yok etmektir. Ayrıca bu çok büyük oranlı özgüven yoksunluğunun da işaretidir. Medeniyet dünyamıza uygun adaletin temsilciliği de masada yer alarak gerçekleşir. En basitinden sayın Başbakanımız o tarihte Davos'ta olmasa idi, Peres'in ve İsrail'in yanlışlıklarını eleştirmek imkanı olacak mıydı?

Bu toplantıda konuşulanların ve paylaşılan bilgilerin yararlarını, sunduğu network imkanını (beş günde öyle çok önemli kişi ile görüşüp dostluk imkanı kurabilir ki şaşarsınız), size tanıdığı tanınma ve reklam imkanını (400 milyonun üzerinde kişi izlemiş) es geçtik. Önemsiz olduğundan değil, diğer esasla ilgili sorunun yanında küçük kaldığından.

“Eğer geçen yılki yaşananlar yaşanmasa dahi biz zaten katılmayacaktır” deniyorsa bu yaklaşım hem yanlış hemde ikna edici değil. Özellikle geçen sene yaşanandan dolayı katılıyoruz denmeli ve katılınmalıydı. Yanlış anlama ve yorumları önlemek için.

Diğer bir soru dünyada farklı paradigmayla var olmayı hedefleyen bir Türkiye, kapitalizmin bu türden kurumlarını dikkate almaya mecbur mu? Evet mecbur. Türkiye ve sahip olduğu medeniyet maalesef bu türden külli değişimleri oluşturabilecek güç ve zenginlikte değil. Uzun zamanda bunu yapmanın gerekli olduğuna da şüphem var. Ancak pratik olarak konuşursak “Ben Davos'a gitmiyorum ancak ondan daha büyük ve etkin olanını Patnos dağlarında gerçekleştireceğim” diyemediğin müddetçe bu tür toplantıları teğet geçmemek gerekmektedir.

Size belki sonraki günlerde yazmayı düşündüğüm bir makalenin tüyosunu vereyim:

AK Parti eğer ileride bir değişim ve dönüşüm geçirecekse, yahut yıllar sonra aynı türden başka bir parti ortaya çıkacaksa, bu Anap ve AK Parti'nin hassasiyetlerine sahip ancak kesinlikle daha şehirli ve eğitimli bir parti olacaktır. Onun başbakanı da (kendim de başbakanımızla aynı tür liseden mezun olduğum için rahatlıkla söylüyorum) bu ülkenin değerlerine sahip ancak birden fazla dil bilen, her aşamadaki eğitimini daha iyi mahfillerde yapmış bir insan olacaktır.

Kısacası, yüreği ve vicdanı Kasımpaşalı, ancak aklı, bilgisi ve tavırları modern dünyalı bir dış siyaset istiyoruz. Bildiğimiz AK Parti de bunu ister. Davos'a katılmamak bu vizyonu gölgelemiş ve AK Parti'nin kendisine “One Minute” demesine yol açmıştır.

Haberi Paylaş : GoogleGoogle, YahooYahoo, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Dogruya ne denir ki???
Selim Turan
MAKALE BASTAN SONA DOGRU SÜPER ANALIZLER AYNEN KATILIYORUM KI CÜNKÜ SIZIN DÜNYA DEVLETI OLMA GIBI BIR DAVNIZ VAR HATTA GECMISTEN MIRASIMIZ VAR BUNUNLA BIRLIKTE SAYET GELECEK ZAMAN BEYANINI IYI ANLATAN BELIG KONUSAN INSANLARIN VE TOPLUMLARIN YERI VE ZAMANI OLACAK KIM KENDINI ULUSLARARASI ARENADA IYI PAZARLAYACAK MERAMINI ANLATACAK VE DE MASA DA BULUNACAK HER ZÁMAN ÖNDE OLCAKA SÖZ DINLETEN SÖZ GECIREN DEVLET OLACAK TÜRKIYE DE BU SINIFDA OLMALI YAZARIN IC VE DIS HAREKETLERI TAKIP KABILIYETI SÜPER:
08 Şubat 2010 Pazartesi 15:17
!!
sibel
evet ülkenin yarısından çoğu güvenerek oy verdi.bizler de onların içerisindeydik.bu kadar şeye rağmen hala destekçilerinin olması insanların körükörüne bağlı olduklarını gösteriyor.ülkenin durumunun farkında değilmisiniz. millet dışarılara döküldü.bunların hesabı verilecektir.hakkın adaleti eninde sonunda tecelli edecektir.
05 Şubat 2010 Cuma 15:14
mide bulantısı olanlara !
AYDIN
Hazmedeceksiniz.Bu milletin kendi kendini idare etmesini ;cunta heveslileri , dikta ve töre yandaşları zorda olsa hazmedecekler.Anlayana...Milletin sağ duyusu diye bir erdemi aklı başında solcular bile bilirler.Bu millete bu kadar kin ancak bu milletten olmayıp başka yerden kan taşıyanlarda olabilir....
05 Şubat 2010 Cuma 14:32
yorumunuz çok saçma
ahmet
her gelişmiş ülkenin davosa katılması şart diye bir düşünceyi ilk defa sizde duyuyorum. bir ülke devletin gitmeyeceğim dediği yere sözünden cayıp giderse o devletin durumu ne olur tahmin edebiliyormusunuz. ülkenin iç ve dış otoritesi sarsılır. sitenin bu yorumunu beğenmedim sırf bu yüzden bu siteyi takip etmekten vazgeçtim. yorumlarınız taraf tuttuğunuzu gösteriyor.
05 Şubat 2010 Cuma 14:20
sibele
hakan
sibel sen kafanı fazla bu işle.
05 Şubat 2010 Cuma 14:11
Dış Politika
Rusya Kafkasyada Denge Arayışında  - Göktürk Tüysüzoğlu  (17 Ağustos 2010)
Osmanlı Parçalandı, Sırada Türkiye mi Var?  - Dr. Mahmut AKPINAR  (20 Temmuz 2010)
Türkiye, Nijerya'nın Farkına Vardı  - Göktürk Tüysüzoğlu  (16 Temmuz 2010)
İki Farklı Ülke, İki Farklı Seçim  - Göktürk Tüysüzoğlu  (09 Temmuz 2010)
AKP Dış Politikada Türki Değil HAMAS'i  - Dr. Mahmut AKPINAR  (17 Haziran 2010)
Aytmatov'un Hayali Gerçek mi Oluyor?  - Ayfer IŞIK AKSU  (24 Mayıs 2010)
İngiltere'de İktidar El Değiştiriyor  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (12 Mayıs 2010)
Kıbrıs Seçimleri: Kıbrıs Şerit Değiştirdi  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (22 Nisan 2010)
Çin'in Büyük Yürüyüşü ve Afrika  - Mehmet BALYAN  (16 Mart 2010)
Irak Seçimlerini Nasıl Okumalı?  - Göktürk Tüysüzoğlu  (10 Mart 2010)
Türk Dış Politikasının 87 Yıllık Analizi  - Prof. Dr. İdris BAL  (22 Şubat 2010)
Osmanlı Sarayı'ndaki Casus?  - Handan Acar Yıldız  (17 Şubat 2010)
KIZILDENİZ Satrancı ve YEMEN  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (12 Şubat 2010)
AKP Kendine de 'One Minute' Dedi  -  (05 Şubat 2010)
Dış Politikanın Ekseni Nereye Kayıyor?  - Sevgi AKARÇEŞME  (04 Şubat 2010)
Orta Asya'da Çin Etkinliği ve Küresel Oyun  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (05 Ocak 2010)
Asırlık Sorunun Çözümünde Bu Resim Etkili mi?  - Serhat TAŞKIN  (28 Aralık 2009)
Su Savaşları ve Türkiye'nin Su Politikaları  - Halil DAĞ  (25 Aralık 2009)
Kurgusal Düşmanlıktan Gerçek Dostluğa  - Turgay ÇARMAK  (14 Aralık 2009)
Türkiye'nin Yükselişi Batıya, İsrail'e Bir Tehdit mi?  - Dr. Mahmut AKPINAR  (04 Aralık 2009)
İkinci Kez Keşfedilen Kıta ve 'Ümit' Burnu  - Handan Acar YILDIZ  (23 Kasım 2009)
Obama'ya Birinci Yıldönümü Armağanı  - İlhan TANIR  (17 Kasım 2009)
İran Açılımı'na Doğru mu?  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (12 Kasım 2009)
Türkiye Global Güç Olabilir mi?  - Dr. Mahmut AKPINAR  (29 Eylül 2009)
Putin'in Türkiye Ziyaretinin Şifreleri  - Göktürk Tüysüzoğlu  (11 Ağustos 2009)
Kuzey Irak Seçimlerini Nasıl Okumalı?  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (28 Temmuz 2009)
Obama'dan Moskova'ya Merhaba  - Mehmet Murad  (06 Temmuz 2009)
Pakistan'da Taliban'ın Ayak Sesleri Duyuluyor  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (25 Mayıs 2009)
BELUCİSTAN SORUNU  - Göktürk Tüysüzoğlu  (12 Mayıs 2009)
Artıları ve Eksileri ile Obama Gezisi  - Göktürk TÜYSÜZOĞLU  (13 Nisan 2009)
Rusya-NATO Gerilimi ve Yeni Alternatif  - Hasan Arif KASIMOĞLU  (25 Mart 2009)
29 Ocak 2009 : Davos’ta Yeni Ruh  - Ahmet Yiğit TAN  (23 Şubat 2009)
DAVOS SORU(N)LARI ÜZERİNE BİR MONOLOG  - Göksel AKINCI  (05 Şubat 2009)
TÜRKİYE KIBRIS'TA NASIL KAZANÇLI ÇIKAR?  - EMİN YILMAZ  (25 Kasım 2008)
Rujlu Nükteli ABD Seçimleri  - Engin AKÇAY  (17 Eylül 2008)
ABD, ADAMLARINI BİRER BİRER SATIYOR! PEKİ AMA KİME?  - Eşref KAMİL  (25 Ağustos 2008)
Tek Amaç AKP'yi Kapatmak mı?  - Eşref KAMİL  (12 Mayıs 2008)
AB Üyeliği 2023'ten Önce Hayal!  - Hüseyin BAĞCI  (30 Nisan 2008)
ANKET
12 Eylül'de yapılacak referandumda EVET mi diyeceksiniz yoksa HAYIR mı?
11.11 ms